İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
16-30 HAZİRAN 2019

KÜRESEL GÜNDEM: G20 Zirvesi: Uluslararası Liberal Düzene Kaos mu Hâkim Oluyor?

G20 Zirvesi: Uluslararası Liberal Düzene Kaos mu Hâkim Oluyor?

Uzun süredir dört gözle beklenen G20 Zirvesi 28-29 Haziran 2019 tarihlerinde Osaka’da, Japonya’nın ev sahipliğinde gerçekleştirildi. ABD-Çin ticaret savaşları, S-400 ve Doğu Akdeniz krizlerinin doruğunda küresel politikanın nereye gittiğini görmek için tüm gözler bu zirvedeydi.

Liberalizm Hükümsüzleşti mi?

Geçen sene gerçekleştirilen G20’nin en önemli çıktıları kurallara dayalı uluslararası sistemin desteklenmesi ve DTÖ’nün reforme edilmesi için gerekli çabaların gösterilmesiydi. Ancak, geçen yıl boyunca kurallara dayalı bir sistemin desteklenmesi konusunda ülkelerin başarısız olduğu ve hatta korumacı eğilimlerin hızla devam ettiği söylenebilir. Öyle ki, ABD-Çin ticaret savaşları, uygulanan ek vergilerle ve ABD’nin Huawei’e uyguladığı yaptırımlarla iyice kızışıyor. Bunun yanında, birçok devlet popülist ve korumacı politikalarla her geçen gün liberalizmden uzaklaşıyor. Vladimir Putin’in zirve öncesi Financial Times’a verdiği bir röportajda “Liberal düşünceler hükümsüz hale geldi. Liberalizm, halkın büyük bir çoğunluğunun çıkarları ile çatışmakta.” sözleri de bu durumu özetliyor.  

Diğer taraftan AB hâlâ liberal değerlere sahip çıkıyor. Zira Putin’in bu sözlerine ilk tepki AB Konseyi Başkanı Donald Tusk’tan geldi.  Tusk, liberal demokrasinin hükümsüz olduğunu söyleyenlerin esas olarak özgürlüklerin, hukukun üstünlüğünün ve insan haklarının hükümsüz olduğunu söylemiş olacaklarını ve asıl hükümsüz olanın otoriter rejimlerin, kişilik kültü ve oligarkların hükümdarlıkları olduğunu belirtti. Fakat AB içerisinde bile hâlâ Macaristan gibi liberal düşüncelerden uzaklaşan bulunuyor. Yani liberalizm ve korumacılık eğilimleri birbirleriyle savaş halinde.

Bunların yanı sıra, S-400 ve Doğu Akdeniz’de sondaj krizi, ABD-İran gerilimi gibi tansiyonu artıran olaylar da zirve gündemindeydi. ABD Başkanı Donald Trump’ın “Japonya savaşırsa biz yardım ederiz, fakat biz savaşırsak Japonlar Sony televizyonlarından izler” demesi ve yakın çevresine ABD-Japonya Güvenlik Paktı'ndan çekilme planlarından bahsettiği iddiaları da “ABD-Japonya stratejik ortaklığı bitiyor mu?” sorularını akıllara getirdi. Tüm bu olayların nasıl çözüleceği konusunda fikir verebileceği düşüncesi ile gözler G20’ye çevrildi.

Japonya Başbakanı Shinzo Abe, Osaka Zirvesi gerçekleştirilmeden önce, zirvede Japonya’nın serbest ticareti ve yeniliği teşvik ederek, küresel ekonomik büyüme konusunda liderlik etmeyi, böylece eşitsizliklerin azaltılmasını ve ekonomik büyümeyi başararak sürdürülebilir kalkınma gündemine odaklanılacağını belirtmişti. Bu çabalar doğrultusunda, serbest ve açık, katılımcı ve sürdürülebilir niteliklere sahip insan merkezli geleceğin toplumunu teşvik etmekteydi. Bunun yanı sıra, küresel büyümenin gerçekleştirilebilmesi için kalite altyapısı ve küresel sağlık gibi evrensel ortak varlıkların arzı,  iklim değişikliği ve okyanuslardaki plastik atıklar konularında görüşmeler yapılacağını duyurmuştu.

Zirvede Neler Oldu?

Zirvenin ilk gününe damgayı vuran olay, aile fotoğrafı çekilirken yan yana olan ABD Başkanı Donald Trump ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın samimi tokalaşmasıydı. Hatırlanacağı üzere, Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğunda öldürülmesi bir önceki G20’nin gündemine oturmuş, cinayetin ardından Muhammed bin Selman’ın uluslararası sahneye ilk defa çıktığı bu zirvede Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin hariç diğer ülke liderleri Veliaht Prens ile samimi etkileşimlerde bulunmamayı tercih etmişti. Ancak bu sene ABD Başkanı Donald Trump’ın Veliaht Prens ile samimi pozlar vermesi ve cinayete yönelik soruları cevapsız bırakması çok büyük bir tepki uyandırdı.

