İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
16-30 HAZİRAN 2019

AB GÜNDEMİ: Üst Düzey Görevlendirmeler Bulmacası Odağındaki AB Liderler Zirvesi

Üst Düzey Görevlendirmeler Bulmacası Odağındaki AB Liderler Zirvesi

AB liderleri, 20-21 Haziran 2019 tarihlerinde, AB’nin 2019-2024 stratejik önceliklerinin belirlenmesinden Birliğin uzun vadeli iklim değişikliği hedeflerinin benimsenmesine, dış politika konularından ekonomiye uzanan yoğun bir gündemle bir araya geldi. AB kurumlarındaki üst düzey görevlere gelecek isimlerin belirlenmesi, liderlerin 20 Haziran’daki çalışma yemeğinin başlıca gündem maddesiydi. Liderler 21 Haziran’da toplanan geniş katılımlı Avro Zirvesi’nde ise AMB Başkanı Mario Draghi ile birlikte AB’deki ekonomik durumu değerlendirerek Ekonomik ve Parasal Birliğin derinleştirilmesi yolunda atılan adımları ele aldı.

Üst Düzey Görevlendirmeler Bulmacası Çözüm Bekliyor

Liderlerin 2019-2024 döneminde AB kurumlarına yapılacak üst düzey görevlendirmeler hakkındaki görüşmeleri, kamuoyunda en çok merak edilen konuyu oluşturdu. AB’deki üst düzey görevleri oluşturan Avrupa Komisyonu Başkanlığı, AB Konseyi Başkanlığı, AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilciliği ile AMB Başkanlığı bir paket halinde değerlendiriliyor. AB’de siyasi gruplar ve kurumlar arasındaki dengelerin yanı sıra coğrafi dengeler (büyük ve küçük üye ülkeler, Doğu Avrupa ve Batı Avrupa) ve cinsiyet dengesi gibi etkenlerin de rol oynadığı çok bilinmezli denklemin merkezinde ise Jean-Claude Juncker’den boşalacak Avrupa Komisyonu Başkanlığı’na gelecek ismin kim olacağı yer alıyor.

Lizbon Antlaşması ile güncellenen AB Antlaşması’nın 17(7)’nci Maddesi; AB Konseyinin, AP seçimlerinin sonuçlarını dikkate alarak gerekli istişarelerde bulunduktan sonra nitelikli çoğunluk esasına göre belirleyeceği Komisyon Başkanlığı adayını, oy çokluğu ile seçilmek üzere AP’nin onayına sunması gerektiğini ortaya koyuyor. Bu konudaki istişareleri yürütmekten sorumlu olan AB Konseyi Başkanı Donald Tusk, Konseyin, Komisyon Başkanlığı adayını tercihen oybirliğiyle belirlemesi gerektiğini savunurken; bunun mümkün olmaması halinde ise “güçlendirilmiş nitelikli çoğunluk” esasına göre AB nüfusunun en az yüzde 65’ini temsil eden Üye Devletlerin yüzde 72’sinin yani 21 Üye Devletin onayının aranacağının altını çiziyor.

Konu, AP seçimlerinde en çok oyu alan partinin adayının Komisyon Başkanı olmasını öngören ve 2014 yılında Jean-Claude Juncker’i Komisyon Başkanlığı’na taşıyan Spitzenkandidaten sistemi uyarınca hareket edip etmeyecekleri noktasında düğümleniyor. AB liderleri, üst düzey görevlendirmeleri görüşmek üzere AP seçimlerinin tamamlanmasından hemen sonra 28 Mayıs 2019 tarihinde bir araya geldiklerinde Spitzenkandidaten sisteminin otomatikman uygulanmasını reddetmiş ve AB Konseyi Başkanı Donald Tusk’u bu konudaki istişareleri yürütmek üzere yetkilendirmişlerdi. Bu sürece paralel olarak, Hırvatistan Başbakanı Andrej Plenkovic ve Letonya Başbakanı Krišjanis Karinš (Avrupa Halklar Partisi), Hollanda Başbakanı Mark Rutte ve Belçika Başbakanı Charles Michel (Avrupa’yı Yenile), İspanya Başbakanı Pedro Sánchez ve Portekiz Başbakanı Antonio Costa (Avrupa Sosyalist Partisi) mensubu oldukları siyasi gruplar adına müzakereci olarak belirlenerek üst düzey görevlendirmelere ilişkin gayriresmî istişarelerde bulunmak üzere görevlendirilmişti.

