İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
16-31 EKİM 2019

AB GÜNDEMİ: Genişleme Politikasında Krizin Damga Vurduğu AB Güz Zirvesi

Genişleme Politikasında Krizin Damga Vurduğu AB Güz Zirvesi

AB liderleri, yeni Komisyonun göreve başlamasından önce son görüşmelerini 17-18 Ekim 2019 tarihinde gerçekleştirdi. Revize edilen Brexit Anlaşması’na onay veren AB liderleri, 2021-2027 dönemi Çok Yıllı Mali Çerçevesi, genişleme politikası, Türkiye ve iklim değişikliği konularını ele aldılar. İklim değişikliği hedefleri ve uzun dönem AB bütçesi konularındaki farklılıklar sürerken, AB Konseyi Başkanı Donald Tusk ile Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker’in son zirvesinde manşetleri belirleyen gelişme, AB’den müzakere tarihi almayı bekleyen Kuzey Makedonya ile Arnavutluk’un AB süreçlerinin Fransa’nın vetosu nedeniyle çıkmaza girmesi oldu.

Genişlemeye “Macron” Ayarı: Üsküp ve Tiran’a Geçit Yok

AB liderlerinin güz buluşmasına Kuzey Makedonya ve Arnavutluk ile müzakerelere başlanması konusunda yine görüş birliğinin sağlanamaması ve kararın üçüncü kez ileri bir tarihe ertelenmesi damga vurdu. Zirvede, Hollanda ve Danimarka’nın da desteğini alan Fransa, yeterli hazırlık düzeyine sahip olmadıkları gerekçesiyle iki Batı Balkan ülkesiyle müzakerelere başlanmasını veto etti. Danimarka ile Hollanda, Yunanistan’la vardığı tarihi nitelikteki Prespa Anlaşması sonucu 27 yıllık isim sorununu çözen Kuzey Makedonya ile müzakerelere başlanmasına yeşil ışık yakarken yolsuzluk ve örgütlü suçlarla ilgili çekinceleri nedeniyle Arnavutluk’la müzakerelere başlanmasına onay vermedi. AB Dönem Başkanlığı’nı yürüten Finlandiya, Tiran ve Üsküp’ün AB süreçlerinin ayrıştırılması önerisinde bulunsa da, bu öneri Fransa’dan kabul görmedi.

AB’nin yeni bir genişlemeden önce kurumsal reform sürecini tamamlaması gerektiğini savunan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, de Gaulle-vari bir yaklaşımla genişleme konusundaki en önemli veto koyucu haline gelmiş durumda. Almanya Şansölyesi Merkel de dâhil olmak üzere diğer mevkidaşları tarafından bölge ülkelerinin AB ile bütünleşmesinin Birliğin kendi stratejik çıkarına olacağı uyarılarını dikkat almayan Macron, genişleme politikasının metodolojisinde değişikliğe gidilmesi gerektiğini savunuyor. Aslında Macron, genişleme politikasının AB temel değerlerine uyumda üyelikten sonra gerileme yaşanmasına imkân vermeyecek şekilde revize edilmesi talebinde haksız değil; ancak, AB’nin bu iki ülkeyle müzakerelere başlanması konusundaki taahhüdünü yerine getirmesi gerek AB’nin imajı gerekse bölgenin istikrarı açısından büyük önem taşıyor. Bunun ötesinde, müzakere sürecinin uzun bir maraton olduğu ve Konsey’in elinde fasıllar için açılış-kapanış kriterleri ve ara kriterler belirleyebilme gibi birçok farklı aracın bulunduğu düşünüldüğünde, Macron’un süreci daha baştan bloke etmesi rasyonel görünmüyor.

