İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
16-30 EYLÜL 2019

TÜRKİYE-AB GÜNDEMİ: Türkiye-AB Vize Serbestliği Diyaloğu`nun Harekete İhtiyacı Var!

Türkiye-AB Vize Serbestliği Diyaloğu'nun Harekete İhtiyacı Var!

17 Eylül 2019 tarihinde Resmi Gazete’de, AB ile Vize Serbestliği Diyaloğu’nun hızlandırılması yönünde bir Cumhurbaşkanlığı Genelgesi yayımlanmasının ardından, Türk vatandaşlarının önündeki vize engeli tekrardan gündemin üst sıralarına yerleşti. Aslında Türk vatandaşlarının tabi olduğu Schengen vize uygulaması ve vizesiz AB kapılarının açılmasına yönelik çabalar, Türkiye’nin gündeminden hiç düşmediği gibi, AB dendiğinde akıllarda ilk canlanan konu başlıklarından biri olmayı sürdürüyor. Nitekim bu durum aslında pek de iyiye işaret sayılmıyor.

16 Aralık 2013 tarihinde imzalanan Türkiye-AB Geri Kabul Anlaşması ile eş zamanlı başlatılan Vize Serbestliği Diyaloğu, Türkiye’nin karşılamakla yükümlü olduğu 72 kriterle kamuoyunun hafızalarında yer etmiş durumda. Basında öncelikle 72 kriterden 62’sinin karşılandığı, sonrasında 65’inin karşılandığı, son olarak ise geriye sadece 6 kriter kaldığı vurgusu yer aldı. Hem Türk hem de Avrupa Komisyonu tarafında vizelerin kaldırılması temennileri sıkça dillendirildi. Gerek İKV, gerekse süreci yakından izleyen tüm üçüncü taraflar; sarf edilen gayreti, gerçekleştirilen reform adımlarını memnuniyetle ve heyecanla takip etti. Nitekim gelinen son aşamada, kriterlerin tamamı karşılanmamış olduğu gibi, vize serbestliğine yönelik reform hamlelerinde eski ivmenin sürmediğini kabul etmek mümkün. Hatta bazı zamanlar, bir takım eski olumlu gelişmeler farklı tarihlerde tekrar gündeme gelir oldu. Dolayısıyla açık bir soğukkanlılıkla şunu ifade etmek gerekiyor: Vize Serbestliği Diyaloğu’nun harekete ihtiyacı var.

Her yönden, her paydaştan, her taraftan vize serbestliği sürecine etki gücü olan ve vize serbestliği sürecinden doğrudan etkilenen herkesin bu adaletsiz vize uygulamasının sona erdirilmesi gerektiğini tekrardan gündemine taşıması ve bunun için gerekli adımları atması beklenmeli. Çünkü belli ki ekonomi, toplum sağlığı, ticari ve akademik ilişkiler, sivil toplum alanı gibi çok fazla alanı doğrudan etkileyen Schengen vize uygulaması, Türkiye’nin önünde her geçen gün büyüyen bir engel olmayı sürdürüyor. Bunun giderilmesi için yapılması lazım olan ise net: Artık çok hızlı bir şekilde kalan kriterlerin karşılanmasına yönelik harekete geçilmesi ve AB’deki muhatapların tamamıyla sağduyulu bir diyalog köprüsü kurulması. Aslında 17 Eylül 2019 tarihinde yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Genelgesi, bakıldığında böyle bir amaca hizmet ediyor. Yetkili makamları harekete geçmeye çağırıyor. Peki, nasıl bir hareketten bahsediyoruz? Bunu yanıtlamadan önce, mevcut tablodaki bir takım dinamiklere değinmek lazım.

Mevcut Tablodaki Kritik Dinamikler

Vize Serbestliği Diyaloğu’nda topun Türk tarafında olduğu, çeşitli kereler kamuoyuna yansıyan etkinliklerde taraflarca ifade edildi. Bu, şu anlama geliyor: Türk yetkili makamlar topu hızlıca karşılayıp,  bütüncül bir oyunla en hızlı şekilde diğer yarı sahaya taşımalı. Yani, geri kalan kriterlerin karşılanmasına yönelik reform adımlarının en ivedi ve etkili şekilde atılması lazım. Burada; irade beyanı, temenni ve tasarıların ötesine geçip, somut mevzuat düzenlemeleri, aktif siyaset açılımları hayata geçirilmeli.