Zira, Agnes Callamard tarafından kaleme alınan ve 19 Haziran’da yayımlanan BM raporu, Suudi Arabistan’ın cinayetle ilgili soruşturmanın yürütülmesinde iyi niyetle hareket etmediği, adaleti engellemeye çalıştığı, hukuki sorumluluklarını yerine getirmediği ve Veliaht Prensin eski danışmanı Suud el-Kahtani gibi infaz timindeki çok sayıda kişinin yargılanmadığı gerekçesiyle Suudi Arabistan’ı suçlamıştı. Suudi Arabistan’ın bu tutumu, kendisinin de taraf olduğu BM İşkenceye Karşı Sözleşmeşi ve uluslararası hukuk uyarınca ihlal teşkil ediyor. Bu nedenle, ABD Başkanı Trump’ın bu raporu görmezden gelmesi ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi ile samimi pozlar vermesi haliyle büyük bir infial yarattı.

Zirvenin en çok beklenen unsurlarından biri de liderlerin gerçekleştireceği ikili görüşmelerdi. S-400 krizi göz önüne alındığında Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ABD Başkanı Donald Trump’ın ikili görüşmesi; ABD-Çin ticaret savaşları göz önüne alındığında da yine ABD Başkanı ve Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in ikili görüşmesi özellikle dört gözle beklenmekteydi.

Donald Trump, 2020 Seçimlerine mi Oynuyor?

Türkiye ve ABD ikili görüşmesinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, öncelikle iki ülke arasındaki ticaret hacminin 75 milyar dolara çıkacağını söylerken, ABD Başkanı Trump bu rakamın 100 milyar dolardan bile fazla olabileceğini söyledi. S-400 krizi sorulduğunda ABD Başkanı Trump, beklenenden farklı bir bakış açısı ortaya koydu. Türkiye’nin daha önce Patriot füzeleri almak istemesine karşın, Obama yönetiminin bu füzeleri satmadığı gerekçesiyle S-400 almak zorunda kaldığını söyleyen Trump, Türkiye’nin bir suçu olmadığını söyleyerek tüm suçu Obama yönetimine attı. S-400’leri aldığı takdirde Türkiye’ye yaptırım uygulanıp uygulanmayacağı sorusuna kesin bir yanıt vermedi fakat olaya daha adil bir şekilde bakılması gerektiğini belirtti.

Donald Trump, Çin, Rusya, Almanya gibi ülkelerin liderleriyle görüştükten sonra gerçekleştirdiği basın konferansında Çin ile ilgili sorulara da cevap verdi. Çin ürünlerine 325 milyar dolarlık ek gümrük vergisi uygulamayacağını söyleyerek bunun karşılığında Çin’e tarım ürünleri satacaklarını açıkladı. ABD Başkanı Trump, Huawei’e uygulanan yaptırımlara ilişkin olarak sorulan soruları da yanıtladı. Amerikan şirketlerinin Huawei’e ürün satmaya devam edebileceğini söyleyen ABD Başkanı Donald Trump, şirketin henüz kara listeden silinmeyeceğini, bu sorunu devam eden ABD-Çin müzakerelerinde çözmeye çalışacaklarını açıkladı. Basın açıklaması süresince S-400, NAFTA gibi önceki yönetimin mesul olduğu konuları eleştiren Donald Trump’ın bu yaklaşımı, 2020 yılında gerçekleştirilecek olan ABD genel seçimlerinde Demokratlara karşı bir üstünlük kurmaya çalıştığı izlenimini yarattı.

Başkan Trump ayrıca ABD-Japonya Güvenlik Paktı’ndan çekilmeyeceğini ancak bu paktın değiştirilmesi gerektiğini söyledi. Bunun yanı sıra, İran konusunda da hiçbir aceleleri olmadığını ancak İran’ın nükleer silaha sahip olmaması gerektiğini söyledi.

Küresel Ekonomi Tehdit Altında

Zirve sonunda yayımlanan Liderler Bildirgesi, Japonya’nın G20 başkanlığı için belirlediği ana konular olan küresel ekonomi,  ticaret ve yatırım, yenilik, çevre ve enerji, istihdam, kadınların güçlendirilmesi, kalkınma ve sağlık üzerine önemli sonuçlar ortaya koydu.

