İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
1-31 AĞUSTOS 2018

KÜRESEL GÜNDEM: Hızlı ve Öfkeli ABD Başkanı’nın Ağustos Ajandasından Ekonominin Payına Düşenler

Hızlı ve Öfkeli ABD Başkanı’nın Ağustos Ajandasından Ekonominin Payına Düşenler

Yıllar sonra 2018’i ABD Başkanı Donald Trump’ın küresel ekonomiye damga vurduğu yıl olarak hatırlayacağız muhtemelen. Tabiri caizse bu yıl “yapmadığı kalmayan” ABD’nin korumacılık yanlısı Başkanı ile AB’nin, Çin’in, biraz Kanada’nın ve son zamanlarda da Türkiye’nin arası yine pek iyi değil. Özellikle mart ayında Vaşington yönetiminin ithal çeliğe ve alüminyuma ek gümrük vergisi getirmesiyle tüm dünyanın bir anda gündemine oturan ticaret savaşları komplosunda öyle bir noktaya geldik ki artık bu savaşların başladığından eminiz diyebiliriz. ABD Başkanı’nın ağustos ayı ekonomi ajandası da bir hayli yoğundu. Bu ay “ezeli düşmanı” Çin’i yeni bir vergi dalgasıyla vururken, temmuz ayında suların durulacağı izlenimi verdiği AB’yi yine tehdit etti, Meksika ile ticaret anlaşmalarında uzlaşırken, Kanada’ya iyice sırtını döndü. ABD Başkanı’nın ağustos ajandasından Türkiye’nin payına düşenler ise ekonominin ateşini körüklerken, “her şerde bir hayır vardır” dedirten gelişmeler de yaşandı.

Trump’ın Yıldızının Barışmadıklarında Bu Ay: Yine AB, Kanada ve Çin

Öncelikle küresel ekonominin liderlerinden AB’yi ele alacak olursak, ABD ile mart ayından bu yana misilleme kararları ile süren ilişkilerin, temmuz ayında ABD Başkanı Trump’ın Birlikten ithal edilen otomobillere %25 ek vergi getirme tehdidiyle gerildiğini hatırlamakta fayda var. Bunun üzerine orta yolu bulmak amacıyla Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker, 25 Temmuz’da Başkan Trump ile Vaşington’da bir araya gelmişti. Her ne kadar görüşme öncesinde Avrupa kanadı çok ümitli olmasa da görüşme sonrasında basına yansıyanlar, ticaret savaşlarında bir ateşkes sağlandığı yönündeydi. Nitekim otomotiv ürünleri dışındaki endüstriyel ürünlere yönelik tüm tarife ve tarife dışı engellerin kaldırılmasına; kimyasallar, soya fasulyesi ve medikal ürün ticaretinin artırılmasına; DTÖ’nün reformuna yönelik işbirliği yapılmasına ve Birliğin ABD’den ithal ettiği LNG’yi artırmasına ilişkin uzlaşıya varılmıştı.           

Ancak varılan uzlaşı Komisyon Başkanı Juncker’in Vaşington’a gitme amacı olan otomobillere yönelik vergilerin kaldırılmasını kapsamıyordu. Keza ağustos ayında AB ile ABD arasında “ateşkes” olarak yorumlanan bu uzlaşıya gölge düşürecek sıcak bir gelişme yaşandı. 45’inci ABD Başkanı Donald Trump’ın Atlantiğin diğer yakası ile kurduğu kısa süreli dostane ilişki, 21 Ağustos’ta Avrupa menşeli otomobillere %25 vergi getirme tehdidini yeniden telaffuz etmesiyle çatırdadı. Bunun ardından Komisyonun Ticaretten Sorumlu Üyesi Cecilia Malmström’den gelen, AB’nin ve ABD’nin hâlihazırda otomobillere uyguladığı vergileri karşılıklı olarak rafa kaldırmaları teklifi ABD Başkanı tarafından Oval Ofis’te Bloomberg’e verdiği röportaj sırasında reddedildi. ABD şu anda ithal çelik ile alüminyumda yürütülen soruşturmaya benzerini otomobiller için yapıyor ve bunların ülkenin ulusal güvenliğine etkilerini inceliyor. Wall Street Journal’da yayımlanan bir habere göre Başkan Trump, soruşturmanın devam etmesi sebebiyle AB menşeli otomobillere çok kısa bir süre içerisinde vergi uygulayamayabilir.

