İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
1-15 EKİM 2018

KÜRESEL GÜNDEM: Gelecek 15 Yılın Ticaretini Şekillendirecek Dijital Dönüşümler

Gelecek 15 Yılın Ticaretini Şekillendirecek Dijital Dönüşümler

Uluslararası sistemin mevcut görünümü ve dinamikleri, halen daha pek çokları tarafından “aşırılıklar çağı” olarak nitelendirilse de, siyasi ve teknolojik dönüşümlerin yarattığı soru işaretleri aslında “belirsizlikler çağı” içerisinde olduğumuza işaret ediyor. Uluslar ve uluslarüstü aktörler ise bu belirsizlik sarmalı içerisinde bir anlam yakalamak, geleceğe ilişkin projeksiyonlarla sistemi garantiye almak ve mevcut anomalileri regüle edebilmek adına mesailerinin büyük bir kısmını tüketir hale geliyor.

Gelecek tasavvurlarıyla bir çıkış noktası arayışı, uluslararası ve bölgesel nitelikteki aktörlerin, araç çantalarındaki en güvendikleri alet haline gelmeye başladı. Örneğin NATO’nun temel organlarından Müttefik Dönüşüm Komutanlığı mesaisinin tamamına yakınını güncel ve gelecek trendlere uyuma harcıyor. G20 Zirveleri son dönemde durmaksızın teknolojik dönüşümlere adaptasyon planlarıyla gündeme geliyor, AB entegrasyon projesi ise kendi varoluşsal sorunlarına çözüm için gelecek senaryolarından oldukça faydalanıyor. Askeri, siyasi, hukuki ve ekonomik pek çok ulusal veya uluslarüstü düzeyde “geleceği anlamlandırma” çabaları sürmekte olsa da, en az askeri alan kadar kritik bir diğer alanda daha dijitalleşmenin geleceği merakla takip ediliyor. Ticaret ve daha spesifik tabirle uluslararası ticaret; şüphesiz ki ekonomi, üretim ve insan ilişkilerinin dönüşümünden en doğrudan etkilenen alan olduğu için teknolojinin getirdiklerinden ve getireceklerinden fazlasıyla payını alacak gibi  görünüyor. Dolayısıyla bu alanın uluslararası ölçekteki hamisi Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ)’nü fazlasıyla meşakkatli bir mesai bekliyor.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında net şekilde köklerini salmaya başlayan liberal küresel sistemin imza kuruluşlarından kabul edilen ve bu sistemde ticaretin, sistemin kurallarına en uygun şekilde akmasını garanti altına alma saikindeki DTÖ, son dönemde çeşitli sınamalarla karşı karşıya. Özellikle ABD Başkanı Donald Trump’ın korumacı ve agresif ticaret politikası ile DTÖ’nün sınırlarını zorlar nitelikteki tarife ve tarife dışı yaptırım kararları, pek çok aktörün DTÖ’nün kapısını çalmasına yol açtı. Diğer yandan Çin’in liberal ticaret sistemine masum entegrasyonu tartışılırken, vites artırımına gidip agresif yayılmacı tutum benimsemeye başlaması bir diğer siyasi değişken haline geldi. Bunlar ve benzer nitelikteki siyasi gerilimler, DTÖ’nün kapsayıcı bir çıkış yolu arayışını artırdı. Bütün bunlarla birlikte,  teknoloji ve dijitalleşme herkesin diline pelesenk olmuşken, mevcut uluslararası sistemi temsil eden DTÖ gibi oyuncular, günceli yakalayamamak, bunlara çözüm veya katkı üretememekle de eleştiriliyor. Neticede, herhangi bir okuma yapmadan, sadece gün içerisinde internet üzerinde ufak bir tur atarak da, teknolojinin ticaret ve ekonomi algısına doğrudan, sarsıcı bir etki taşıyacağını öne sürmek mümkün. DTÖ de benzer bir gereklilik ve tutumdan hareketle, 2018 Dünya Ticaret Raporu’nu bu temaya ayırdı ve şu soruyu sordu: Dijital teknolojiler küresel ticareti nasıl dönüştürüyor? Böylesi bir soru ve DTÖ’nün bu adımı, uygun bir hamle olarak görülebilir. Nitekim DTÖ’nün ve en geniş anlamıyla liberal ticaret sisteminin teknoloji algısını anlayabilmek ve gerekli eleştirileri öne sürebilmek adına ilgili rapor, değerli bir referans noktası oluşturuyor.

