İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
1-15 MAYIS 2019

AB GÜNDEMİ: AB Ekonomisi Dışta ve İçte Esen Sert Rüzgârlara Karşı Ayakta Duruyor

AB Ekonomisi Dışta ve İçte Esen Sert Rüzgârlara Karşı Ayakta Duruyor 

Avrupa Komisyonu üye ve aday ülke ekonomilerinin değerlendirildiği ve temel göstergelerine ilişkin gelecek projeksiyonlarının yer aldığı İlkbahar Dönemi Ekonomik Tahmin Raporu’nu 7 Mayıs 2019 tarihinde yayımladı. Rapora göre AB ekonomisi, ticaret savaşlarının gölgesinde geçmiş yıllara göre daha az elverişli bir dış dünya karşısında dayanıklılık gösteriyor. Güçlü iç talep, istikrarlı bir şekilde seyreden istihdam ve düşük finansman maliyetlerinin desteklediği büyümenin bütün AB üye ülkelerinde sürmesi ve gelecek yıl ivme kazanması bekleniyor.

Bütün üye ülkelerde ekonomik büyüme beklenirken, küresel belirsizliklerin devam etmesi nedeniyle AB genelinde büyümenin daha ziyade AB içi dinamikler tarafından desteklemesi bekleniyor. Bu yıl ivmesi azalan büyümenin önümüzdeki yıldan itibaren tekrar hız kazanacağı tahmin ediliyor. Dünya genelinde son dönemde büyümede ve uluslararası ticarette yaşanan yavaşlamanın yanı sıra ticaret politikalarına ilişkin belirsizlik 2019 ve 2020’de AB’nin büyüme beklentilerine olumsuz etki ediyor. Öte yandan, otomotiv sektörüne ilişkin sorunlar yaşayan ülkeler başta olmak üzere, imalat sanayinde devam eden zayıflıkların da AB’de büyümenin yavaşlamasında etkili olduğu belirtiliyor.

Büyümedeki Yavaşlamanın 2019da Seyir Değiştirmesi Bekleniyor

Dünya geneline bakıldığında küresel ticaretin ve büyümenin 2017'de kaydedilen hızlı ivmeye kıyasla bu yıl ve önümüzdeki yıl zayıf seyredeceği tahmin edildiğinden, AB’de ekonomik büyümenin itici gücünün tamamen AB içi aktiviteye dayanması bekleniyor. Bu şartlar altında istihdam artışının da geçmiş döneme göre daha düşük bir ivmeyle olsa da sürmesi, artan ücretler ve düşük enflasyonla beraber bazı üye ülkelerde elverişli finansman koşulları ve destekleyici mali koşulların iç talebi artırması bekleniyor. Sonuç olarak, GSYH artışı olarak ifade edilen büyümenin bu yıl AB’de %1,4 ve Avro Alanı’nda %1,2 oranında gerçekleşeceği tahmin ediliyor. 2020’de, iyileşmesi beklenen küresel finansal koşulların ve dünyada bazı yükselen ekonomilerde öngörülen politika desteklerinin AB’yi olumsuz yönde etkileyen faktörleri zayıflatması ve AB dışındaki ekonomik aktivitenin güçlenmesi bekleniyor. Bu beklentiler ışığında GSYH’nin 2020’de AB’de %1,6 ve Avro Alanı’nda %1,2 oranında artacağı tahmin ediliyor.   

İşsizlik Azalmaya Devam Ediyor

AB’de işgücü piyasası koşulları, 2018 sonuna doğru ekonomik büyümedeki yavaşlamaya rağmen iyileşmeye devam etti. İşsizlik oranı hâlihazırda bazı üye ülkelerde oldukça yüksek olmakla birlikte AB geneli işsizlik oranı Ocak 2000’den bu yana kaydedilen en düşük seviyeye gerileyerek Mart 2019’da %6,4 oranında gerçekleşti. Önümüzdeki dönemde de işsizlik oranının AB’de 2019’da azalacağı ve 2020’de %6,2’ye ineceği tahmin ediliyor. Avro Alanı’nda ise 2019’da %7,7 ve 2020’de %7,3’e inerek küresel kriz öncesi, 2007’de kaydedilen orandan da daha düşük seviyeye gerileyeceği tahmin ediliyor.