Fransa’nın aslında Macron iktidarından önce de AB’nin doğuya doğru genişlemesine AB içi güç dengesini Almanya’nın lehine kaydırdığı ve AB içerisindeki uyumu zayıflattığı gerekçesiyle temkinli yaklaştığı biliniyor. Macron’un Kuzey Makedonya ve Arnavutluk’la müzakerelere başlanmasında veto kartını oynamasında Almanya Şansölyesi Angela Merkel’i Avro Alanı reformu konusunda sıkıştırma düşüncesinin etkili olduğu düşünülüyor. Elysée Sarayı’nın vetosunda, Fransa halkının genişlemeye sıcak bakmaması da önemli rol oynuyor. Macron’un, önümüzdeki yıl gerçekleşecek yerel seçimler öncesinde, vatandaşları Fransa’ya yapılan sığınma başvurularında ikinci sırada yer alan Arnavutluk ile müzakereye başlanması kararının kendisine pahalıya mal olabileceğini bildiği için iki Batı Balkan ülkesine müzakere tarihi vermekten kaçındığı düşünülüyor. Zirve Sonuç Bildirgesi’nde, konunun Mayıs 2020’de gerçekleşmesi beklenen Batı Balkanlar Zirvesi öncesinde yeniden ele alınacağı belirtilse de, Fransa’nın 2022’de cumhurbaşkanlığı seçimine gidecek olduğu düşünüldüğünde Macron’un bu sürede tutumunu değiştirmesinin olası gözükmediğini söylemek mümkün.

Zirveden Üsküp ve Tiran için müzakere tarihi çıkmaması, AB’nin kredibilitesine de büyük bir darbe vurdu. Bu kararın AB’nin arka bahçesindeki Batı Balkanlardaki yansıması sert olurken isim sorunu çözen Prespa Anlaşması ile ulusal kimliğini yeniden tanımlamasını gerektiren zorlu bir süreçten geçen Kuzey Makedonya’da, anlaşmanın mimarlarından Başbakan Zoran Zaev’in istifası sonrası erken seçim kararı alınmasıyla olası bir krizin ayak sesleri duyulmaya başlandı.

İki ülkenin de kendilerinden beklenen koşulları yerine getirmelerine rağmen AB’nin bekleme odasında sıkışıp kalmaları, Birliğin en başarılı dış politika aracı olarak nitelendirilen genişleme sürecinin paralize olduğu yorumlarına yol açtı. AB ile bütünleşme hedefi doğrultusunda son derece maliyetli reformları yerine getirerek belirlenen koşulları sağlamalarına rağmen AB’nin ahde vefa ilkesine uygun hareket etmeyerek müzakerelere başlanması kararını bir kez daha ertelemesi, Sir Winston Churchill’in deyimiyle “tüketebileceğinden daha fazla tarih üreten” Batı Balkanlarda ciddi sonuçlar doğurabilir. AB ile bütünleşme sürecinin belirsiz bir geleceğe ertelenmesi, zayıf demokratik kurumlar, kırılgan ekonomi ve yüksek siyasi istikrarsızlık riskiyle karakterize edilen Balkan coğrafyasının AB’nin yörüngesinden çıkmasına ve yıkıcı milliyetçi akımlara teslim olmasına yol açabilir.

Türkiye Konulu Dışişleri Konseyi Kararlarına Onay

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki sondaj çalışmaları ve Suriye’nin kuzey doğusunda yürüttüğü Barış Pınarı Harekâtı da AB liderlerinin gündemindeydi. AB liderleri, beklendiği üzere AB Dışişleri Konseyi’nin 14 Ekim 2019 tarihinde Türkiye’ye yönelik kabul ettiği kararları benimsedi. Hatırlanacağı üzere, AB Dışişleri Konseyi, Kıbrıs meselesine ilişkin hatalı tutumunu sürdürerek “üyelik dayanışması” kavramı altında Doğu Akdeniz’deki doğal kaynaklar konusunda Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin tezlerini desteklemeye devam etmişti. Türkiye’nin büyük tepkisine yol açan kararlarda, AB dışişleri bakanları temmuz ayında kabul ettikleri kararları bir adım ileri taşıyan bir hamleyle, Avrupa Komisyonunu ve Yüksek Temsilci Federica Mogherini’yi sondaj çalışmalarına katılan doğal ve tüzel kişiler için kısıtlayıcı önlemler listesi oluşturulmakla görevlendirmişti.

