İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
1-31 ARALIK 2018

AB GÜNDEMİ: Birleşik Krallık’ta Ertelenen Oylama ve Brexit Kaosu

Birleşik Krallık’ta Ertelenen Oylama ve Brexit Kaosu

Hatırlanacağı üzere Brüksel ile Londra arasında sürdürülen zorlu Brexit müzakerelerinde uzlaşı sağlandığı haberi 13 Kasım'da gelmişti. Tarafların hazırladığı 585 sayfalık taslak metin, 28 Kasım'da AB'nin diğer üyeleri tarafından onaylanmıştı. Birleşik Krallık'ın AB üyeliğini 29 Mart 2019’da sona erdirecek olan Londra ve Brüksel arasındaki anlaşmanın, Birleşik Krallık Parlamentosu ve AP tarafından da onaylanması gerekiyor. Birleşik Krallık Parlamentosunda anlaşmaya ilişkin oylamanın, görüşmelerin ardından 11 Aralık'ta yapılması planlanıyordu. Ancak Başbakan Theresa May, kendisi açısından hezimetle sonuçlanmasına kesin gözüyle bakılan oylamayı erteleme kararı aldı. May’in anlaşmayı 21 Ocak 2019'dan önce parlamentoya sunması bekleniyor. Ancak Birleşik Krallık Parlamentosunun onayı, mevcut koşullar altında pek de olası gözükmüyor.

Birleşik Krallık’ta Ertelenen Oylama

Bilindiği üzere Birleşik Krallık’ın AB’den ayrılık anlaşmasının Brüksel’de onaylanmasına rağmen süreç bitmiş değil. AB anlaşmayı onaylasa bile, anlaşmanın Birleşik Krallık Parlamentosu ve AP’de de kabul edilmesi gerekiyor. AP tarafında Londra'daki gibi sıkıntılı bir durum yok. AP Başkanı Antonio Tajani daha önce yaptığı açıklamada Avrupalı parlamenterlerin büyük çoğunluğunun anlaşmayı desteklediğini söylemişti. Tajani ayrıca oylamanın muhtemelen şubatta, en geç martta yapılacağını belirtmişti. Birleşik Krallık'ta ise şu ana kadar bu konuda görüş bildiren milletvekillerinin çoğu anlaşmaya karşı çıkıyor.

Birleşik Krallık Parlamentosunda anlaşmaya ilişkin oylamanın görüşmelerin ardından 11 Aralık'ta yapılması planlanıyordu. Ancak Başbakan Theresa May, kendisi açısından hezimetle sonuçlanmasına kesin gözüyle bakılan oylamayı erteleme kararı aldı. Bilindiği üzere hiçbir partinin çoğunlukta olmadığı parlamentoda, Birleşik Krallık’ın 45 yıllık AB üyeliğini sonlandıracak anlaşmaya dair farklı görüşler var. Birleşik Krallık başbakanının “en iyi şartlar bu” dediği anlaşmaya Brexit yanlıları, ülkeyi AB'ye mahkûm edecek gerekçesiyle karşı çıkıyor. Brexit karşıtları ise “AB'nin kurallarına tabi olacaksak zaten çıkmamızın bir anlamı yok” diyerek Brexit'ten vazgeçilmesini istiyor.

Birleşik Krallık Parlamentosunda hiçbir kesimi memnun etmeyen kısmı, Brexit anlaşmasının Kuzey İrlanda ve İrlanda Cumhuriyeti arasında yeniden fiziki bir sınır oluşmasını engellemeye yönelik tedbir maddesi (backstop). Bilindiği üzere şu anda adanın iki tarafında da emeğin ve malların serbest dolaşımı mevcut. Fakat bu durum, Brexit sonrasında değişecek. Hem Birleşik Krallık hem de AB araç kontrollerinin yapıldığı ve sınır görevlilerinin başında durduğu türden bir sınır istemediklerini söylüyordu. Ancak ayrılık sonrası bu sınırın nasıl bir sınır olacağı konusu da iki taraf arasında büyük bir sorun yaratıyordu. Anlaşma taslağı, fiziki bir sınırın önüne geçebilmek için "backstop" denen bir acil durum mekanizması öngörüyor. Bu mekanizma ile gelecekte AB ve Birleşik Krallık arasındaki STA’lar nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın adada fiziki bir sınır olmaması garanti ediliyor. Özellikle sert Brexit yanlıları bu maddeye Birleşik Krallık’ı belirsiz ve ucu açık bir süre için AB ile gümrük birliği içinde tutacağı ve üye olmadan gümrük birliği içinde olmanın da bağımlı bir ilişkiye yol açacağı nedeniyle karşı çıkıyor.