ABD’nin ağustos ayındaki ekonomi icraatları arasında kapı komşuları Kanada ve Meksika da var. Hatırlanacağı üzere iki ülke ile ABD’nin ilişkileri çeliğe ve alüminyuma getirilen ek vergilerden muafiyet alamamaları sebebiyle bir hayli gerilmiş ve misilleme vergileri yürürlüğe girmişti. Ayrıca haziran ayında 44’üncüsü düzenlenen G7 Zirvesi’ne de Kanada Başbakanı Justin Trudeau ile Donald Trump arasında zirvenin ardından yaşanan polemik damgasını vurmuştu. Başkanlık koltuğuna oturmasının ardından yeniden müzakereye açtığı NAFTA’nın geleceği belirsizliğini korurken, Trump 27 Ağustos’ta ABD ile Meksika arasında yürütülen ticaret müzakerelerinde anlaşmaya varıldığı duyurdu. Kanada’nın bu anlaşmaya katılıp katılmayacağı hâlâ bilinmezken, sis perdesinin arkasındaki bir diğer konu da anlaşmanın adının NAFTA mı yoksa Trump’ın açıkladığı şekilde “ABD-Meksika Ticaret Anlaşması” mı olacağı. ABD Başkanı en kısa zamanda Kanada ile de ticaret müzakerelerine başlanacağını ve bu kapsamda ya ayrı bir ticaret anlaşması akdedileceğini ya da Kanada’nın da Meksika ile olan anlaşmaya dâhil edileceğini belirtti. Ancak uzmanlar Donald Trump’ın Meksika ile uzlaşısını ve NAFTA’ya son verme çabasını, uluslararası ticareti çok taraflılıktan iki taraflılığa dönüştürme girişimi şeklinde yorumluyor.

ABD Başkanı’nın ağustos ayı ekonomi ajandasında yer alan bir diğer ülke de bizi hiç şaşırtmayacak olan Çin. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından yaratılan kurallara dayalı uluslararası ticaret sahnesinin başat aktörü ve dolar hegemonyasının yaratıcısı ABD ile ucuz işgücü ve düşük üretim maliyetleri ile karşılaştırmalı üstünlüğü ele geçirmekte olan Çin arasında tansiyon bilindiği üzere oldukça yüksek. Öyle ki taraflar aylardır birbirlerini ek vergi getirilecek ürün listeleriyle ve soruşturmalarla tehdit ediyor. ABD’nin Çin karşısında verdiği ticaret açığından rahatsızlığını her seferinde dile getiren Trump, 1 Ağustos’ta 200 milyar dolar değerinde Çin menşeli sanayi ve tüketim malına %25 vergi getirmeyi planladığını duyurdu. Aslında bu durum 18 Haziran’da Başkanın çalışanlarına %10 vergi getirilebilecek 200 milyar dolar değerinde Çin ürününü içeren bir liste hazırlamaları talimatındaki vergi oranının artırılmasından başka bir şey değil. Bazı analistlere göre nisan ayından bu yana Çin yuanının dolar karşısında yaklaşık %7,3’lük değer kaybına uğraması, Trump’ın vergileri %10’dan %25’e çıkarmasının altında yatan sebepler arasında.

Öte yandan 22-23 Ağustos tarihlerinde ABD ve Çin arasında zeytin dalı olarak nitelendirilebilecek bir gelişme yaşandı ve tarafların temsilcileri Vaşington’da bir araya geldi. Küresel ekonominin iki devi arasındaki ticari gerginliğin derinleşmesini ve tarifelerin yükselmesini önlemek amacıyla haziran ayının başından bu yana taraflar ilk defa yüz yüze görüştü. Önemli bir ilerlemenin kaydedilemediği görüşmenin son gününde ABD, Çin’den ithal edilen 16 milyar dolar değerinde mala %25’lik vergi getirdi. Çin de benzer şekilde karşılık vererek, ABD’den ithal edilen otomobiller ile hurda metallere aynı oranda vergi koydu. Tarifelerin ikinci dalgası olarak tanımlanan bu son hamlenin ilk dalgası ise 6 Temmuz’da Başkan Trump’ın 34 milyar dolar değerinde Çin ürününe %25 vergi koymasıydı. Ekonomistler küresel ekonominin iki devi arasındaki ticaret savaşının daha da kızışması durumunda 2020 yılı itibarıyla küresel hasılanın %0,7 azalacağı uyarısında bulunuyor.