Bildirgeye göre, küresel ekonomik büyüme düşük kalıyor ve ticari ve coğrafi gerilimlerin artmasıyla büyüme düşük seviyelerde istikrar kazanmakla birlikte riskler aşağı yönlü seyredecek. Bu durumun en büyük tetikçileri, ABD-Çin savaşları ve özellikle ABD’nin korumacılık politikaları. Çin sürekli korumacılık karşısında kurallara dayalı liberal bir sistemin koruyuculuğunu yaparken ABD Başkanı Donald Trump’ın uyguladığı korumacı politikalar küresel ekonomiyi de büyük ölçüde etkilemekte. Her ne kadar Donald Trump Çin ile müzakereler için açık kapı bıraksa da kendi ülkesinin ekonomisini gözeten politikası sonucu neler olacak bilinmiyor.

Bununla birlikte, ticaret savaşlarında bir cephe daha açıldı. ABD, Türkiye ve Hindistan gibi ülkeleri Genelleştirilmiş Tercihler Sistemi’nden (GTS) çıkarmış, bunun üzerine Hindistan misilleme yaparak, badem ve elma başta olmak üzere 28 ABD ürününe gümrük vergisi uygulama kararı vermişti. Donald Trump, Twitter’dan bu durumun “kabul edilemez” olduğunu duyurmuştu. Zirvede Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile bir araya gelen Donald Trump, Hindistan ile büyük bir ticari anlaşmanın sinyalini verdi. Bu gibi durumların karşısında liderler, karşılıklı diyalog ve eylemleri artırarak güçlü, sürdürülebilir, dengeli ve kapsayıcı bir büyüme elde etmek için her türlü politika araçları kullanacakları taahhüdünde bulundular. Ayrıca serbest, ayrımcı olmayan, şeffaf, tahmin edilebilir ve istikrarlı bir ticaret ve yatırım ortamı yaratarak pazarlarını açık tutacaklarını açıkladılar ve DTÖ’nün işlevselliğinin iyileştirilmesi için gerekli reformların yapılmasını desteklediklerini de vurguladılar. Yani serbest bir ticaret için hala bir umut var.

Liderler ayrıca ekonomik büyüme ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin gerçekleştirilmesindeki en önemli unsurlardan biri olan yenilik konusunda da taahhütlerde bulundu. Japonya tarafından Toplum 5,0 olarak adlandırılan insan merkezli teknolojileri destekleyen liderler; verilerin korunması, fikri mülkiyet hakları ve güvenlik konularında karşılaşılabilecek sorunlara dikkat çekti. Yapay zekânın beraberinde getirdiği problemlere de değinen liderler, yapay zekâ kullanımında insani bir yaklaşım gerektiğini söyleyerek OECD tarafından hazırlanmış bağlayıcılığı bulunmayan G20 Prensiplerinden duydukları memnuniyeti dile getirdi.

Zirvede ayrıca daha adil, sürdürülebilir ve dönemin şartlarına uygun ulusal bir vergi sisteminin ve dijitalleşmeden doğan vergi sorunlarının ele alınmasına yönelik yapılan çalışmaların önemine dikkat çekildi. Bunun yanı sıra G20 liderlerinin yolsuzluk ile mücadele çabalarının önemine vurgu yapılırken tüm G20 ülkelerinin dış kaynaklı rüşveti ulusal kanunlarında suç kapsamına almasından emin olunacağı açıklandı.

Japonya’nın kendisinin de mustarip olduğu yaşlanan nüfus sorunları da liderlerin önceliklerinden biriydi. Yaşlanan nüfus özellikle Avrupa, Kuzey Amerika’da artarken diğer bölgeler de bu sıralamayı yakinen takip ediyor.  Öyle ki, 2050 yılında yaşlı nüfusun Avrupa nüfusunun %35’ini, Kuzey Amerika’nın %28’ini, Latin Amerika ve Karayipler’ın %25’ini, Asya’nın %24’ünü, Okyanusya’nın %23’ünü ve Afrika’nın %9’unu oluşturacağı tahmin ediliyor. Projeksiyonlara göre, Japonya, İspanya, Portekiz, Yunanistan, Kore Cumhuriyeti, Çin, İtalya, Singapur ve Polonya gibi AB ve G20 ülkeleri 2050 yılında en fazla 60 yaş üzeri nüfusa sahip olacak. Bu nedenle G20 ülkeleri, bireylerin ileriki yaşlarda da sağlıklı ve aktif yaşlanmakta olan bir toplumda emek piyasasına katılabilmesinin önemini özellikle vurguladı.

Kadınların güçlendirilmesi de liderler tarafından ele alınan konulardan biriydi. Kadınlar ve erkekler arasındaki işgücüne katılım uçurumunun 2025 yılına kadar %25 oranında azaltılmasını amaçlayan Brisbane hedefine yönelik ilerlemeler kaydedildiği ve çabaların artırılması gerektiği belirtildi. Kadın istihdamının kalitesinin artırılması, ücret uçurumunun azaltılması, kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın sona erdirilmesi konularında daha fazla eylem alınacağı taahhüdü verildi.