Bu minvalde May’in anlaşmayı 21 Ocak 2019'dan önce tekrar parlamentoya sunması bekleniyor. Ancak muhalefet partilerinin tamamen anlaşmaya karşı oy kullanmasına kesin gözüyle bakılıyor. Muhalefetteki İşçi Partisi Birleşik Krallık’ın çıkarına olmadığı gerekçesiyle anlaşmaya karşı oy kullanacağını dile getiriyor. Hükümet ortağı Kuzey İrlanda'daki Demokratik Birlik Partisi (Democratic Unionist Party - DUP) de anlaşmaya karşı olduğunu belirtiyor. May'in kendi partisinden bazı milletvekilleri de anlaşmaya karşı çıkıyor. Hatırlanacağı üzere kasım ayı içerisinde AB ile yapılan anlaşmadan memnun kalmayan birçok İngiliz bakan istifalarını sunmuştu. Brexit Bakanı Dominic Raab ile Çalışma Bakanı Esther McVey'in yanı sıra Kuzey İrlanda'dan Sorumlu Devlet Bakanı Shailesh Vara ile Brexit Bakan Yardımcısı Suella Braverman son olarak da Ulaştırmadan Sorumlu Devlet Bakanı Jo Jonson Brexit gerekçesiyle görevlerinden istifa ettiklerini duyurmuştu. Temmuz ayında da Brexit Bakanı David Davis ve Dışişleri Bakanı Boris Johnson istifa etmişti. Birleşik Krallık'ın eski Dışişleri Bakanı Boris Johnson, May'in Brexit planına karşı çıkarak, bu anlaşmanın Birleşik Krallık’ı AB'nin kolonisi statüsüne iteceğini savunmuştu.

Neticede May'in muhalefet partilerinden 15 kadar milletvekilinin desteğini alabileceği bekleniyorsa bile bunun da Brexit anlaşmasının parlamentodan geçmesini sağlayacak 318 sayısına yaklaşmaya yetmeyeceği belirtiliyor.

Peki, anlaşma reddedilirse ne olur?

Peki, anlaşma reddedilirse ne olur? Bir seçenek tekrar müzakerelere başlanması ve AB’nin anlaşmayla ilgili şartların değiştirilmesi konusunda ikna edilmesi. Ancak Başbakan May ve AB yönetiminin açıklamalarına göre, anlaşma üzerinde yeniden müzakere yapmak mümkün değil. AB yeniden müzakereye kapıyı kapatırken üç seçenek ön plana çıkıyor: anlaşmasız bir ayrılık, Brexit’in iptali ve yeni bir referandum gerçekleştirilmesi.

Anlaşmasız ayrılık bunlar arasında en kötü seçenek olarak görülüyor ancak ihtimal dâhilinde ve hem Londra hem Brüksel bu senaryoya göre önlemler almaya başladı bile. Mart 2019'da bir uzlaşmaya varılmamış olması halinde Birleşik Krallık’ta ciddi bir panik ve ekonomik kriz yaşanabilir. Anlaşma olmadan AB'den çıkılması halinde Birleşik Krallık, herhangi bir üçüncü ülke haline gelecek ve bu durum Avrupa ile olan siyasi, ticari ve güvenlik yönünden tüm ilişkileri derinden etkileyecek. AB ile ticaretin DTÖ kurallarına göre yapılması anlamı taşıyacağı, bunun da gelecek 15 yıl içerisinde büyümeyi %8 azaltabileceği belirtiliyor. Bu senaryoda kısa süre içerisinde gıda ve ilaç krizine girebilecek ülkede, on binlerde şirket de oluşacak ekonomik şoktan kötü etkilenecek. Turistik seyahatlerden çalışma ve oturum izinlerine, tüketici haklarından üretim ve ürün standartlarına her alanda büyük belirsizlikler bulunuyor. Özellikle Birleşik Krallık’ı olumsuz etkileyecek olan anlaşmasız Brexit, ülkede kâbus senaryosu olarak görülüyor.