Ve Türkiye: ABD Ekonominin Ateşini Körüklerken, AB Su mu Serpiyor?

ABD’nin ağustos ayındaki ekonomi ajandasında adı çok geçen bir diğer ülke de Türkiye. Son dönemde ikili ilişkilerdeki retorik, ülkemizde tutuklu bulunan Rahip Andrew Brunson ve ABD’nin İçişleri ile Adalet bakanlarımıza yönelik yaptırımları sebebiyle oldukça sertleşmişti. Bunun ardından 10 Ağustos’ta ABD Başkanı Donald Trump, en sevdiği sosyal medya aracı olan ve kararlarını duyurmak için sıklıkla kullandığı Twitter üzerinden Türkiye’ye ilişkin yeni bir karar açıkladı. Mart ayında yürürlüğe giren ithal çeliğe %25 ve ithal alüminyuma %10 oranındaki ek vergiler Türkiye için iki katına; yani çelik için %50’ye ve alüminyum için %20’ye çıkarıldı. Trump, söz konusu kararın son aylarda dolar karşısında keskin bir şekilde değer kaybeden Türk lirasının Amerikalı tedarikçiler için Türkiye’den yapılacak ithalatı daha ucuz hale getireceği sebebiyle alındığını belirtti.

ABD Başkanı Donald Trump’ın vergileri iki katına çıkarma kararının ardından konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD menşeli elektronik ürünleri boykot etme ve bu ülke menşeli cep telefonu markaları yerine yerli ürünlerin tercih edilmesi çağrısı yaptı. Ardından 15 Ağustos’ta otomobil, alkollü içecekler, tütün ürünleri, pirinç, kozmetik ürünleri ve kömür başta olmak üzere bir dizi Amerikan ürününe haziran ayında getirilen vergilerin iki katına çıkarılması kararı alındı. Böylelikle otomobillere getirilen vergi %120’ye, alkollü içeceklere getirilen vergi %140’a ve tütün ürünlerine getirilen vergi %60’a çıktı.

Öte yandan “her şerde bir hayır vardır” misali kötü giden Türkiye-ABD ilişkileri, ülkemizin AB ile yakınlaşmasına vesile oldu. Öyle ki Başkan Trump’ın kararından iki gün sonra yani 12 Ağustos’ta Bild am Sonntag Gazetesi’ne röportaj veren Almanya Ekonomi ve Enerji Bakanı Peter Altmaier, Çin ve Türkiye gibi ülkeler karşısında Vaşington yönetiminin aldığı yaptırım ve vergi kararlarının, küresel ekonomik büyümeyi tehdit edeceği uyarısında bulundu. Geçmişte yaşanan ticaret savaşlarının pahalanan ürünler sebebiyle en çok tüketicilere zarar verdiğini hatırlatan Altmaier’in röportajının satır aralarında ayrıca Türkiye’nin NATO üyeliği, Almanya’nın Türkiye ile ekonomik ilişkilerini canlandırma isteği ve ülkemizin göç ile güvenlik gibi konularda AB’nin önemli bir müttefiki olduğu da yer alıyor. Ayrıca 24 Haziran seçimlerinin ardından ülkemizin geçtiği Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ilk kabinesinin Hazine ve Maliye Bakanı olan Berat Albayrak, 16 Ağustos’ta Alman mevkidaşı Olaf Scholz ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Görüşmede Alman bakanın güçlü bir Türkiye ekonomisinin Almanya ve AB için önemine değindiği açıklandı.