AB liderlerinin AP seçimlerinden üç hafta sonra gerçekleşen bu buluşmalarında, Komisyon Başkanlığı’na gelecek ismin belirlenmesinde halen Spitzenkandidaten sistemini dikkate alıp almama konusunda ortak bir karara varamamaları ve aralarında artan görüş ayrılıkları dikkat çekti. Spitzenkandidaten sistemi, Komisyon Başkanlığı için AP seçimlerinden birinci çıkan Avrupa Halklar Partisi’nin (EPP) adayı Alman Hıristiyan Demokrat Manfred Weber’i öne çıkarıyor. Komisyon Başkanlığı için gerekli devlet yönetimi tecrübesi ve karizmadan yoksun olması, Weber’e yönelik endişelerin başında geliyor. Bunun yanında, AP’deki Sosyalist ve Demokrat Grup (S&D) ve Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un En Marche hareketi ile diğer liberal unsurları da içine alarak “Avrupa’yı Yenile” (Renew Europe) adını alarak imaj tazeleyen liberaller de Weber’e destek vermeyeceklerini açıklamış durumda.

Konu, AB Konseyinde Almanya ile Fransa’yı da karşı karşıya getiriyor. Almanya Şansölyesi olarak son dönemindeki Merkel, Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi’nin (CDU) kardeş partisi Hıristiyan Sosyal Birlik (CSU) mensubu Weber’in Komisyon Başkanlığı’na destek verirken; Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Spitzenkandidaten sisteminin en güçlü muhalifleri arasında yer alıyor. Spitzenkandidaten sistemi uyarınca AP seçimlerinde en çok oyu alan partinin adayını otomatikman Komisyon Başkanlığı’na taşıyan anlayışa karşı çıkan Macron, bu görevlendirmede esasen üstün niteliklerin ve engin devlet tecrübesinin belirleyici olması gerektiğini savunuyor. Macron’un Zirve’nin ardından, ne Weber’in ne de sosyalistlerin adayı Avrupa Komisyonunun Birinci Başkan Yardımcısı Frans Timmermans ile liberallerin adayı Avrupa Komisyonunun Rekabetten Sorumlu Üyesi Margrethe Vestager’in Komisyon Başkanlığı için AB liderlerinden yeterli destek alamadığını açıklayarak Spitzenkandidaten sisteminin çöküşünü ilan etmesi, tartışmalara yeni bir boyut kazandırdı. Brüksel kulislerinde konuşulanlara göre, Avrupa Komisyonu eski Üyesi ve AB’nin Brexit Müzakerecisi Michel Barnier, Dünya Bankası CEO’su olarak görev yapmakta olan Avrupa Komisyonunun Bütçeden Sorumlu eski Başkan Yardımcısı Kristalina Georgieva, Uluslararası Para Fonu Başkanı Christine Lagarde Komisyon Başkanlığı için ismi geçenler arasında. AB liderleri, Komisyon Başkanlığı rolü için ayrıca Hırvatistan Başbakanı Andrej Plenkovic de dâhil, mevcut ve eski başbakanları değerlendirmeye almış durumdalar.

AB Konseyi Başkanı Donald Tusk, üst düzey görevlere gelecek isimlerin belirlenirken en az ikisinin kadın olması ve Doğu Avrupa ile Batı Avrupa, kurucu üyeler ile yeni üyeler ve küçük üye ülkeler ile büyük üye ülkeler arasında denge kuran bir yaklaşım üzerinde anlaştıklarını ifade ediyor. Elbette, bu sadece madalyonun bir yüzü. Madalyonun diğer yüzünde ise siyasi dengeler var; AP’deki siyasi gruplardan Hıristiyan demokratlar, sosyalistler, liberaller ve Konseyde temsil edilmeyen yeşiller, üst düzey görevlendirmelerden pay almak istiyor. Öte yandan, Konseyin belirleyeceği adayın AP tarafından da onaylanması gerektiği ve AP’nin de Komisyon Başkanlığı seçiminde söz sahibi olduğunu hissetmek isteyeceği göz ardı edilmemeli.