Brexit'in ertelenmesi, bu konuda yeniden bir referanduma gidilmesi ve hatta bütünüyle iptali gibi seçenekler de masada bulunuyor. AB’nin en yüksek yargı organı olan Adalet Divanı (ABAD), Birleşik Krallık’ın AB'den ayrılmayı tek taraflı olarak iptal edebileceğine hükmetti. 10 Aralık 2018 tarihinde açıklanan kararda, AB'nin Lizbon Antlaşması'nın 50'nci Maddesi’nde belirtildiği şekilde AB'den ayrılık için bildirimde bulunan Birleşik Krallık’ın, ayrılık gerçekleşmeden önce bu kararından vazgeçme hakkının bulunduğu aktarıldı. Mahkeme, bu kararla Avam Kamarası'ndaki vekillerin yapacağı oylamada AB'den anlaşmalı ve anlaşmasız olarak ayrılma seçeneklerinin yanı sıra, üçüncü bir seçenek olan AB'den ayrılmama seçeneğini de değerlendirebileceğini duyurdu. ABAD’a göre Birleşik Krallık’ın bu hakkı, AB ile ayrılık müzakereleri sürdüğü sürece geçerli. Ayrılık anlaşması yürürlüğe girdikten sonra Birleşik Krallık’ın AB'den ayrılması kesinleşeceği için süreci geri çevirmek mümkün olmayacak. Divan, son olarak AB'den ayrılmaktan vazgeçme kararının da demokratik bir şekilde alınması gerektiğine dikkat çekti.

Her ne kadar Theresa May'in hükümeti Brexit'ten vazgeçmeye niyetli değilse de ABAD’ın bu kararı anlaşmanın parlamentoda kabul edilmemesi durumunda, olası seçeneklerden biri olarak gösterilen ikinci Brexit referandumunun da yolunu açabilir. Bilindiği üzere Birleşik Krallık’ta AB üyeliği konusunda yeni bir referandum yapılması için kampanya yürüten gruplar bulunuyor. Bunlara eski başbakanlardan Tony Blair gibi siyasetçiler de destek veriyor. Bununla birlikte AB tarafının da bir referanduma veya erken seçime gidilmesi durumunda 29 Mart tarihinin ertelenmesine sıcak bakabileceği belirtiliyor. Yeni bir referandum seçeneği Birleşik Krallık açısından bu aşamada atılabilecek en doğru adım olarak gözükse de Başbakan May referandum önerisine karşı çıkarak, yeni bir referandumun da kaybeden tarafın itirazıyla karşılaşabileceğini ve bunun ülkedeki bölünmüşlüğü derinleştirebileceğini savunuyor. Ana muhalefetteki İşçi Partisi de hükümetin Brexit anlaşmasına karşı çıkarken, yeni referandum fikrine de mesafeli duruyor. Diğer taraftan Birleşik Krallık’taki Yüksek Seçim Kurulu da herhangi bir referandum için 10 haftayı bulan bir hazırlık süreci gerekeceği uyarısında bulundu.

Özetle bundan sonraki süreçte Birleşik Krallık’ı yoğun bir siyasi gündem bekliyor. Şüphesiz ki anlaşmanın reddedilmesi Birleşik Krallık’ı daha fazla bölünmeye ve belirsizliğe itecektir. Brexit anlaşmasının parlamentoda reddedilmesi halinde, İşçi Partisi’nin May hükümeti hakkında bir gensoru vererek, hükümeti düşürmesi ihtimali bulunuyor. Backstop maddesinde bir değişikliğe gidilmemesi durumunda, DUP’un da hükümete desteğini çekmesinin erken seçim ihtimalini kuvvetlendireceği belirtiliyor. Muhalefetten önce kendi bakanlar kurulunu ikna edemeyen Theresa May, parti içi güven oylaması riskiyle de karşı karşıya. Anlaşmaya karşı çıkanların istifa dalgasının yanı sıra 40'tan fazla vekilin güven oylaması için dilekçe verdiği biliniyor.

Emre Ataç, İKV Uzman Yardımcısı