ABD’nin yaptırım kararları ve Türkiye’de kötüleşen ekonomik göstergeler karşısında Almanya’nın yanı sıra İtalya’dan da destek mesajları geldi. AB’nin kurucu üyelerinden İtalya’nın Dışişleri Bakanı Enzo Moavero Milanesi, Akdeniz’deki ticari ve mali dengelerde kilit rol oynayan Türkiye ile dayanışma içerisinde olunması gerektiğini vurguladı. Durağanlaşan Türkiye-AB ilişkilerinin tekrar canlandırılması yönünde kayda değer ifadeler olarak okuyabileceğimiz bu açıklamalar, AB ile yakınlaşma umudunu yeniden yeşertti.

Türkiye Ekonomisindeki Son Gelişmeler

ABD Başkanı Trump’ın Türkiye’ye uygulanan çelik ve alüminyum vergilerini iki katına çıkarma kararı dünya gündemine bomba gibi düştüğü saatlerde, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak Dolmabahçe Sarayı’nda Yeni Ekonomi Modeli’ni açıklıyordu. “3+1 sacayağı olan bir yaklaşım” şeklinde tanımladığı modelde, 2018 ve 2019 yılları ilk faz olan ekonomik dengelemeyi, 2020 ve 2021 yılları ise ikinci faz olan istikrarlı büyümeyi ifade ediyor. Bakan Albayrak, bu iki fazın tamamlanmasının ardından üçüncü faz olan daha adaletli paylaşıma geçileceğini ve bundan sonra da “+1” olarak ifade edilen nitelikli insan gücü ve güçlü topluma dönüşüm politikalarıyla ilk üç fazda hayata geçirilenlerin sürdürülebilir, kapsayıcı ve istikrarlı olmasının sağlanacağını belirtti. Her bir fazda atılacak adımların anlatıldığı konuşmanın satır aralarında Türkiye’nin orta gelir grubundan üst gelire çıkarılması, tüm paydaşların sürece katılması, para politikasının ve Merkez Bankasının tam bağımsızlığının sağlanması, enflasyon ve cari açıkla mücadele, kamu kaynaklarında tasarrufa gidilmesi ve vergi sisteminde dönüşüm yapılması yer aldı.

Türkiye ekonomisinin ağustos ayındaki genel durumuna baktığımızda ise bizi ne yazık ki çok olumlu bir tablo karşılamıyor. Yüksek enflasyon, dolar ve avro gibi para birimleri karşısında hızla değer kaybeden Türk Lirası, yükselen kurdan dolayı katlanan dış borç, düşen alım gücü, artan risk algısı ve belirsizlik ile azalan güven ortamı, geride bıraktığımız ayda ekonomi haberlerinde en sık duyduğumuz ifadeler. Ayrıca uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları Moody’s ve S&P’nin ağustos ayında ülkemizin kredi notunu düşürdüğüne de şahit olduk. 2018’in Ocak-Nisan döneminde %10 civarında seyreden enflasyon, mayıs ayından itibaren artışa geçti ve TÜİK’in son verilerine göre ağustos ayında bir önceki aya göre %2,30 artarak %17,90’a yükseldi. Fiyat artışının son 14 yılın en yüksek seviyesinde olduğu ifade ediliyor. Euronews’te yer alan bir makaleye göre Türk Lirası, 2018’in başından bu yana gelişmekte olan ülke paraları arasında en kötü performans sergileyeni oldu. 2018’in ilk çeyreği için açıklanan son verilere göre ülkemizin brüt dış borç stoku 466,7 milyar dolar ve net dış borç stoku 303,2 milyar dolardı. Merkez Bankası verilerine göre 1 Ağustos’ta 4,93 olan dolar/TL kurunun 31 Ağustos’ta 6,56’ya yükseldiği dikkate alındığında ülkemizin dış borcunun ağustos ayında bir hayli arttığını da görmek mümkün. Bu kapsamda Türkiye’nin IMF’den borç alma ihtimali de bir hayli yazıldı çizildi fakat Hazine ve Maliye Bakanı Albayrak her fırsatta Ankara’nın böyle bir planı olmadığını dile getiriyor.