AB liderleri, Avrupa Komisyonu Başkanlığı’na kimi aday gösterecekleri konusunda uzlaşmak için adeta zamana karşı yarış halindeler. Komisyon Başkanlığı’na gelecek ismin AP’nin yeni bileşiminde 2 Temmuz 2019 tarihinde gerçekleşecek ilk Genel Kurul oturumu öncesinde belirlenmesi büyük önem taşıyor. AB liderleri bu son derece sıkışık takvime uyabilmek için, 30 Haziran’da üst düzey görevlendirmeler özel gündemiyle toplanacak zirvede yeniden bir araya gelmeye hazırlanıyor. Bu konudaki pazarlıkların 28-29 Haziran’da Almanya, Fransa, İspanya, Hollanda ve İtalya liderlerinin katılacağı Osaka’da gerçekleşen G20 Zirvesi’nde devam edeceğine şüphe yok. İrlanda Başbakanı Leo Varadkar’ın “Papayı seçmek bile daha kolay” sözleriyle tanımladığı Komisyon Başkanı adaylığı konusunda, 30 Haziran’da Europa Binası’ndan bu kez beyaz duman çıkıp çıkmayacağı ise büyük merakla bekleniyor.

AB İklim Değişikliği Hedeflerine Polonya’dan Veto

AB liderlerinin Zirve’de ortak bir pozisyon belirleyemedikleri diğer konu ise iklim değişikliği hedefleri oldu. Salınım azaltma hedefini ileriye götürmek isteyen Batı Avrupalı üyelerle fosil yakıtlara bağımlı olan ve salınım azaltımı hedefinin ekonomilerine zarar vereceğini düşünen Orta ve Doğu Avrupalı üyeler arasındaki ayrılıklar, bu konudaki tartışmalara damga vurdu.

AB Üye Devletleri’nin 2050’ye kadar sera gazı salınımlarını büyük ölçüde azaltarak karbon nötr hale gelmesi hedefi, Polonya, Macaristan, Estonya ve Çekya’nın muhalefeti nedeniyle kabul edilemedi. Paris ve Berlin’in ikna çabalarına rağmen, Zirve Sonuç Bildirgesi’nde, “Paris Anlaşması doğrultusunda iklim nötr bir AB’ye geçişin sağlanması” taahhüdüne yer verilirken; dipnot olarak da 2050’ye kadar karbon nötr hale gelme hedefinin çoğu Üye Devlet tarafından benimsendiği kaydedildi. Her ne kadar Avrupa Yatırım Bankası’nın enerjide geçişe destek vermek üzere iklim eylemi alanındaki desteğini artıracağı belirtilse de Varşova, Budapeşte ve Prag, söz konusu geçişin ekonomiye olası olumsuz etkilerinin ele alınmasına yönelik bir yük paylaşımı mekanizması oluşturulmadan böyle bir taahhütte bulunmayacaklarının altını çiziyor.

AB iklim hedeflerinin, ortak bir pozisyona varılması arayışıyla Ekim 2019 tarihinde düzenlenecek AB Zirvesi’nde ele alınması öngörülse de, 31 Ekim’de gerçekleşmesi beklenen Brexit’in AB gündemini belirleyen en önemli olay olacağı gerçeği sebebiyle AB Zirvesi’nden iklim odaklı bir karar çıkması olası görünmüyor. Dört Orta ve Doğu Avrupa ülkesinin çekincelerinin, 2035’e kadar karbon nötr hale gelme ulusal hedefini benimseyen Finlandiya’nın temmuz ayında devralacağı AB Dönem Başkanlığı sırasında ele alınarak, AB’nin uzun vadeli iklim hedeflerinin 2020 başında kabul edilmesi önem taşıyor.

Uzlaşılan Başlıklar: AB Stratejik Gündemi ve Dış Politika Konuları

Üst düzey görevlendirmeler ve iklim hedefleri konusunda ortak paydada buluşamayan AB liderleri, 2019-2024 Stratejik Gündemi ve Ukrayna kriziyle bağlantılı olarak Rusya’ya uygulanan ekonomik yaptırımların uzatılması başta olmak üzere dış politika konularında uzlaşma sağladı.