Küresel sağlık konusuna ilişkin olarak,  sağlık işgücünün ve insan kaynakları için geliştirilen politikaların iyileştirilmesi, yeniliğin teşvikiyle sağlık sistemlerinin kalitesinin güçlendirileceği belirtildi.

G19’a Karşı ABD

Her sene olduğu gibi bu sene de iklim değişikliği konusu hayal kırıklığı yarattı. Bildirgedeki iklim değişikliği metni bu sene de fazla değişikliğe uğramadı. 20 ülkeden 19’u Paris Anlaşması’nı desteklerken ABD, Amerikan çalışanlar ve vergi mükelleflerine zarar vereceği gerekçesiyle anlaşmadan çıkma kararını yineledi. ABD Başkanı Donald Trump basın konferansında da konu konuya değinerek, yüksek bir standart oluşturup ülke üretiminin %20-25’ini kaybetmeye niyeti olmadığını söyleyerek ABD’nin hava kalitesinin zaten çok iyi olduğunu vurguladı. Bu gücün fabrikalarda kullanılmasının önüne geçen standartların diğer ülkelere de güç kaybı yaşatacağı görüşlerini gazetecilerle paylaştı. Madalyonun diğer tarafında da, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron bu durumu eleştirerek bilim insanlarının ve gençlerin politikacılara görevlerini hatırlatmasına rağmen yıllardır G20’de Paris Anlaşması’nın yer alıp almayacağının tartışılmasını eleştirdi. İki kıdemli AB yetkilisi de geç saatlere kadar ABD ile iklim değişikliği konusunu tartıştıklarını, ancak sonuç alamayınca görüşmeyi sonlandırdıklarını açıkladı. Yine de ABD, bu konuda önemli bir yol kat ettiğini belirtiyor. Bildirgede, ABD’de yenilikçi enerji teknolojilerinin kullanılmasıyla enerji kaynaklı CO2 emisyonlarının 2005 ile 2017 yılları arasında %14 azaldığını, bunun yanında ABD ekonomisinin %19,4 büyüdüğü ve ABD’nin daha temiz bir çevre ve daha az emisyon için yüksek teknolojilerin kullanacağı belirtiliyor. Ancak bu yeterli değil. İklim değişikliği ile mücadelenin artık bir iklim krizine döndüğü bu zamanlarda ABD’nin bu durumu görmezden gelmesi çok tehlikeli. ABD, 2017 yılında %13,1 gibi bir oranla Çin’in ardından küresel çapta en fazla sera gazı salınımı yapan G20 ülkesi. 2020 yılında sera gazı emisyonlarını 2005 yılına oranla %17, 2025 yılında ise %26-28 oranında azaltma hedefleri koymuş olsa da, 2018 yılı Emisyon Açığı Raporu’na göre ABD’nin uyguladığı politikalar 2025 yılı hedefine ulaşmasına yetmiyor. 2020 hedefine ulaşıp ulaşamayacağı ise belli değil. Bu nedenle ABD’nin elini artık taşın altına koyması gerekiyor. Bu da yetmezmiş gibi, ABD Başkanı Trump’ın Türkiye, Suudi Arabistan, Brezilya ve Avustralya gibi ülkeleri de Paris Anlaşması hedefleri konusunda zayıflatmaya çalışması durumu daha da vahim kılıyor.

Sonuç olarak, ABD ve Çin’in ticaret müzakerelerine devam edecek olması ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın S-400 alınması takdirinde Türkiye’nin yaptırıma uğramayacağını söylemesi gönüllere bir nebze su serpmiş olsa da, günümüz politikasında yarın neler olacağı belli değil. G20 zirvelerinde çıkan sonuçların ne derece etki yaratabileceği kestirilemiyor. Bu zirve somut bir çıktı yarattı mı? Bunun cevabı muhtemelen hayır olurdu. Ancak söylemek gerekli ki, G20 üyelerinin özellikle serbest ticaret ve iklim değişikliği konularında kat etmesi gereken uzun bir yol var. Aksi takdirde küresel ekonomi küçülmeye başlayacak ve iklim değişikliğinin doğurduğu olumsuz sonuçlar tüm dünyayı çok büyük derecede sarsacak. Bir sonraki G20 Zirvesi’nin Suudi Arabistan’da gerçekleştirilmesi bekleniyor. İki senedir Cemal Kaşıkçı’nın cinayetine yönelik ithamlarla G20 gündemine damga vuran bu ülkenin gelecek sene nasıl bir ev sahipliği yapacağı merak konusu.

Melis Bostanoğlu, İKV Uzman Yardımcısı