İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
1-15 MART 2019

TÜRKİYE-AB GÜNDEMİ: Türkiye-AB Ortaklık Konseyi: Dört Yıl Aradan Sonra Yeniden

Türkiye-AB Ortaklık Konseyi: Dört Yıl Aradan Sonra Yeniden 

11 Mart haftası Türkiye-AB ilişkileri açısından oldukça önemli gelişmelere sahne oldu. Önce 13 Mart 2019 tarihinde AP’nin 2018 Türkiye Raporu, AP Genel Kurulu’nda kabul edildi. Her ne kadar kabul edilen Rapor tavsiye niteliği taşısa ve bağlayıcı olmasa da AB’nin karar alma sürecinde önemli bir yere sahip olan ve doğrudan AB kamuoyunun sesi olma iddiasındaki AP’nin bu kararı ilişkilerin gerilmesine neden oldu. Türkiye’nin karara tepkisi çeşitli siyasilerce dile getirilse de Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan resmi açıklamanın sert tonu dikkat çekti.

“Ülkemiz ve AB arasındaki ilişkileri tekrar canlandırmak üzere ortak çabalarımızı arttırdığımız ve Türkiye’nin 15 Temmuz hain darbe girişiminin neden olduğu travmayı geride bırakarak reform sürecini yeniden başlattığı bir dönemde, Avrupa Parlamentosu tarafından benimsenen tek taraflı ve objektiflikten uzak tutuma, tarafımızca herhangi bir değer atfedilmesi mümkün değildir. Söz konusu tavsiye kararı bizim için hiçbir anlam ifade etmemektedir.” sözlerine yer verilen açıklamada AB üyeliğinin ülkemizin stratejik hedefi olduğuna dair vurgu elbette önemlidir. Aslında bazı AB üyesi ülkelerde artan Türkiye karşıtlığının AP raporunda müzakerelerin askıya alınması çağrısına dönüşmesi süreci yakından takip eden kişiler için çok da şaşırtıcı olmadı. Yine de Türkiye-AB ilişkilerinde dibin görüldüğü günlerden sonra karşılıklı adımların atılmaya başlandığı, iki tarafın da ilişkilerde yumuşama için çaba gösterdiği bir dönemde alınan böylesine sert bir karar-ki müzakere sürecindeki bir ülke için ilk defa alınıyor- hem olumlu havanın sürdürülmesini zorlaştırdı hem de bu parlamentonun son kararı olarak tarihe not düşüldü.

Türkiye-AB Ortaklık Konseyi 

AP’de Türkiye Raporu’nun kabul edilmesinden iki gün sonra 15 Mart 2019 tarihinde Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerin temel karar organı olan Ortaklık Konseyi, 4 yıllık bir aradan sonra yeniden toplandı. 54’üncü Ortaklık Konseyi Toplantısı, Türkiye’yi temsilen Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile Bakan Yardımcısı ve Avrupa Birliği Başkanı Büyükelçi Faruk Kaymakcı, Avrupa Birliği adına ise AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi/AB Komisyon Başkan Yardımcısı Federica Mogherini ile Avrupa Komisyonunun Komşuluk Politikası ve Genişleme Müzakerelerinden Sorumlu Üyesi Johannes Hahn’ın katılımlarıyla gerçekleştirildi.  Toplantıda katılım müzakereleri, siyasi kriterler, ekonomik kriterler, AB müktesebatına uyum, vize muafiyeti süreci, Gümrük Birliği’nin işleyişi ve mali işbirliği başta olmak üzere Türkiye-AB ilişkilerinin farklı boyutlarının ele alındığı açıklandı.                                         

Toplantıdan sonra düzenlenen basın toplantısında AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini’nin Türkiye’nin aday ülke olduğunu vurgulaması ve Dışişleri Bakanımız Mevlüt Çavuşoğlu’nun Türkiye’nin katılım süreci ve reformlara olan bağlılığını belirtmesi, kuşkusuz toplantının en önemli sonucu oldu. Bunun yanı sıra AB tarafından yapılan basın açıklamasında göç, terörle mücadele, enerji, ulaştırma, ekonomi ve ticaret gibi ortak çıkar alanlarında yüzleşilen ortak sorunlarla mücadele etmek için taraflar arasında açık ve samimi diyaloğun öneminin altı çizildi.

AB açıklamasında Türkiye’nin AB katılım sürecine olan bağlılığını reformlarla ortaya koyması gerektiği, temel haklar, hukukun üstünlüğü gibi alanlardaki geriye gidişin endişe verici olduğu dile getirilirken; bu çerçevede AB’nin Türkiye’den beklentisinin yeni yargı stratejisinin AB ve Avrupa Konseyi standartlarına uygun olarak hayata geçirilmesi olduğu belirtildi. 