Enflasyon Düşük Seyrini Devam Ettiriyor

2018’in son çeyreğinde %1,9 olan Avro Alanı enflasyonu, bu yılın ilk çeyreğinde enerji fiyatlarındaki düşüşe bağlı olarak %1,4'e geriledi. Enflasyonun, AB'de bu yıl %1,6'ya indikten sonra 2020’de %1,7'ye yükselmesi öngörülüyor. Gelecek çeyrek dönemlerde enerji fiyatlarına ilişkin enflasyonun daha da azalması ve artan ücretlerin fiyatlar genel seviyesini yükseltmede fazla etkisinin olmaması öngörülüyor. Bu öngörüler doğrultusunda Avro Alanı enflasyonunun 2019 ve 2020’de %1,4 seviyesinde kaydedileceği tahmin ediliyor.

Düşük Büyümeye Rağmen Kamu Borçları Azalmaya Devam Edecek

Birçok üye ülkede azalması beklenen kamu borcunun GSYH'ye oranının 2019 ve 2020 yıllarında    AB’de 2018’de %81,5’ten 2019’da %80,2’ye ve 2020’de %78,8’e inmesi; Avro Alanı’nda da 2018’de %87,1’den 2019’da %85,5’e ve 2020’de %84,3’e düşmesi öngörülüyor. Kamu açığının ise AB’de 2018’de  %0,6’dan 2019 ve 2020’de %1’e yükseleceği ve Avro Alanı’nda 2018’de %0,5’ten 2019’da %0,9’a çıkarak 2020’de de aynı seviyede kalacağı tahmin ediliyor. Söz konusu oranda bu yılki yükselişin temelinde ise daha yavaş GSYH artışı ve bazı üye ülkelerdeki genişlemeci mali politikaların etkisi bulunuyor.

Ekonomik Görünüme Olumsuz Etki Edebilecek Riskler Ön Plana Çıkıyor

AB ekonomisini olumsuz yönde etkileyebilecek riskler daha belirgin bir şekilde varlığını sürdürüyor. Dünya genelinde korumacı önlemlerin yanı sıra küresel büyüme ve ticaretteki yavaşlamanın, özellikle Çin’in ekonomik büyümesi zayıfladığı takdirde dünya ve AB ekonomisi üzerinde daha fazla risk oluşturması bekleniyor. Söz konusu risklere ilave olarak AB’de diğer bir risk faktörünü Brexit oluşturuyor. Birleşik Krallık’ın AB ile anlaşmaya varmadan Birlik’ten ayrılması (anlaşmasız Brexit) olasılığı ve AB imalat sanayini halen olumsuz etkileyen faktörlerin etkinliğini sürdürmesi riskinin de AB’nin ekonomik görünümünü olumsuz yönde etkileme ihtimali bulunuyor. Siyasi belirsizlikte artış ve büyümeyi daha az destekleyen politikaların uygulanmasının AB özel sektör yatırımlarında azalmaya yol açabileceği de belirtiliyor.

AB ekonomisine pozitif yönde etki edebilecek gelişmeler ise özellikle tüketici ve iş dünyasının güveninin belirsizlik ve iç dalgalanmalara daha az duyarlı olması halinde AB özel tüketim ve yatırımlarının beklenenden daha iyi bir seyir izlemesi olarak değerlendiriliyor. Bunun sağlanabilmesinde büyümeyi artırıcı reformlar gerçekleştiren üye ülkelerde mali politikaların daha güçlü bir şekilde uygulanmasının da etkisinin olması bekleniyor.   

Türkiye Ekonomisine İlişkin Değerlendirmeler

Avrupa Komisyonunun Ekonomik Tahmin Raporu’nda Türkiye ekonomisine ilişkin değerlendirmelerin yer aldığı bölümde, geçen yıl Türk lirasında yaşanan hızlı değer kaybından sonra ekonominin yeniden dengelenme sürecinde olduğu belirtiliyor. Dış gelişmelerin yarattığı dengesizliklerin ve kredi genişlemesinin iç talepte daralmaya sebep olduğu ve büyümede artışın ancak 2019’un 2’nci yarısında sağlanabileceği kaydediliyor.

