İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
16-30 KASIM 2019

KÜRESEL GÜNDEM: 11’inci BRICS Zirvesi’nin Ardından: Çin, Diğerleri ve Ötekiler

11’inci BRICS Zirvesi’nin Ardından: Çin, Diğerleri ve Ötekiler

BRICS ülkelerinin liderleri 11’inci kez, bu sefer Brezilya’nın başkenti Brasilia’da “İnovatif Bir Gelecek için Ekonomik Büyüme” temasıyla bir araya geldi. 13-14 Kasım 2019 tarihlerinde gerçekleşen BRICS Zirvesi bir bakıma Çin, Rusya ve genel anlamıyla yükselmekte olan güçlerin Batı’ya, küresel sistemin dişlilerine, bu dişlileri döndüren mekanizmalara kendilerini ifade etme ve “geliyoruz…” deme biçimiydi. En azından bu imajı vermeye çalıştıklarını söylemek mümkün. Peki, görünen tabloda Türkiye’nin de AB ile arasına gerilim hatlarının girdiği her dönem Türk basınında sıklıkla gündeme gelmeye başlayan BRICS miti ve hatta BRICS güzellemeleri hangi oranda gerçeklik taşıyor, karşılık buluyor? BRICS gerçekten de geliyor mu? Bunun yanıtına ilişkin ipuçlarını gözlemlemek için 11’inci BRICS Zirvesi benzersiz malzemeler sunuyor. 

BRICS: Küresel Bir Oyuncu (mu?)

Rivayet edilmekte ki BRIC terimi, bir Goldman Sachs analisti olan Jim O’Neil tarafından 2001 yılında ABD’yle yarışacak ekonomik potansiyel taşıyan, ekonomik açıdan 21’inci yüzyıla damga vuracağı öngörülen dört gelişmekte olan gücü Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin’i ifade etmek üzere ortaya atıldı. O dönemde, on yıllık süreç içerisinde BRIC ülkelerinin küresel GSYH’nin yüzde ellisini elinde bulunduracağı öngörüleri mevcuttu. Devamında işbirliklerini kurumsal bir boyuta taşıma konusunda uzlaşan Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin (BRIC)  liderleri 2009 yılında Rusya’nın Yekaterinburg şehrinde bir araya gelerek, küresel sistemdeki bu yeni yapının tohumlarını attı. Güney Afrika’nın da BRIC ülkelerine dâhil olmasıyla yapı daha da gelişerek bugünkü haline, yani BRICS’e dönüştü.

Türkiye’den ve uluslararası çevrelerden yorumcular, buna bir de T harfinin eklenebileceği yönünde çokça görüş aktarmış olsa da Türkiye’nin BRICS ile yakınlaşması söylem düzeyinden öteye yakın dönemde sadece 10’uncu BRICS Zirvesi’ne İslam İşbirliği Teşkilatı Dönem Başkanı sıfatıyla davet edildiğinde geçmiş bulunuyor. Oysa Türkiye-BRICS yakınlaşması, Türkiye’nin küresel ticaretteki ve ekonomik işbirliğindeki öncelikli ortaklıklarına ilişkin verilere bakıldığında söylem düzeyinden öteye pek de ulaşmıyor. Öte yandan BRICS’in küresel sisteme sundukları ve düşündürdükleri muhakkak ki önemini sürdürmeye devam ediyor.

Küresel ekonominin ve kurumlarının çeşitli türbülanslarla karşı karşıya olduğu; ülkelerin mevcut kuralları ve düzenlemeleri alabildiğine eleştirel şekilde sınandığı dönemde BRICS, G20, yeni büyük ölçekli ticaret anlaşmaları ve alternatif uyuşmazlık çözüm mekanizmaları gibi modeller, hem mevcut yapının iyileştirilmesi için önemli öz eleştiri fırsatları sunuyor, hem de küresel sistemin ne tür bir evrim geçireceğine dair alternatifleri gözler önüne seriyor. 11’inci BRICS Zirvesi’nde liderlerin ortaya koyduğu sözlere bu açıdan bakmak lazım.

