İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
1-15 MART 2019

AB GÜNDEMİ: Macron’un AP Seçimleri Stratejisi: Avrupa Vatandaşlığı “Rönesansı”

Macron’un AP Seçimleri Stratejisi: Avrupa Vatandaşlığı “Rönesansı”

4 Mart 2019 tarihinde 28 üye ülkede yayımlanan açık mektup ile vatandaşlara kendi ana dillerinde “Avrupa vatandaşları” olarak hitap eden Fransız Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Avrupa projelerine dair inisiyatiflerine bir yenisini daha eklemiş oldu. Eşi benzeri görülmemiş bir şekilde bir devlet başkanının Birliğin tüm üye ülkelerindeki vatandaşlara bir açık mektup göndermesi şaşkınlık yaratırken; AP seçimleri öncesi Macron’un kurguladığı strateji hakkında da soru işaretleri oluşturdu.

Göreve geldiği 14 Mayıs 2017 tarihinden bu yana öncelikleri arasında AB’nin geleceğini şekillendirmeyi birincil planda tutan Fransa Cumhurbaşkanı, Birliğin içinden çıkamadığı kısır döngüleri çözmeye hevesli olduğunu birçok kere ortaya koydu. Özellikle 26 Eylül 2017 tarihinde François Mitterrand’ın ayak izlerini takip ederek Sorbonne Üniversitesi’nde yaptığı 2 saatlik konuşma ile Macron, AB’nin defacto lideri olmaya resmen adaylığını koymuştu. Devamındaki her adımını bu doğrultuda atan ve Fransa- Almanya iş birliğini ilerletmeye çalışan Fransız lider, tökezleyen AB’nin başarıya ancak ve ancak güç birliği oluşturarak varabileceği kanısında. Bu bağlamda kendisine ve dolayısıyla da Fransa’ya, “Birliği yönlendiren akıl” rolünü layık gören Emmanuel Macron, AB’nin fikir babasının ana vatanına zamanla kaybedilen mevkiisini de geri kazandırmaya kararlı gibi görünüyor.

Projesiz Bir Geleceğe Karşı Panzehir: Özgürlük, Koruma ve İlerleme

AP seçimlerine 3 aydan kısa bir zamanın kaldığı bir konjonktürde Brexit sürecindeki belirsizlikler ile sağcı popülist liderlerin Avrupa değerlerini tehlikeye atan söylemleri, Birliğin geleceğinin yanlış ellere geçme riski olduğuna dair sinyaller veriyor. 4 Mart günü “Avrupa Rönesansı” başlığıyla Avrupalılara açık mektup gönderen Emmanuel Macron, bu tehlikeyi ortaya koyarken; AB’nin kaderini belirleyecek gücün liderler değil vatandaşlar olduğunu dile getirdi. Bu nedenle vatandaşların AP seçimlerinde aktif rol almalarının hayati önemine vurgu yapan Fransız Cumhurbaşkanı, Brexit sürecinin Birliğin içinde bulunduğu kısır döngülerin bir yansıması olduğu yorumunu yaptı. Sorunlara cevap olduğunu iddia eden milliyetçi ve popülist görüşlerin ise herhangi bir gelecek vaat etmeyen, yanlış bilgiler üzerine kurulmuş tepkilerden başka bir şey olmadığını belirtti.

Aşılamayan ekonomik, sosyal ve politik sorunlar karşısında AB’ye isyan eden vatandaşların Birliğin bir ideal ve barış projesi olduğunu unutarak entegrasyon projesini sadece bir Pazar olarak gördüğünü vurgulayan Macron, milliyetçi görüşler gibi statükocu görüşleri de eleştirdi. Dönüşen ve evrilen dünyada kendini yenilemek zorunda olan AB’nin “Rönesans” zamanı geldiğini ifade ederek üzerine inşa edilecek üç sütun ortaya koydu: özgürlük, koruma ve ilerleme.

Özgürlüklerin korunması adına her üye ülkede Demokrasi Ajansları kurulmasını öneren Fransa Cumhurbaşkanı, bu sayede seçimlerdeki siber saldırı ve manipülasyonlara karşı bir savunma mekanizması oluşturulacağını belirtti. Ek olarak siyasi partilerin üçüncü ülkeler tarafından finanse edilmesini yasaklanmasının gerektiğini söyledi. Internet kullanılarak yayılan nefret ve şiddet söylemlerinin bireylerin temel haklarına saygı duymadığını ve bu nedenle de Avrupa kurallarıyla yeniden düzenlenmesinin önemine vurgu yaptı.

