İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
16-28 ŞUBAT 2019

TÜRKİYE-AB GÜNDEMİ: Budapeşte Süreci Bakanlar Konferansı: Göçün Kaynağından Hedeflere Samimi Bir İstişare

Budapeşte Süreci Bakanlar Konferansı: Göçün Kaynağından Hedeflere Samimi Bir İstişare

Küresel ölçekte göç yönetimini geliştirmeyi ve sürdürülebilir kılmayı amaçlayan bir istişare platformu niteliğindeki Budapeşte Süreci’nin 6’ncı Bakanlar Konferansı, Türkiye’nin başkanlığında 19-20 Şubat 2019 tarihlerinde gerçekleşti. 47 ülkeden ve 15 uluslararası kuruluştan konuğun katılım gösterdiği konferansta İstanbul Taahhütleri çerçevesinde, düzensiz göçün ötesinde; işçi göçü, çocuk hakları ve ırkçılığın önlenmesi gibi bağlantılı alanlarda 5 yıllık eylem çağrısı kabul edildi. 6’ncı Bakanlar Konferansı’na geçmeden önce, bağlayıcılığı olmayan bu çok taraflı inisiyatife kısa bir bakış atmak gerekir.

Budapeşte Süreci Nedir?

Budapeşte Süreci, Avrupa’dan İpek Yolu bölgesi ülkeleri olarak adlandırılan Afganistan, Bangladeş, İran, Irak ve Pakistan’a, Batı Balkanlardan Orta Asya’ya belki de coğrafi olarak en geniş alana yayılmış göç yönetimi ve istişare platformu. 50’nin üzerinde ülke ve 10’dan fazla örgüt, sürecin bir parçası. Resmi bağlayıcılığı olmayan bir devletler arası tartışma alanı açmak, paydaşlar arası etkileşim sunmak, koordinasyon platformu olarak görev almak ve göç politikalarının geliştirildiği esnek bir çerçeve tesis edebilmek Budapeşte Süreci’nin öncelikli amaçları. Dolayısıyla, belirlenen tematik alanlarda bahsi geçen bu faaliyetler, olabildiğince sürdürülebilir şekilde yerine getirilmeye çalışılıyor.

Son olarak, 2013 yılında düzenlenen Bakanlar Konferansı’nda kabul edilen bildiri ve İstanbul Taahhütleriyle, İpek Yolu Göç ortaklığı kurulmuş, Afganistan’da ve Pakistan’da göçmen kaynak merkezleri oluşturulmuştu. Nitekim o dönemde göç eğiliminin etkileri bu denli gözle görülür hale gelmemiş, göçün kaynağı ülkeler bu kadar çeşitlenmemiş ve göç meselesi küresel gündemin en tepesindeki konu halini almamıştı. Bu sebepten ötürü hem göçün kaynağı, hem göç yollarının parçası hem de göçün hedefi ülkeleri bir araya getiren Budapeşte Süreci’nin 2019 Bakanlar Konferansı, zamanlaması açısından her zamankinden daha da hayati bir önem taşıyor.

6’ncı Bakanlar Konferansı’nın Satır Araları

20 ayrı ülkeden bakan düzeyinde katılım gerçekleşmesi bile başlı başına platforma verilen önemi doğrular nitelikte. Günümüzde göçün küresel çapta ne kadar önem taşıyan bir mesele olduğunun da açık göstergesi. Öte yandan bu girişim, doğrudan BM sistemi tarafından yürütülmeyen, yarı resmi nitelikteki, bağlayıcılığı olmayan oluşumların günümüz küresel sisteminde değerli bir yönetişim aracı olduğunu da doğruluyor. Resmi uluslararası sözleşme yapım ve politik uzlaşı ve müzakere mekanizmalarının yanı sıra, özellikle göç gibi fazlasıyla hassas meselelerde böylesi mekanizmaların artırılması önemli.  Çünkü böylesi mekanizmalar bir yandan ülkelerden resmi temsilciler kadar, benzer uluslararası örgüt ve süreçlerden katılımcıları  da aynı masa etrafında topluyor. Öte yandan, ikincil uluslararası hukuk kaynağı olarak görülen ve politika yapım süreçlerini yönlendiren bildiri, taahhütname ve politika notu gibi araçların önemini hatırlatıyor.

Böylesi bir atmosferde, 6’ncı Bakanlar Konferansı’nın açış konuşmalarını, toplantıya da başkanlık eden İçişleri Bakanı Süleyman Soylu gerçekleştirdi. Kasım 2018 itibarıyla 405.521 Suriyeli çocuğun Türkiye’de hayata geldiğine, eğer Türkiye’nin geçici koruma faaliyetleri olmasa, bu çocukların yaşayacağı muhtemel hayati risklere değinerek sözlerine başladı Soylu. Göçün sebebi iki faktörü, gelir eşitsizliği ve güvenlik kaygısını ortadan kaldırmanın önemine değindi. Bakan Soylu’nun verdiği rakamlara göre bu çerçevede, Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı harekâtlarıyla temizlenen bölgelere günümüze kadar 311.968 Suriyeli geri dönmüş durumda.

