İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
1-15 MAYIS 2019

KÜRESEL GÜNDEM: BM Uyarıyor: Biyoçeşitlilik ve Ekolojik Sistem Tehlike Altında

BM Uyarıyor: Biyoçeşitlilik ve Ekolojik Sistem Tehlike Altında

Şüphesiz ki, doğanın insanlığa sağladığı nimetler paha biçilemez. Doğa, gıdadan enerjiye, ilaçlardan genetik kaynaklara ve insan refahı için gerekli esaslı materyallerin elde edilmesine kadar büyük bir rol oynuyor. Bugün, 2 milyardan fazla insan birincil enerji gereksinimlerini yakacak odunlardan sağlarken, tahmini 4 milyar insan sağlıkları için öncelikli olarak doğal ilaçlardan yararlanıyor. Öyle ki, kanser hastalığı için kullanılan ilaçların %70’i de gerek doğal olarak; gerekse doğadan esinlenmiş sentetik ürünlerden elde ediliyor.  Doğa, ekolojik ve evrimsel süreçleri aracılığıyla, insanların ihtiyaç duyduğu hava, toprak ve tatlı su kalitesini sürdürülebilir kılarken, aynı zamanda tatlı su dağıtımını yapıyor, iklimleri düzene sokuyor. Öte yandan polenleme ve haşere kontrolü görevlerini de üstlenerek doğal tehlikelerin etkilerini azaltıyor.

Ne var ki, BM’nin ortaya koyduğu Hükümetlerarası Bilim-Politika Platformu Küresel Değerlendirme Raporu’na göre (IPBES Global Assessment on Biodiversity and Ecosistem Services) biyoçeşitliliğin ve ekosistemlerin insanlara sundukları hizmetler ve fonksiyonlar, tüm dünya çapında her geçen gün daha da kötüye gidiyor.  Şimdilerde dünyanın birçok noktasına her zamankinden daha fazla gıda, enerji ve malzemeler tedarik edilebilirken; bu durum aslında doğanın gelecek katkılarını sağlama kabiliyeti pahasına gerçekleşiyor ve sıklıkla diğer çeşit katkılarını sarsıyor. Öyle ki biyoçeşitlilik, şu günlerde tüm insanlık tarihinin en hızlı düşüşüne tanık oluyor.

Bu durum öncelikle doğanın insana sunduklarının ülkelere, bölgelere ve toplumun çeşitli kesimlerine adil olmayan bir şekilde dağıtılmasından kaynaklanıyor. Ayrıca, doğanın sunduklarının üretilmesi ve kullanılmasında genel olarak bir “al-ver” hesabı söz konusu. Gıda üretimi gibi doğanın insanlara sunduğu alanlardan sadece birine öncelik vermek, doğanın sunduğu diğer nimetleri azaltacak ekolojik bir değişime yol açabiliyor. Teknolojik ve kurumsal olarak gelişmiş ülkeler bu durumdan istifade edebiliyor olsa da, korunmasız ülkeler bu durumdan son derece olumsuz etkileniyor. Örneğin, günümüzde gıda üretimi küresel ihtiyaçların hepsini giderebilecek kapasiteye sahipken; dünya nüfusunun ortalama %11’i yetersiz besleniyor ve yetersiz beslenme ile obeziteye bağlı beslenmeden meydana gelen hastalıklar, erken ölüm vakalarının %20’sini oluşturuyor. Gıda, lif ve biyoenerji üretiminin kapsamının büyük bir oranda genişlemesi, doğanın hava ve su kalitesi ve iklimi düzenleme kabiliyetine zarar verebiliyor.

İnsanlar Bu Bozulmanın Merkezinde

Rapora göre, doğanın bozulmasında insan faktörü çok önemli. En büyük küresel etkilere neden olan doğrudan faktörler sırasıyla arazi ve denizalanı kullanımı; organizmaların doğrudan kötüye kullanılması; iklim değişikliği; kirlilik ve istilacı türler.

Son 50 yılda insan nüfusunun iki katına çıkması ve küresel ekonominin neredeyse dört kat, küresel ticaretin 10 kat artması, üretim ve tüketimde de ivmeli bir yükselişe neden oldu. Bu durum doğrultusunda, maddesel ürünlerin tüketim seviyelerinin ülkeden ülkeye değişmesi, maddesel ürünlere erişimin adaletsiz şekilde olması ve gelişmişlik seviyeleri değişkenlik gösteren ülkelerin doğal yaşam alanlarının farklı seviyelerde bozulması, raporda toplumsal bir çatışmaya neden olabilecek faktörler olarak ifade ediliyor.

Rapora göre, ekonomik faaliyetlerin kapsamının genişletilmesi üzerine kurulu olan ekonomik teşvikler, korumacı ve onarıcı yaklaşımlardan ziyade çoğunlukla doğaya zarar verici yaklaşımlara yer verdi. Sürdürülebilir olmayan tarım, balıkçılık, akuakültür, besi hayvancılığı, ormancılık, madencilik ve enerji uygulamaları ile ilişkili politikalar ve ekonomik teşvikler, arazi/deniz kullanımında değişikliklere ve doğal kaynakların aşırı kullanılmasına neden oldu; üretim ve atık yönetimini yetersiz kıldı.