TÜİK tarafından açıklanan son verilere göre ülkemizin ihracatı temmuz ayında bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla %11,6 artarak 14 milyar 77 milyon dolara ulaşırken, ithalatı ise %6,7 azalarak 20 milyar 59 milyon dolara geriledi. Böylelikle dış ticaret açığımız %32,6’lık azalma sonucunda 5 milyar 981 milyon dolara düştü. İhracatımızda ülke grubu bazında AB yine lider konumda. Birliğe yapılan ihracat Temmuz 2017’ye kıyasla %14,7 artarak 6,9 milyar dolara ve AB’nin 2017’nin aynı ayında %47,4 olan ihracat payı ise %48,7’ye yükseldi. Azalan ithalatımız ise OECD’nin 29 Ağustos’ta dış ticarete ilişkin yayımladığı son raporda G20 ülkeleri içinde Türkiye’yi %9,4 ile 2018’in ikinci çeyreğinde ithalatı en fazla azalan ülke yaptı.

Peki, önümüzdeki günlerde Türkiye ekonomisini neler bekliyor? Öncelikle Hazine ve Maliye Bakanı’nın 9 Ağustos tarihli açıklamasında tahminlerde bulunduğu Orta Vadeli Program’ın (OVP) eylül ayının ilk yarısında açıklanması bekleniyor. Bilindiği üzere OVP, kamu politikalarını ve uygulamalarını Kalkınma Planı’nda yer alan öncelikler temelinde ortaya koyarak, bütçe sürecini başlatan ve kaynakların tahsisine yön veren bir araç. Üçer yıllık dönemler halinde hazırlanan OVP’nin önümüzdeki günlerde açıklanması beklenen 2019-2021 dönemi için Bakan Albayrak’ın ağustos ayındaki açıklamasında cari açık, bütçe açığı, 2019 yılı ekonomik büyümesi ve enflasyon gibi önemli göstergelere ilişkin tahminler vardı. Şimdi piyasanın gözü kulağı 2019-2021 OVP’sinde ve bu tahminlerin doğruluğunda. İkinci olarak 24 Temmuz’da beklenenin aksine faizleri artırmayan Merkez Bankasının 13 Eylül’de yine Para Politikası Kurulu toplantısı var. 3 Eylül’de ağustos ayı enflasyonunun yayımlanmasının ardından Merkez Bankası tarafından yapılan açıklamada son gelişmeler ışığında 13 Eylül’deki toplantıda “parasal duruşun yeniden şekilleneceği” kaydedildi. Bu durum, faiz artışı beklentisini kuvvetlendiriyor.

Sonuç olarak, ekonomimizdeki olumsuz atmosferin sona ermesi için ABD ile yaşanan gerilimin bitirilmesi büyük önem taşıyor. Neticede ABD, küresel ekonomik güç olmasının yanı sıra ülkemizin de en önemli ticaret ortaklarından; 2017 yılı verilerine göre ithalatımızda dördüncü, ihracatımızda ise beşinci sırada. Her ne kadar son dönemde milli para ile ticaret ve dolar hegemonyasının sona erdirilmesine yönelik söylemler artıyor olsa da bu kesinlikle ABD ile ekonomik ilişkilerin azaltılması ya da bitirilmesi olarak yorumlanmamalı. Zaten dişlinin çarkları halindeki küresel ekonomik sistemde bu tarzda soyutlamalar ne mantıklı ne de kazançlı olur. Bunun yanı sıra son dönemdeki gerginliğin doğurduğu güzel sonuçlardan olan AB ile ilişkilerimizdeki iyileşmeyi sürdürülebilir kılmak da bir diğer hayati mesele. Benzer şekilde ABD’nin çelik ve alüminyum vergilerinin ardından Uzakdoğu ve Güneydoğu Asya gibi yeni pazar arayışına girilmesi başta olmak üzere mevcut konjonktüründe batıdan uzaklaşarak doğuya yönelme eğilimi gösteren Türkiye ekonomisinde hem yıllardır süregelen veriler doğru okunmalı hem de öfkeli bir tavır takınarak bir seçim yapmak zorunda hissedilmemeli. Neticede değişen dünya düzeninde illa ki bir tarafta yer almak ve diğer taraf ile kötü olmak gerekmiyor. Ülkemizin kendine koyduğu siyasi ve ekonomik çıpalara ulaşmak için stratejik davranmak ve politikalarımızı buna göre şekillendirmek en akılcısı gibi duruyor.

Merve Özcan, İKV Uzman Yardımcısı