Bu adımların en temelde içişleri ve adalet sektörlerini doğrudan ilgilendirdiği gibi; sorumlu bakanlıkların yanı sıra kolluk birimlerinin tamamı, dış politika uygulayıcıları, göç yönetiminden sorumlu her alt birim, TBMM ve Cumhurbaşkanlığı’na bağlı her ilgili aktör de devinimin parçası olmalı.  Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla 17 Eylül tarihinde yayımlanan Genelge tam da böylesi bir devinime, harekete geçmeye çağrı niteliği taşıyor.

Genelge’nin Satır Araları

Üç paragraf uzunluğunda ve teknik kargaşadan uzak bir dille hazırlanan Genelge, mesajlarını aslında açık bir dille ortaya koyuyor. En başta, kalan kriterlerin karşılanmasına yönelik hız ve süreklik vurguları dikkat çekiyor. Böylesi bir vurgu şüphesiz ki bu yazının ve Türkiye-AB ilişkilerinin son dönemki görünümüne ilişkin pek çok analizin ortak temennisi.

İkinci olarak, Genelge’de eşgüdüme işaret edilmesi ve bu eşgüdümün sağlayıcısı olarak Dışişleri Bakanlığı AB Başkanlığı’nın gösterilmesi önemli. Çok aktörlü ve çok sektörlü bu vize serbestliği yolculuğunun özellikle de son aşamalarına gelindiği bir dönemde, her hamle ve hukuki düzenleme çok önemli. Burada, Türk yönetişim mimarisindeki aktörlerin, Türk avrokratların yönlendirmelerini yeterince hassasiyetle dikkate almaları, gerçekleşmesi muhtemel reform adımlarının, Komisyon tarafından AB standartlarında ve yeterli kabul edilmesi için gerekli olacaktır. 

Üçüncü olarak ise Genelge’de ayrı ayrı hem İçişleri Bakanlığı ve hem de Adalet Bakanlığı’nın katkılarının önemine vurgu yapılıyor. Bu şüphesiz ki vize serbestliğinin de ötesinde, 23’üncü ve 24’üncü fasıllarda uyumun artırması açısından da fazlasıyla ehemmiyete haiz. Güncel tabloda geri kalan kriterlerin tamamı içişleri ve adalet sektörleriyle alakalı. Dolayısıyla ilgili bakanlıkların konuyu ne kadar gündemlerinde ilk sıralara taşıdıkları, aslında ortaya koyulacak performansın niteliğini belirliyor. Dolayısıyla siyasi gündemden tamamen bağımsız şekilde, vize serbestliği diyaloğunun gerektirdiği AB uyum adımlarına, ilgili makamların doğrudan teknik ve soğukkanlı saiklerle yaklaşması şart. 

Hem İKV E-Bülteni hem İKV Dergisi hem de yıllardır vize konusunda İKV’nin ortaya koyduğu çalışmalarda, atılması gereken teknik adımlara ilişkin öneriler ve eleştiriler paylaşılıyor. Nitekim gelinen aşamada en ihtiyaç duyulan şey, Genelge’nin de vurguladığı gibi eşgüdüm, süreklilik ve işbirliği. Şüphesiz ki üç yıllık aradan sonra tekrardan düzenli aralıklarla yapılmaya başlanan Reform Eylem Grubu toplantıları, eşgüdüm, süreklilik ve işbirliğinin tesisi için çok değerli ateşleyiciler. Nitekim şimdi sıra harekete geçip, oluşturulacak bir ivmeyle kalan kriterleri de karşılayıp, oyunu Komisyonun yarı sahasına yıkmakta. Çoktan 66 kriter karşılamış bir yönetişim yapısı için çok da zor olmayacaktır. 

Ahmet Ceran, İKV Uzmanı