Daha önceden de bahsedildiği gibi insan faktörünün, dünya genelinde doğanın büyük bir ölçüde bozulmasında yeri çok büyük. Öyle ki, insan eylemleri sonucunda yeryüzünün %75’i büyük bir derecede bozulmuşken, okyanus alanlarının %66’sı gittikçe artan kümülatif etkiler ile baş başa kalıyor ve sulak alanların %85’inden fazlası artık kaybedilmiş olarak kabul ediliyor. Orman kaybı oranı her ne kadar 2000 yılından bu yana azalmış olsa da, bu oran genel olarak eşit olmayan bir şekilde dağılıyor. Özellikle biyoçeşitlilik açısından oldukça zengin olan tropiklerde, 2010 ve 2015 yılları arasında, 32 milyon hektarlık birincil veya iyileşmekte olan orman kaybedildi. Meyve, sebze ve kahve, kakao ve badem gibi ihracat ürünlerini içeren küresel besin ürünlerinin %75’inden fazlası polenleşmeye ihtiyaç duyduğu ve denizsel ve karasal ekosistemlerin küresel insan kaynaklı karbon emisyonlarının %60’ına yutak görevi görmekte olduğu düşünülünce tüm bu ekosistemlerin korunmasının ne kadar büyük bir önem taşıdığı da ortaya çıkıyor.

Bunun yanı sıra, insan faaliyetleri sonucunda mevcut durumda neredeyse 1 milyon canlı türü yok olma tehlikesi altında ve bu oran canlı türlerinin ortalama %25’ine tekabül ediyor. Herhangi bir önlem alınmadığı takdirde, küresel çaptaki canlı türlerinin yok olma oranında büyük bir artış yaşanması bekleniyor. Bu da, bu yok oluş oranının son 10 milyon yılda yaşanandan en az onlarca veya yüzlerce kat daha fazla olacağı anlamına geliyor. Bununla birlikte, evcilleştirilmiş bitki ve hayvanların yerel çeşitleri ve nesilleri de kayboluyor. Genetik çeşitlilik de başta olmak üzere çeşitliliklerin kaybolması, birçok tarım sisteminin haşere, patojen ve iklim değişikliği gibi tehlike arz eden faktörlere olan direncini sarsıyor; böylece küresel gıda güvenliliğine risk teşkil ediyor. 2016 yılında, gıda ve tarım için kullanılan 6 bin 190 cins evcilleştirilmiş memeli hayvan yok olmuşken en az bin tanesi de bu tehlikeyle karşı karşıya kalmaya devam ediyor.

Sürdürülebilir Kalkınma ve İklim Değişikliği

Biyoçeşitlilik, ekosistem fonksiyonu ve doğanın insanlara sunduklarında yaşanan bozulmalar, uluslararası toplumsal ve çevresel hedeflerin gerçekleştirilmesinin de önüne geçiyor. Bu hedeflerin en önemli örnekleri 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ve Paris İklim Anlaşması. Rapor, nüfus artışı, sürdürülemez üretim, tüketim ve teknolojik gelişmeler gibi dolaylı faktörlerin gelecek yıllarda biyoçeşitlilik ve ekosistem fonksiyonlarına zarar vermeye devam edeceğini öngörüyor. Rapora göre, biyoçeşitlilik ve ekolojik sistemlere yönelik gösterilen mevcut olumsuz eğilimler açlık, sağlık, su, şehirler, iklim, okyanuslar ve kara ile ilişkili hedefler (Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri 1, 2, 3, 6, 11, 13, 14 ve 15)  doğrultusundaki gelişmelerin %80 oranında sarsılmasına neden olacak.

Doğadaki değişimlere neden olan faktörlerden biri de iklim değişikliği. İklim değişikliğinin gelecekteki etkilerinin on yıllar içerisinde kendini daha fazla belli etmesi bekleniyor. Bu senaryolar genellikle, iklim değişiminin doğurduğu kötü etkilerin biyoçeşitliliğe ve ekolojik sistemlerin fonksiyonlarına zarar vereceğini öngörüyor. Sıcaklıklardaki 1,5°C - 2°C’lik bir artışın bile karasal türlerin çeşitliliğinin büyük bir ölçüde azalmasına neden olabileceği de belirtiliyor. Araştırmalara göre, sıcaklıklardaki 2°C’lik bir artış, canlı türlerinin %5’inin neslinin tükenmesine neden olabilirken; 4,3°C’lik bir artış ile bu oran %16’ya çıkabiliyor. Bu da sıcaklık artışının 2°C’nin altında tutulmasının ne kadar büyük bir önem arz ettiğini gözler önüne seriyor.

Peki, çözüm ne? Rapor, mevcut politikaların iyileştirilmesi ve kolektif veya bireysel eylemleri içeren yeni girişimlerde bulunulmasını bir çözüm olarak ortaya koyuyor. Çevrenin, uluslararası işbirliğinin artırılmasıyla ve bölgesel ilgili tedbirlerin bağlantılanmasıyla korunabileceğine işaret ediliyor. Rapor ayrıca teşvikler ve kapasite geliştirme, sektörler arası işbirliği, önleyici eylemler, dirençlilik ve belirsizlik bağlamında karar verme ile çevre hukuku ve uygulanması gibi beş alanın çevrenin korunmasında kaldıraç görevi görebileceğini belirtiyor.

Melis Bostanoğlu, İKV Uzman Yardımcısı