Raporda Öne Çıkan Dijital Eğilimler

Rapor, teknoloji kavramını bütüncül şekilde ele almıyor, daha özele inerek belli teknolojik unsurların ticarete etkisini değerlendirmeye çalışıyor ki bu doğru bir yaklaşım. Teknolojiyi tek ve genel bir öğe olarak değerlendirmek, her gün hayatları doğrudan etkileyen irili ufaklı çok çeşitli teknolojinin gün yüzüne çıktığı bir dönemde gerçekçi olmayacaktır. Dolayısıyla, raporun etraflıca üzerinde durduğu teknoloji unsurlarını; nesnelerin interneti, 3D yazıcılar, blockchain teknolojisi ve yapay zekâ oluşturuyor. Bunlar ve bunlarla bağlantılı diğer tüm gelişmeleri rapor, ticaretin güncel eğilimleriyle karşılaştırmalı ve iç içe ele alıyor. DTÖ Raporu’nun çıkış noktası ise çok basit ama genel geçer bir değerlendirme: Tekerleğin icadından demir yollarına ve günümüze dek, teknolojik gelişmeler ve ticaret iç içe ilerledi. Bu karşılıklı etkileşim, her dönemde ticaretin hem araçlarını hem ürünlerini hem prosedürlerini değiştirdi veya destekledi.

Tarih sahnesi pek çok kereler gösterdi ki, ilgili ürünün prototipi, uygulama denemeleri ve geliştirici ekipleri mevcut olsa da bir teknolojik gelişimin genele yayılması ve çok fazla paydaş tarafından kullanılabilir hale gelebilmesi, onu dönüştürücü kılıyor. Raporun da bu noktanın altını çiziyor olması ve başlangıç noktası olarak görmesi kritik. Öyle ki, bilgisayar gücündeki, bilgi teknolojilerindeki ve bant genişliği (bandwidth) ile altyapılardaki ilerlemeler, kapasite artışları, bahsi geçen teknolojilerin 15 yıllık bir dönemde genele yayılabilmesini sağlayacak gibi duruyor. Rapor da bu kabulle birlikte, önümüzdeki dönemde ilgili dönüşümlerin hayalden öte olduğunu ifade ediyor, ciddiyetle ele alıyor.

Bütün bu değerlendirmeler ışığında DTÖ Raporu, en temelde yukarıda adı geçen teknolojilerin, ticaret maliyetlerini önemli oranlarda düşüreceğini ileri sürüyor. Verilen rakamlara göre, teknolojik ilerlemelerle birlikte 1996 yılından bu yana ticari işlemlerin doğurduğu maliyetler %15 oranında azalmış vaziyette, bu eğilimin artarak devam etmesi bekleniyor. Böylesi bir tasarrufun, ticaretin yıllık %1,8-2 oranlarında büyümesine sebep olacağı öngörülüyor. Olası tasarruftan ve büyümeden ise en karlı çıkacak gruplar olarak gelişmekte olan ülkeler gösteriliyor. Gelişmekte olan ekonomilerin küresel ticaretteki payının 2015’te %46’dan 2030’da %57’ye ulaşması öngörülmüş durumda.

DTÖ Raporu’nun teknolojinin ticaretin maliyetini düşüreceği yargısıyla neyi ifade ettiğini detaylandırmakta fayda var. Örneğin yeni, yapay zekâ ile idare edilen otonom sürüş faaliyetlerinin; sürüş ve kargo takibi masraflarını azaltması, robotların akıllı depolama aracı olarak kullanılmasının ise depolama ve envanter maliyetlerini azaltması bekleniyor. Yani teknolojilerin genel anlamda lojistik ve saklamada katma değeri artırması bir öngörü. Lojistikte algoritmalar ve yapay zekânın kullanımının, teslim ve ulaşım sürelerindeki belirsizlikleri de ortadan kaldıracağı, bir diğer öngörü. 

Raporda belirtildiği gibi, ticaretin maliyetinin yanı sıra, teknolojinin ticarete olası bir diğer etkisi, tüketici alışkanlıklarının değişmesi olacak. Bunun en gözle görülür örneği ise, e-ticaretin her geçen gün büyük oranda artarak devam eden kullanımı. E-ticaretin 2015 yılında küresel çaptaki toplam hacminin 2015 yılında 25 trilyon dolar olduğu ifade ediliyor ki, 2013 yılıyla karşılaştırıldığında %56’lık bir artışa işaret ediyor. E-ticaretteki bu artış, ürün çeşitliliği, farklı aktörlerin kolaylıkla piyasaya girebilmesi ve ürünlerin dağıtımının, tanıtımının ve üretiminin daha ucuza gerçekleştirilebilmesi gibi faydalar teşkil ediyor. Dolayısıyla bu durum, çevrimiçi hizmet sağlayıcıların ve çevrimiçi platformların, giderek küresel ticaretteki payını artıracağını gösteriyor. Bu çevrimiçi ticaretin ise en büyük özelliği, sınır ötesi ve uluslararası olması. Örneğin ABD merkezli Amazon firmasının, net satışlarının %32’si, uluslararası nitelikte.