Artık her üst düzey toplantıdan alışılageldiği üzere AB tarafı, Türkiye’nin sayısı 4 milyona yaklaşan göçmenlere ev sahipliği yaparak gösterdiği çabayı ne derece takdir ettiğini söyledi. Bunun yanında Türkiye-AB Mülteci Uzlaşısı’nın uygulanmaya devam etmesinin her iki tarafın da çıkarına olduğu vurgulanırken; bir başka memnuniyetle karşılanan konu, her iki tarafın Suriye, Irak, İran, Orta Doğu Barış Süreci gibi konuları masaya yatırmasını sağlayan Türkiye-AB Yüksek Düzeyli Siyasi Diyalog Toplantısı oldu.

AB tarafından yapılan açıklamada Türkiye’nin AB’nin önemli bir ekonomik ve ticari ortağı olduğunun belirtilmesinin akabinde Türkiye ekonomisinin karşılaştığı zorluklara dem vurulurken; Türkiye’ye mevcut Gümrük Birliği’ni tüm Üye Devletlere ayrım gözetmeksizin uygulaması çağrısı yapılıyor. Bunun yanında Türkiye-AB Gümrük Birliği’nin güncellenmesi için yeni bir adım atılmayacağı ifade ediliyor.

AB’nin açıklamasında Türkiye ile ilişkilerin temelini katılım sürecinin oluşturduğunu belirtmesi elbette önemli; ancak bugün müzakere sürecinde gelinen durma noktasının tüm mesuliyetinin Türkiye’ye yüklenmesi ne derece adil sorgulamak gerekiyor. Türkiye’nin temel haklar, hukukun üstünlüğü ve yargı alanında reformlara ağırlık vermesi gerektiği, bu alanlarda geriye gidişin önüne geçilmesinin gerektiği ortada; fakat Türkiye tüm bu adımları attığında bazı AB ülkelerinin müzakere sürecini ipotek altına alan vetoları aşılmadıkça yeni fasılların açılmasının son derece zor olduğu da ortada. AB’nin en üst düzey temsilcilerinin dile getirdiği ortak çıkar alanlarında bile müzakere sürecinde ilerleme kaydedilemezken ya da Kopenhag siyasi kriterleriyle doğrudan ilintili fasılların açılması katılım müzakerelerinin ruhuna aykırı olarak bir lütuf gibi sunulurken kuşkusuz karşılıklı güvenin tazelenmesi için AB tarafının da daha somut adımlar atması gerekiyor.

Bu noktada Türkiye’nin iğneyi kendine batırması, AP Türkiye Raporu’ndan tepki çeken tüm açıklamalar karşısında öne sürdüğü Reform Eylem Grubu toplantılarında alınan kararları bir an önce hayata geçirmesi elzemdir. Nitekim alınan bu kararlar, Türkiye vatandaşlarının hak ettiği koşullarda yaşaması, refahının ve imkânlarının artması için olduğu Türk makamlarınca defalarca dile getirildi.

Çelişkili olan bir diğer husus, Gümrük Birliği’nin güncellenmesi konusunda AB’nin tavrıdır. Bugün Türkiye ile AB arasında güçlü ekonomik ve ticari bağların en temel sebebinin Gümrük Birliği olduğu ortada. Komisyon tarafından Dünya Bankasına yaptırılan araştırma ya da sonrasında Komisyon tarafından yapılan etki analizi sonucunda AB için de avantajlar sağlayacağı ortada olan Gümrük Birliği’nin güncellenmesi konusunun siyasi koşulluluğa bağlanması ne yazık ki ikili ilişkilerde ilerleme sağlanacak olumlu alanları daraltan bir etki yaratıyor. Mevcut Gümrük Birliği’nin işleyişi ile ilgili sorunların aşılamaması, her iki tarafın taahhüdünü zayıflatarak uygulamadaki sorunları artıracaktır. AB’nin Türkiye ile masaya oturarak olumlu, yapıcı ve güçlü bir hikâye yaratma fırsatını geri tepmesi, siyasi körlüğün göstergesidir.

Ortaklık Konseyi Toplantısı, Türkiye ile AB arasında çeşitli alanlarda görüş ayrılıklarının devam ettiğini, ikili ilişkilerde olumlu havanın yaratılması için daha fazla çaba gösterilmesi gerektiğini ortaya koydu.  Türkiye’nin AB sürecine inanan herkesin gönlünden Ortaklık Konseyi Toplantısı’nda ileriye yönelik somut adımlar atıldığını görmek geçse de Türkiye ve AB’nin bir araya gelerek diyalog içinde olması, işbirliği alanlarının tespit edilmesi ve görüş ayrılıklarının da karşılıklı olarak ifade edilmesiyle yetinmek zorunda kalındı. Yine de masada olmak her zaman için önemlidir ve Türkiye gerekli reformları yaptıkça masaya eli daha güçlü oturacaktır.

Çisel İleri, İKV Araştırma Müdürü