Bakan Soylu, konuşmasının ikinci bölümünde, göçün küresel düzeydeki problemlerine değindi. Bunlar, göç rotalarının güvensizliği ve terör örgütleri ile uyuşturucu şebekelerine zafiyeti, göçün hedefi Avrupa ülkeleri yaşlanırken, göçün kaynağı ülkelerdeki artan genç nüfus, üçüncü olarak ise göç yönetiminde küresel çapta işbirliği eksikliği. Böylesi bir konjonktür dikkate alınarak başlatılan konferansın sonucunda, 6 çağrıda belirlenen 6 ayrı hedef üzerinde uzlaşıya varıldı. Eylem çağrısının üzerinde durduğu 6 temel hedefi şunlar oluşturuyor:

-Düzensiz göçü önleme ve düzensiz göçle mücadele etme, düzensiz göçmenlerin geri dönüş ve geri kabullerini kolaylaştırma ve göçmen kaçakçılığına karışan suç şebekeleriyle mücadele etme,

-Yasal göç ve hareketliliğe yönelik koşulları daha iyi düzenleme ve geliştirme,

-Göçmenlerin entegrasyonunu destekleme ve ayrımcılık, ırkçılık ve yabancı düşmanlığı olguları ile mücadele etme,

-Hem menşe ülkede hem de varış ülkesinde göçün kalkınma üzerindeki olumlu etkilerini güçlendirme,

-İnsan ticaretini önleme ve insan ticaretiyle mücadele etme, insan ticaretinin temel nedenlerini ele alma ve insan ticaretine konu olmuş kişilere yeterli koruma ve destek sağlama,

-Uluslararası standartlar doğrultusunda uluslararası koruma ile mültecilerin haklarına saygı göstermeyi teşvik etme.

Yukarıda bahsi geçen bu adımlar, aslında göç yönetimini konusu haline getiren çoğu toplantıda önemi vurgulanan, üzerinde durulması gerektiği hatırlatılan meseleler. Nitekim, göç yönetiminin en hayati sorunu her zaman için uygulama aşamasında gün yüzüne çıkıyor. Suriye’de iç savaşın başladığı tarihten bu yana, yerinden edilmiş kişilerin güvenliğini, yaşamlarını ve entegrasyonunu garanti altına almayı hedefleyen pek çok süreç ya benimsenmemiş, ya da etkili olmamış durumda. Bunun en büyük istisnası şüphesiz ki Türkiye’nin en güncel verilerle 3.644.342 Suriyeliye kapısını açması.  İkinci kritik örnek ise, yine Türkiye’nin AB ile tesis ettiği Türkiye-AB Mülteci Uzlaşısı ve bu uzlaşının merkezindeki mekanizmalar.

Budapeşte Sürecinden Türkiye-AB Mülteci Uzlaşısına

Konferansın hemen öncesinde, Çırağan Sarayındaki açış yemeğinde ev sahibi olarak bir konuşma gerçekleştiren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da benzer temalara vurgu yaparken, Türkiye-AB Mülteci Uzlaşısını da gündemine taşıdı. Nitekim pek de olumlu şekilde değil.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AB’ye ve AB ile tesis edilen uzlaşıya sitemi ve kızgınlığı bir ölçüde meselenin maddi boyutuna dayanıyordu. Çünkü Cumhurbaşkanı Erdoğan’a göre Türkiye’nin sığınan Suriyeliler için harcadığı tutar 37 milyar dolara ulaşmışken, AB tarafından öngörülen 6 milyar avronun tesisinde sorunlar mevcuttu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açış yemeğinde konuştuğu Konferansın katılımcıları arasında Komisyonun Göç, İçişleri ve Vatandaşlıktan Sorumlu Üyesi Dimitris Avramopulos da mevcuttu. Ve Avramopulos, Türkiye’yi en sık ziyaret eden Komisyon yetkililerinin başında geliyor.

Tüm ekonomik ve siyasi anlaşmazlıklara ve pürüzlere rağmen, samimi istişare ortamını sürdürmek, diyaloğu korumak ve ortak çözümlere yönelik ortak tutumlar üzerine tartışmak belki de hem Türkiye-AB mülteci işbirliği, hem Türkiye’nin kendi göç yönetimi meselesi hem de küresel işbirliği açısından elzem. Budapeşte Süreci, tüm bunlara ortam hazırladığı için aslında benzersiz bir öneme haiz. Tarafların karşılıklı sitemlerini ve rahatsızlıklarını, bununla birlikte işbirliği ve uzlaşı arzularını açıkça ifade ettiği ve konuştuğu böylesi ortamlara, küresel konjonktür de dikkate alındığında, her zamankinden daha da fazla ihtiyaç var.

Ahmet Ceran, İKV Uzmanı