Ticaretin yapısı ve sektörleri de teknolojik dönüşümün radarındaki öğeler. Hizmetler sektörünün, ilgili teknolojik hamleler sayesinde, daha önce hiç olmadığı kadar dijitalleştiği görülüyor. Hizmet ticaretinin, 2030’a kadar toplam ticarette, %21’den %25’e ulaşacağı öngörülüyor. Böyle bir motivasyonla birlikte, çok yeni dijital hizmet alanlarının, yeni sektörlerin oluşması bekleniyor. Eş zamanlı olarak, dijital platformların gelişmesi ve dikkat çekmesiyle, önümüzdeki dönemde bu platformların, ticaretin merkezi, pazar alanlarına dönüşmesi de öngörüler arasında. Bu da aslında ticaretin yönteminin, mecralarının ve taraflarının değişmesi anlamına geliyor. Bahsi geçen dönüşüm, blockchain teknolojisinin sunmayı vaat ettiği bireysel meşruiyet, mutlak güvenlik ve güvenilirlik gibi mefhumlarla birleştiğinde, akıllı kontratların ve benzer uygulamaların artması beklenebilir, ticaretin hukuki boyutu da teknolojiden yakından etkilenebilir. Benzer bir yaklaşım, özellikle de çevrimiçi paylaşımın ve üretimin yüksek bir hızla artış gösterdiği bu konjonktürde fikri mülkiyet meselesi için de geçerli. Nitekim bütün bunların gerçekleşebilmesi için DTÖ’nün altını çizdiği kritik bir mekanik bulunuyor. Tüm bu ileri seviyeli dönüşüm ancak, bilgisayarların ve diğer dijital unsurların birbirleriyle ve insanlarla “konuşabilmesi” halinde gerçekleşecek. İleri seviye bağlantılılık ve nesnelerin interneti gibi uygulamaların daha etkin hale gelmesi, veri transferinin daha da hızlanması ve diğer inisiyatifler, bu belirtilen iletişimi mümkün kılacak gibi görünüyor.

Sınamalar, Tehditler ve Belirsizlikler

Nitekim güncel konjonktürde uzmanların ve akademik çevrelerin tartıştığı gibi, DTÖ Raporu da teknoloji-ticaret ilişkisinin doğurması muhtemel bir takım tehdit, belirsizlik ve sınamaya işaret ediyor. En öncelikli sorun, veri güvenliği meselesi. Bahsi geçen platformlar, işlemler ve çevrimiçi faaliyetler büyük ölçüde veri odaklı aktiviteler. Dolayısıyla kişilere ait verilerin en hassas ve güvenli şekilde korunması, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilmemesi açısından ihtiyaç. Bununla birlikte, akıllı kontratlar ve blockchain sistemleri gibi hukuki açıdan statüsü belirsiz bir takım güncel trendlerin de regüle edilmesi, hukuki boşlukların ortadan kaldırılması gerekecek.

Öte yandan raporda tehdit olarak ele alınan bir diğer mesele, aynı raporda fırsat olarak da sunuluyor. Raporun iddiası, bilginin internet üzerinde kolay erişilebilirliği. Teknolojinin ve yapay zekânın süreçleri kolaylaştırıcı yapısı sebebiyle, gelişmekte olan ülkeler veya bu ülkelerde ticaret yapma eğilimindeki tüzel veya gerçek kişiler, teknolojiden kaynaklı bir fırsat eşitliğine ulaşmış olacak. Nitekim tam tersini de öne sürmek mümkün. Teknolojik gelişmeler, bu gelişmelerin karmaşık ve tamamen bilgiye dayalı yapısı, bunlara ulaşımın maliyetli ve zor hale gelmesini, aktörler arasındaki gelişmişlik seviyesinde farkın geri dönülemez şekilde açılması sorununu doğurabilir. Karşılaştırmalı olarak hangi aktörlerin diğerlerinden daha avantajlı olacağını, 15 yıllık bir projeksiyon dikkate alındığında, şimdiden %100 oranında tahmin etmek fazlasıyla zor gibi. Bütün bu teknolojik meselelerin tartışılması ve tartışmaların çok boyutlu hale gelmesi, politikaların derinleşmesine, şekillenmesine; meselelerin hukuki ve ticari, ekonomik boyutu gibi çeşitli faktörlerle bağlantılı ele alınması, neticede geleceğimizi şekillendirecek fikirlerin üretilmesiyle sonuçlanacak. Gerçekleşecek tüm dönüşümlerin, temel hak ve özgürlükleri en ileri seviyede garanti altına almasını sağlamak ise, fikir üreten herkesin motivasyonu haline gelmeli.

Ahmet Ceran, İKV Uzmanı