İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
16-31 MAYIS 2019

AB GÜNDEMİ: AP Seçimlerinin Geride Kalmasının Ardından AB, “Yeni Bir Maceraya Gidiyor”

AP Seçimlerinin Geride Kalmasının Ardından AB, “Yeni Bir Maceraya Gidiyor”

Politikacıların, AB uzmanlarının, sivil toplum kuruluşlarının ve AB liderlerinin büyük bir heyecanla; Avrupa vatandaşlarının ise oldukça minimal bir ilgiyle beklediği AP seçimleri geri sayımı sonunda bitti. 23-26 Mayıs 2019 tarihlerinde gerçekleşen ve ironik bir şekilde oy vermeye giden ülkelerden birinin Birleşik Krallık olduğu Parlamento seçimleri, karmaşık sorunlara karmaşık cevapların verildiği sonuçlara tanık oldu.

İlk defa 1979 yılında yapılan AP seçimlerinden bu yana çoğunluğu ve aynı zamanda Birliğin statüko gücünü elinde tutan merkez sağ ve solun bu gücünü kaybettiğini gösteren sonuçlar, belki de seçimlerin en çarpıcı çıktısı. Bu çarpıcı çıktıya daha da ilgi çekici bir unsur katan ise merkez güçleri sarsanların liberaller, yeşiller ve aşırı sağcı popülistler olması. Bu nedenle fazlasıyla renkli bir Parlamento yapısı oluşturan 2019 seçimlerinin geleceğe yönelik belirsizlikler listesi hayli kabarık. Ancak yine de kesin bir yargıda bulunulabilecek bir nokta da mevcut. Nitekim merkez sağ Avrupa Halk Partisi (EPP) ile merkez sol Sosyalist ve Demokratlar İlerici İttifakı (S&D) arasındaki centilmenler diyaloğu sonucu AB kurumlarının üst pozisyonlarını paslaşarak yönettikleri dönemin sona erdiğine şüphe yok. Zira AB’nin yanı sıra ulusal politikalarda da birbiriyle yan yana gelmesi zor olan liberaller ve aşırı sağcıların belki de tek ortak noktası yine aynı denklemde gizli: Parlamento’daki EPP ve S&D’nin defacto liderliğinin sona ermesine dair duyulan istek.

Ezberlerin yıkılmaya başladığı bir dönemde umutsuzluğa kapılmak yerine önünde açılan yollara Tolkienvari bir heyecanla düşecek bir AB görmek herkesin beklentisi. Kendisine sunulan olduğu yerde kalma ya da yolculuğa katılma teklifine cevap vermek için ise vakti giderek daralıyor.

Hep Beraber Yeni Bir Maceraya: Peki ya Yol Karardığında?

Savaş öncesi son toplanma yeri olan Romanya’nın Sibiu kentinde 27 AB üye ülkesinin bir araya gelmesi, aslında değişimlerin arifesinde son bir veda özelliğini taşıyordu. Henüz AB’den ayrılmamış hatta bu nedenle AP seçimlerine dahi katılan Birleşik Krallık’ın yer almadığı gayriresmi Zirve, bu yönüyle geleceğe yapılan ufak bir projeksiyon olma özelliği taşıyordu. Zira ilk vazgeçen Birleşik Krallık, 27 üyenin devam edeceği yolda artık yürümek istemediğini ortaya koydu. Dolayısıyla zorluklar, başarılar, yenilgiler ve zaferleri paylaşacak olanlar, tüm farklılıklarına rağmen “yol karardığında” bile yola devam edenler olacak.

Son dönemde dışarıdan gelen tehditlerden ziyade kendi içindeki fikir ayrılıkları nedeniyle zor günler geçiren entegrasyon projesindeki Macaristan ve İtalya çatlakları, başlı başına bir sorun teşkil etmeye devam ederken; popülist görüşlerin AB kurumlarını şekillendirme gücünden korkuluyor. Ancak son 2 yıllık süreçte sürekli olarak Brexit sonrası döneme hazırlanan ve küllerinden doğma mesajı veren Birliğin liderleri, değişen ve evrilen sorunlara karşı aynı kalan çözüm önerileriyle cevap vermeye çalışıyor gibi görünüyor. Bu anlamda vatandaşların yeni ve farklılaşmış cevaplar istediğini ortaya koyan AP seçimleri, 1994 yılından sonra görülen en yüksek katılım oranına sahip olmasını da aslında biriken memnuniyetsizliklere borçlu.

2014 yılındaki seçimler tarihindeki en düşük katılım oranıyla gerçekleşirken,%42,6; 5 yıl sonra Avrupalı seçmenlerin %50,9’u dünyanın tek ulusüstü parlamentosu milletvekillerini seçmek için oy kullanmaya sandıklara gitti. Sonuç olarak EPP’nin 37, S&D’nin 32; Avrupa Birleşik Solu/Kuzey Yeşil Solu’nun (GUE/NGL) 14 sandalye kaybettiği seçimlerde liberaller, yeşiller ve popülistler Parlamentoda daha etkili olma yolunda sandalye sayısını artırdı.

Aralarına Fransız Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Renaissance partisinin katıldığı Liberal ve Demokratlar İttifakı (ALDE/R) Parlamentoda elde ettiği 105 sandalye ile seçimlerin en büyük galipleri arasında yer alıyor. Diğer bir galip ise, İsveçli iklim aktivisti 15 yaşındaki Greta Thunberg’ün de etkisiyle iklim krizi konusunda duyarlı vatandaşların liderlerin kayıtsızlığına duyduğu tepkinin akabinde sandalye sayısını 17 sayı artıran Yeşiller/Avrupa Özgür İttifakı (Greens/EFA) oldu. Almanya’da en çok oyu alan ikinci parti olmakla birlikte en büyük başarıyı sırasıyla Fransa ve Birleşik Krallık’ta elde eden Yeşiller, AB gündemine uzun zamandır politik retoriği şekillendiren mülteci krizinden farklı bir krizi sokmuş oldu: iklim değişikliği.