2018’in 2’nci yarısından itibaren Türkiye ekonomisinde görülen ivme kaybının geçen yıl yaz aylarında mali koşulların kötüleşmesiyle artış gösterdiği, inşaattan makina ve teçhizata kadar geniş bir alanda yatırım harcamalarında azalış ve özel tüketimde daralma görüldüğü belirtiliyor. 2018’in olumsuz etkisinin ileriki döneme doğru yayılmasıyla ekonomik toparlanmanın ancak 2019’un 2’nci yarısında gerçekleşeceği tahmin edilerek Türkiye’nin yükselen ekonomiler içinde 2019’da en düşük büyüme performansı gösteren ülke olacağına dikkat çekiliyor.

Güven endeksleri, perakende ticaret ve imalat sanayine ilişkin göstergelerin 2019’un başında iç talep açısından zorlu bir dönemi işaret ettiği ifade ediliyor. Finansal koşulların bu yılın ilk yarısında dalgalanma göstermesini takiben yıl içerisinde faiz oranları ve finansal piyasaların daha durgun bir döneme girmesi bekleniyor. Başta tüketici kredileri olmak üzere kamu bankalarında başlayan, kredi koşullarında iyileşme ve reel borç yükündeki azalış sürecinin 2019’da iç tüketimi desteklemesi öngörülüyor.  

İç tüketimin toparlanması ve kapasite kullanım oranlarında artışla birlikte yurt içi yatırımların 2020 başlarında artış kaydedeceği tahmin ediliyor. Toparlanmanın ekonominin geneline yayılmasıyla birlikte tüketici talebinde de artış öngörülüyor. Bunun sonucunda net ticaretin büyümenin itici gücü olması bekleniyor.  TL’nin değer kaybetmesinin ihracatı geçici bir süre artırıcı etkisi olsa da ihracat fiyatlarındaki artışın fiyat rekabetinden kaynaklanan kazancı erozyona uğratıyor. Minimum ücretlerde 2016 ve 2019 yıllarında kaydedilen artışı takiben reel ücretlerdeki artışın Türkiye’nin uluslararası rekabet gücünü zayıflattığına işaret ediliyor.

Para politikasının güvenilirliğinde azalma sonucunda Enflasyonu kalıcı olarak düşürmenin maliyetinin arttığı ve bunun da ekonomiye daha fazla yük getirdiğine işaret ediliyor. Bu nedenle enflasyonun Merkez Bankasının belirlediği hedef oran olan %5’e çekilmesinin daha fazla maliyetli hale geldiği belirtiliyor.

Hükümetin finansal darboğazdan çıkış sağlamak üzere mali disipline bağlı kalacağını vurguladığı belirtilen raporda enflasyonla topyekun mücadele nedeniyle nominal GSYH artışı azalırken vergi matrahının baskı altında kalacağı belirtiliyor. Vergi matrahının yanı sıra KDV oranlarındaki indirim nedeniyle ortalama vergi oranının da düşüş kaydedeceği ifade ediliyor. Son yıllarda artış gösteren şarta bağlı borçlar nedeniyle bütçenin riskler taşıdığına dikkat çekiliyor.

Yeniden Dengelenmeye İlişkin Riskler

Tüketime dayanan ekonomik toparlanmada temel riskin işsizlik oranında ciddi artış olduğuna dikkat çekilen raporda 2019’un ilk yarısında tarım dışı istihdam oranının %16,8’e yükseldiği ve resesyonun genç işsizliğine ve özellikle eğitimsiz genç nüfusa etkisinin ciddi derecede olduğu belirtiliyor. Kredi daralmasının istihdam piyasası üzerindeki etkisinin tahmin edilenden fazla olması halinde özel tüketim talebindeki atışın istenilen seviyeye çıkamayacağı belirtiliyor. Zayıf tüketim artışının sürmesinin yatırımların toparlanmasına da olumsuz yansıyacağına işaret ediliyor.  Finans dışı sektörlerin yüksek seviyelere varan borç servis oranlarının ve geri dönmeyen kredilerde artışın bankaların varlık kalitelerini erozyona uğratma riski bulunduğuna değiniliyor. Raporda Türkiye’ye ilişkin söz konusu değerlendirmeler doğrultusunda ekonomide 2019’da %2,3 oranında daralma ve 2020’de ise %3,9 oranında büyümede öngörülüyor.

AB Ekonomisine İlişkin Temel Ekonomik Göstergeler

Kaynak: Avrupa Komisyonu Yaz Dönemi Ekonomik Tahmin Raporu

Sema Gençay Çapanoğlu, İKV Kıdemli Uzmanı