Koruma denildiğinde hem sınırların hem de değerlerin korunmasından bahsettiğinin özellikle altını çizen Emmanuel Macron, Avrupa Güvenlik Konseyi’nin altında sınırların muhafaza edilmesi ve ortak bir sığınma politikasının uygulanmasını önerdi. Yapılandırılmış Daimi İşbirliği’nin (PESCO) bir sonraki aşamaya taşınarak bir güvenlik ve savunma antlaşması haline gelmesinin önemine vurgu yaparak askeri harcamalara ayrılan bütçenin artırılmasına dair çağrıda bulundu. Ek olarak her üye ülkede adil rekabet koşullarının sağlanmasına değinen Cumhurbaşkanı, çevresel değerler, veri güvenliği ve vergilendirme konularında Birlik normlarına uymayanların cezalandırılmasının stratejik bir adım olacağını dile getirdi.

Avrupa’nın geçirmesi gereken dönüşümlerin üçüncü sac ayağını oluşturacak ilerleme konusunda ise Birliğin norm belirleyen karakterine atıfta bulunan Emmanuel Macron, üye ülkeler arasında rekabetin değil tam tersine uyumun artırılması gerektiğini vurguladı. Bu bağlamda önceki konuşmalarında yaptığı gibi asgari ücret, benzer işe benzer ücret fikirlerini yeniden gündeme getiren Fransız Cumhurbaşkanı, Birliğin bir bütün olarak sosyal bağlamda kalkınması gerektiğine inandığını bir kez daha ortaya koydu. 17 Kasım 2018 gününden bu yana devam eden Sarı Yelekliler protestolarının altında yatan birincil sebebin sosyal adaletsizlik olduğu hatırlanırsa aslında Emmanuel Macron’un Avrupa’nın geleceğindeki olmazsa olmaz olarak belirlediği son ögenin iç politikada kendisine en büyük zorlukları yaşatan konu olduğu söylenebilir.

Bağlantılı bir şekilde 2050 yılına kadar sıfır karbon emisyonu ile 2025 yılına kadar pestisit kullanımının yarıya indirilmesi hedeflerine sıkı sıkıya tutunulması gerektiğini yeniden dile getiren Macron, küresel ısınma mücadelesinden vazgeçmediğini de göstermiş oldu. Nitekim Sarı Yelekliler’in ortaya çıkmasında ve alevlenerek toplumdaki servet eşitsizliğinin politika belirlerken dikkate alınmadığı konusundaki tartışmalara dönüşmesindeki ilk kıvılcımı çevre vergisi adı altında akaryakıta gelen zam oluşturmuştu. Bu yönüyle iklim konusundaki hedeflere doğru ilerlerken toplumun sosyo-ekonomik yapısındaki derin sorunları birçok lider gibi görmezden gelen Macron’un iç politikada karşılaştığı tepkiler, önerdiği diğer reformların kaderinin de aynı olup olmayacağı konusunda şüpheler uyandırıyor. Zira Avrupa Rönesansı teklifine cevap verenlerin büyük bir çoğunluğu ortaya atılan fikirlerin derinliği olmadığı ve uygulamaya dair ipuçları sunmadığı eleştirisinde bulunuyor. AB’nin geleceğine dair ipleri eline alacağına dair sinyaller veren Macron’un harekete geçen bir politikacı olmaktan çok ideallerden bahseden bir lider olduğu düşünüldüğü için sözlerinin etki gücünün giderek azaldığı yorumları yapılıyor.   

AP Seçimlerinin 40’ıncı Yılındaki Gündem: Unutulan Avrupa Vatandaşlığı

23-26 Mayıs tarihlerinde gerçekleşecek AP seçimleri, 40’ıncı yıl dönümü olması sebebiyle özel bir anlam taşıyor. Nitekim 9 üye ülkenin vatandaşları tarafından ilk defa 1979 yılında doğrudan seçilen 410 milletvekilinden oluşan Parlamento, Ulusal Meclislerden ayrılarak öncekinden daha üstün bir politik otorite haline geldi.  Her ne kadar 1992 yılında kabul edilen Maastricht Antlaşması’yla ortaya atılmış bir kavram olsa da Avrupa vatandaşlığının oluşması yolundaki en önemli adımlardan birisi şüphesiz ki vatandaşlara doğrudan seçme hakkı tanıyan AP seçimleriydi. Ancak yıllar içinde pek çok kere kanıtlandığı üzere seçim atmosferi, ulusal beklentiler ve tepkiler ekseninde şekillenmekten öteye gidemedi. Bu bağlamda mevcut hükümetleri ödüllendirmek veya cezalandırmak için bir diğer platform olarak görülen AP seçimlerine paralel olarak Avrupa vatandaşlığı da üye ülke vatandaşları tarafından tam olarak benimsenmeyen ve daha çok teoride kalan bir kavram olarak görüldü.