Türkiye’nin Suriye’nin kuzey doğusunda yürüttüğü Barış Pınarı Harekâtı konusunda AB Dışişleri Bakanlarının kınama kararını benimseyen AB liderleri, karar metninde harekâtın; daha fazla sivilin acı çekmesine neden olduğu, IŞİD’le mücadeleyi olumsuz etkilediği ve Avrupa’nın güvenliğini ciddi anlamda tehdit ettiği iddialarına yer verdi. Bu iddialar, AB’nin, gerek Türkiye’nin sınırında bir terör koridoru oluşmasını engellemek amacıyla terörle mücadeleye ilişkin BM Güvenlik Konseyi Kararları ve BM Şartı’nın 51’inci Maddesi’nde ortaya koyulan meşru müdafaa hakkı doğrultusunda uluslararası hukuka uygun şekilde gerçekleştirdiği harekâtı gerekse Türkiye’nin güvenlik endişelerini anlamaktan ne kadar uzak olduğunu da ortaya koyuyor.

Zirvede konunun ele alındığı saatlerde Başkan Yardımcısı Mike Pence liderliğindeki Vaşington heyeti ile Ankara arasında varılan mutabakat AB liderleri tarafından not edilirken, Türkiye’ye güçlerini bölgeden çekmesi çağrısı yapıldı. Ayrıca, Üye Devletlerin, Dışişleri Konsey kararları doğrultusunda Türkiye’ye silah satış lisansı vermeyi durdurma kararı aldıkları hatırlatıldı. Hatırlanacağı üzere, AB Dışişleri Konseyi’nde topyekûn ambargo kararı çıkmamış ancak bazı Üye Devletlerin Türkiye’ye silah satışını yasakladıkları not edilmişti. Türkiye ile AB arasında diyaloğa hiç olmadığı kadar çok ihtiyaç duyulduğu bir dönemde, iki taraf arasında diyaloğun kopma noktasına gelmesi ve ilişkilerin bu denli olumsuz bir sarmala girmesi son derece üzücü.

2021-2027 Bütçesinde Uzlaşı Sıradaki Zirveye

AB liderlerinin gündemindeki bir diğer konu 2021-2027 dönemi Çok Yıllı Mali Çerçevesi’ydi.  Liderler, Finlandiya AB Dönem Başkanlığı tarafından sunulan taslakta belirlenen başlıklar ışığında uzun dönem AB bütçesine ilişkin görüş alışverişinde bulundu. Finlandiya Dönem Başkanlığı’nın belirlediği; bütçenin genel düzeyi, temel politika alanlarının hacmi ve AB fonlarına hukukun üstünlüğü konusunda koşulluluk getirilmesini içeren AB değerleri ve AB’nin harcamaları başlıkları, daha zirveden önce özellikle Visegrád dörtlüsü tarafından Ortak Tarım Politikası ve uyum politikası konusunda kırmızı çizgilerini ihlal ettiği gerekçesiyle eleştirilmeye başlanmıştı. Zirvede AB bütçesi konusundaki görüşmelerde ilerleme sağlanamazken, Finlandiya Dönem Başkanlığı 12-13 Aralık tarihlerinde gerçekleşecek bir sonraki zirvede ele alınmak üzere sayısal değerler içeren bir bütçe müzakere kutusu oluşturulmakla görevlendirildi.

18 aydır süren bütçe görüşmelerinin, AB bütçesinde 13 milyar avroluk bir açığa neden olacağı tahmin edilen Brexit’in etkisiyle daha da karmaşık hale geldiği görülüyor. AB başkentleri arasında harcamalar ve dağılıma ilişkin süregelen fikir ayrılıklarına AB fonlarına hukukun üstünlüğü konusunda koşulluluk getirilmesi konusu da eklenmiş durumda. Avrupa Komisyonu Başkanı olarak son zirvesine katılan Jean-Claude Juncker’e göre, bütçe görüşmelerinin önümüzdeki yıla sarkması iki yıllık bir zaman kaybı anlamına geleceği için –zor görünse de – çok yıllı mali çerçeve üzerinde bir an önce uzlaşmaya varılması büyük önem taşıyor.

Yeliz Şahin, İKV Kıdemli Uzmanı