Tablo: 2019 AP Seçimlerinde Hangi Siyasi Gruplar Hangi Üye Ülkelerde Çoğunluğu Elde Etti?

Kaynak: https://www.politico.eu/interactive/european-elections-top-parliamentary-group-by-country/

Medyadaki en favori kelimelerden birisi olan “popülizm”, 2107 yılından bu yana AB’deki ulusal seçimlerin baş aktörü olmasını AP seçimlerine de taşımayı başardı. İKV’nin hem seçimleri hem de entegrasyon projesinin geleceği tartışmalarını yakından takip ettiği söz konusu dönem, Türkiye-AB ilişkilerindeki fiili durgunluk paralelinde varoluşsal krizini aşmaya çabalayan bir AB ortaya koydu. Bu bağlamda ulusal kaygıların ilerisine çok fazla gidemeyip benzer dinamikler gösteren AP seçimleri, Avrupa ideali ile AB şüpheci popülist görüşler arasındaki büyük savaş olarak ifade edildi; bu çarpışmada sadece iki tarafın mevcut olduğu düşünüldü.  Siyah ve beyaz olarak ayrılabilecek tarafların olması AB’nin geleceğine dair daha basit sorunlar ve çözümler olmasını da sağlayabilirdi; ancak sadece AB şüpheci cephede değil AB yanlısı cephede de kilit politika alanlarına dair farklı görüşler mevcut. Nitekim AB yanlısı liberal demokratlar ve yeşillerin başarısı bu durumun en güzel örneği. EPP’nin Spitzenkandidat gösterdiği Manfred Weber’i desteklemediğini özellikle vurgulayan Liberal Demokratlar ve iklim konusunda aktif politikalar görmek isteyen Yeşiller, AB’nin merkez sağ ve merkez sol gruplarla tanımlanmadığının da bir göstergesi aynı zamanda. Zira AB yanlılığında tek bir cevap yok ve bu cevabın sahipleri de merkez gruplar değil; AB şüpheciliğindeki tüm cevapların aşırı sağcı ve popülist retoriklere ait olmaması gibi.

Seçimler öncesi German Marshall Fund Kıdemli Uzmanı Rosa Balfour’un kaleme aldığı bir yazı, popülistlerin AP’de ne kadar etkili olabileceğini sorguladı. Ortaya koyduğu tabloda AB şüpheci ve popülist olarak tanımlanabilecek siyasi partilerin Rusya, NATO, AB genişlemesi, serbest ticaret gibi konulardaki fikirlerini sıraladı ve farklılıklara dikkat çekti. Bu nedenle AP’deki sandalye sayılarını artırmanın Parlamento içinde AB şüpheci ve popülist bir dalga yaratamayacağı yorumu yapıldı; zira popülistlerin mevcut konjonktürde tek bir ses olma ihtimalleri yok. Daha önce de birçok defa belirtildiği üzere seçimler dinamiğinde bir araya gelmeye çalışsalar bile çoğu siyasi partinin beraber hareket etmelerini engelleyecek temel fikir ayrılıkları bulunuyor. Özellikle de Macar Başbakan Viktor Orban ve Polonya’daki hükümet partisi Genel Başkanı Jaroslaw Kaczynski ile AB şüpheci bir grup kurmaya çalışan İtalya Başbakan Yardımcısı Matteo Salvini’nin çabaları, AB şüpheciliği noktasında buluşmanın aslında düşünüldüğü kadar büyük bir ortak nokta olmadığını en somut haliyle kanıtlamıştı.

Sonuç olarak korkulduğu kadar sandalye kazanamayan Matteo Salvini ve Marine Le Pen’in oluşturduğu popülist grup 58 sandalye kazanırken; Brexit Partisi’nin dâhil olduğu grup 54 sandalye elde etti. Brexit Partisi’nin oy kazanma sebebinin AB’den ayrılmaya verilen destek olduğu düşünüldüğünde parti başkanı Nigel Farage’ın Parlamentoda yer alması bile fazlasıyla ironik bir durum olurken; Salvini ve Le Pen’den ayrılan bir çizgide konumlanıyor. Öte yandan muhafazakâr milliyetçi retoriğiyle son dönemde AB temel değerlerini sarsıntıya uğratan Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın partisi Fidesz, kazandığı %53 oranındaki oy ile ulusal gücünün yanında Parlamento'daki gücünü de ortaya koydu. Bu anlamda AB’nin geleceği konusundaki tartışmalarda ve dönüşümlerdeki en etkili aktörlerden biri olması da fazlasıyla muhtemel.

Birleşik Krallık’ın ayrılma kararının ardından kısır döngüye dönen Brexit süreci, AB’nin aslında çözümü yanlış yerde aradığını da ortaya koymuş olabilir. Seçim sonuçlarının da açıkça ifade ettiği üzere AB liderlerinin odak noktasını genişletmesi gerekiyor. Birleşik Krallık üyeleri dışında yeni Parlamento, tüm farklılıklara rağmen yola devam etme kararlığında olanları bir araya getirdi. Yaşanacak dönüşümleri kabul etmesi gereken AB, pek çok açıdan yeni bir maceraya hazır gibi görünüyor. Kendini yeniden keşfetmesi için mükemmel bir fırsata sahip olan AB, eski heyecanını ve yola çıkma isteğini kaybetmediğini de vatandaşlarına kanıtlamalı.

Selvi EREN, İKV Uzman Yardımcısı