AB yanlısı veya AB karşıtı politikacıların belki de en büyük ortak noktası, AP seçimleri kapsamında ulusal bazda çalışmalar yapması. Nitekim 2005 yılında Avrupa Anayasası’nın reddedilmesinde de görüldüğü üzere kritik seçimlerin perde arkasında iç politikadaki memnuniyetsizlikler büyük rol oynuyor.

Son dönemde özellikle Matteo Salvini önderliğinde Avrupa siyaset sahnesinde fazlasıyla görünür kılınan popülizm ve göç karşıtlığı, AP seçimlerini iç politikada yaşanan sorunlar nedeniyle AB liderlerini cezalandırmak için mükemmel bir fırsat olarak görüyor. Vatandaşların ve üye ülke politikacılarının bakış açısını oldukça doğru bir şekilde yansıtan İtalya örneğinin Emmanuel Macron ile sembolik bir mücadele içinde olması da bu nedenle ayrıca bir değer taşıyor.

Açık mektubunda AP seçimleri kapsamında sadece Fransız vatandaşlarına seslenmek yerine Birlik üyesi tüm ülke vatandaşlarına tek bir sesle hitap eden Macron, Birliğin yaşadığı kısır döngülerin asıl kaynağına nokta atışı yapmış olabilir. Bu bağlamda Fransız Cumhurbaşkanı’nın başlattığı inisiyatifin büyük bir ihtimalle en değerli ve benzersiz özelliği, Parlamento seçimlerinin ulus üstü karakterini hatırlatmış olması.

Özellikle 22 Ocak 2019 tarihinde Almanya Şansölyesi Angela Merkel ile Aachen Antlaşması’nı imzalamasının ardından AB şüpheci liderlerin hedefi haline gelen Emmanuel Macron, popülist yeni bir Avrupa yaratmayı hedefleyen popülist cepheye sembolik bir darbe vurmuş oldu. Avrupa idealinin tarihi serüvenine referans veren Almanya’nın batısındaki Aachen kentinde bir araya gelen Almanya ve Fransa, Birliğin temel değerlerinin koruyucuları olarak konumlanarak; statükocu ve statüko karşıtı mücadeleyi daha da belirgin hale getirdi. Bu konuda İtalyanların AB şüpheci görüşlere kapılmasını engelleme hedefini taşıyan Macron, 3 Mart günü İtalyan televizyonu Rai’de bir röportaj vererek İtalya ile Fransa arasındaki gerilimi sona erdirme hamlesinde bulundu. İtalya’nın Başbakan Yardımcıları Matteo Salvini ve Luigi Di Maio’nun isimlerinden hiç bahsetmeyen Fransız lider, doğrudan İtalyanlara seslenerek Birliğin geleceğinin liderlerin bireysel çıkarları ve görüşlerine göre değil aksine vatandaşların ihtiyaçları çerçevesinde şekilleneceği mesajını verdi.

Her ne kadar iç politikada ve AB çerçevesinde ciddi bir muhalefetle karşılaşıyor olsa da Emmanuel Macron, göreve geldiği günden bu yana adımlarını belirli bir strateji çerçevesinde attığını her seferinde kanıtlıyor. Fransa’nın Birliğin fikir babası olması gerçeğinden hareketle ulusal politikaya damga vurmuş de Gaulle ve Mitterrand’ın mirasını devralan Fransa Cumhurbaşkanı, kendi kurguladığı Avrupa’nın geleceği senaryosuna uygun adımlar atmaktan hiç vazgeçmiyor. Tarihi ve sembolik referansları, doğrudan vatandaşları muhatap alan üslubuyla birleştiren Fransız lider, Birliğin geleceğini şekillendirmek üzere Avrupa vatandaşlarını aktif rol oynamaya çağırıyor.

Farklı jeopolitik konjonktürde liderlik yapmış politikacıların izinden gitmesinin vatandaşların güncelini yakalayamama riski barındırdığı belirtilse de Emmanuel Macron, ayak izlerini takip etmekten çok daha ötesine gidebileceğini, yaptığı Avrupa vatandaşlığı vurgusuyla kanıtlamış gibi görünüyor. Tüm üye ülke vatandaşlarına çağrıda bulunan Macron, Birliğin sahip olduğu Gordion düğümlerini kesip atacak bir İskender beklemenin boşuna olduğunu da ortaya koyuyor. Zira düğümlerin çözüleceği günün vatandaşların Birlik için çabaladığı gün olacağı artık anlaşıldı.

Selvi Eren, İKV Uzman Yardımcısı