AB liderleri Zirve’de, Birliğin eylemlerine ve politikalarına önümüzdeki beş yıl boyunca yön verecek çerçeveyi çizen 2019-2024 Stratejik Gündemi’ni kabul etti. Liderlerin ilk olarak 9 Mayıs 2019 tarihinde toplanan Sibiu Zirvesi’nde ele aldıkları AB Stratejik Gündemi, vatandaşların ve özgürlüklerin korunması; güçlü ve canlı bir ekonomik temel geliştirilmesi; iklim nötr, yeşil, adil ve sosyal bir Avrupa’nın inşa edilmesi, Avrupa’nın çıkar ve değerlerinin dünya sahnesinde teşvik edilmesi önceliklerini ortaya koyuyor.

AB liderleri ayrıca, AP seçimlerini takiben dezenformasyon ve hibrit tehditlerin ele alınması konusundaki çabalarını artırma iradesini ortaya koydular. Ukrayna’nın doğusunda ve Azak Denizi’ndeki durum, Libya, Doğu Ortaklığı’nın onuncu yıl dönümü ve AB’nin Afrika ile stratejik ortaklığı, liderlerin görüştüğü başlıca dış politika konuları olurken; AB liderleri Minsk Anlaşmalarını uygulamadığı gerekçesiyle Rusya’ya yönelik ekonomik yaptırımları altı ay daha uzatma kararı aldı.

Yunanistan ve GKRY Etkisiyle Doğu Akdeniz’deki Sondaj Faaliyetleri Zirve Gündeminde

Türkiye açısından bakıldığında, AB Liderler Zirvesi’nde, 18 Haziran’da toplanan AB Genel İşler Konseyi’nin genişleme konusunda aldığı kararların liderler tarafından kabul edilmesi ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ile Yunanistan ikilisinin Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de yürüttüğü sondaj çalışmalarını gündeme taşımaları öne çıktı.

Bilindiği üzere, mayıs ayında Türkiye’nin Fatih gemisi aracılığıyla kıta sahanlığından doğan meşru hakları doğrultusunda ve Kıbrıs açıklarındaki doğal kaynakların ortak sahibi konumundaki Kıbrıslı Türklerin haklarını korumak üzere başladığı sondaj çalışmaları, Kıbrıslı Türklerin haklarını hiçe sayarak tek yanlı adımlar atmaktan kaçınmayan GKRY ile Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki enerji denklemine dahil olmasından rahatsız olan kesimlerin tepkisini çekmiş ve Doğu Akdeniz’de sular ısınmıştı.

AB liderlerinin, Türkiye’nin ikinci sondaj gemisi Yavuz’un Doğu Akdeniz’e doğru yola çıktığı gün kabul ettikleri karar metninde, Türkiye’nin sondaj faaliyetlerini kınayan kararlarına atıfta bulunularak Türkiye’ye “itidalli davranması ve GKRY’nin egemenlik haklarına saygı göstermesi” çağrısında bulunuldu. Zirve Karar Bildirgesi’nde, Türkiye’nin bu faaliyetlerinin Türkiye-AB ilişkilerinin farklı boyutlarına olumsuz yansımaları olabileceği belirtilerek; AB liderlerinin; Genel İşler Konseyi’nin 18 Haziran’da Avrupa Dış İlişkiler Servisi ile Avrupa Komisyonunu Türkiye’ye yönelik olası önemler üzerinde çalışmakla davet eden kararını benimsediği belirtildi. 

Brüksel kulislerinde, AB Zirvesi öncesinde toplanan Genel İşler Konseyi’nin aldığı kararda, GKRY’nin; Türkiye’nin sondaj faaliyetlerine ilişkin mesaj verilmemesi halinde AB ile katılım müzakerelerine başlamak üzere tarih almayı bekleyen Kuzey Makedonya ve Arnavutluk’a ilişkin kararları veto edeceği uyarısında bulunmasının etkili olduğu konuşuluyor. AB, 2004 yılında adada çözüme “hayır” demesine rağmen GKRY’yi adanın tamamını temsilen üyeliğe kabul etmekle büyük bir stratejik hata yapmış ve Kıbrıs konusundaki tarafsızlığını kaybetmişti. AB liderleri, her koşulda AB içerisindeki konumunu Kıbrıs meselesine ilişkin kullanmaktan çekinmeyen GKRY’yi destekleyerek, bunu yeniden ortaya koydu.

Yeliz Şahin, İKV Kıdemli Uzmanı