11’inci BRICS Zirvesi’ne Yansıyanlar

Korumacılığın ve zorbalığın uluslararası ticarette şok etkisi yarattığı, dünya ekonomisine negatif yönde baskı oluşturduğu vurgusuyla BRICS Zirvesi’ne damgasını vurdu Çin lideri Şi Cinping. Bu sözleri şüphesiz ki ticaret savaşları içerisinde olduğu ABD’ye ve ABD’nin Başkan Donald Trump yönetimiyle birlikte belirginleşen korumacı politikalarına karşı sarf etti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de benzer tonda bir tutumu Zirve’ye taşıdı. Rusya Devlet Başkanı Putin’in hedefinde siyasi saiklerle uygulanan ambargolar ve diğer ekonomik yaptırımlar vardı. Putin bu yaklaşımını, küresel ekonominin adil olmayan rekabetten ve tek taraflı yaptırımlardan olumsuz yönde çokça etkilendiğini, BRICS’in buna karşı duran önemli bir aktör olduğunu öne sürdüğü konuşmalarından anlamak mümkün. Son dönemde hem Dünya Ekonomik Forumu hem de BRICS şemsiyesi altında iki liderin sıkça dile getirdiği küresel ticarette serbestleşme çağrısı, bu ülkelerin ulusal yönetişim karnelerine bakıldığında ilginç dursa da şüphesiz ki ticaret savaşlarında dikkate değer hamleler.

Türkiye de, Barış Pınarı Harekatı’nın başlamasının ardından doğrudan karşı karşıya kaldığı siyasi odaklı, keyfi, araçsallaştırılmış ekonomik yaptırım tehditleri sebebiyle, aslında iki liderin ortaya koyduğu eleştirilerle paralel günlerden geçiriyor. Ekonomik yaptırım tehditlerine dayanan dış politika tercihlerinin etkilerine ve sonuçlarına dair oyun teorisi ve sayısal modellemeleri yansıtan çalışmalara, konunun meraklıları şüphesiz ki kulak kabartabilir. Nitekim bu tür bir iklimin küresel işbirliğine ve buna dayalı küresel büyümeye, refah artışına çok da hizmet etmediği, BRICS ülkelerinin 11’inci BRICS Zirvesi’nde de dillendirdikleri bir durum. Bugün ve yakın gelecekte uluslararası arenanın temel konularından birini bu gergin durumların oluşturacağını öngörmek mümkün. Peki, BRICS, bahsi geçen tartışmalar dikkate alındığında ne kadar etkili bir aktör konumuna geldi ve geliyor yakından bakmakta fayda var. 

Çin ve Diğerleri

“İnovatif Bir Gelecek için Ekonomik Büyüme” temasıyla gerçekleşen Zirve’nin ana konularını bilimde işbirliğinin güçlendirilmesi, teknoloji ve inovasyon, dijital ekonomide işbirliği ile sınır ötesi suçlarla mücadele oluşturuyordu. Yani, BRICS aslında ticaret odaklı bir yapılanmanın yanı sıra, aslında daha fazlasını da hedefliyor. Nitekim 11’inci Zirve, henüz o aşamaya gelinmediği ve BRICS’in hedeflerine henüz pek de yakın olmadığı yönünde emareleri de gün yüzüne çıkardı.

Her ne kadar BRICS ülkeleri güncel tabloda dünya nüfusunun %42’sini, küresel GSYH’nin %23’ünü, ticaret hacminin ise %18’ini temsil etse de kendi aralarındaki eşitsizlikler belirginliğini koruyor. Hatta özellikle Batı basını, 11’inci BRICS Zirvesi’ni değerlendirirken Çin ve diğerleri arasındaki giderek büyüyen ekonomik hacim farkına ısrarlı şekilde vurguda bulunuyor; ki bu durum çok da gerçek dışı değil. Zira diğer dört ülkenin GSYH oranları, Çin’in fazlasıyla gerisinde kalıyor. Bu beş ekonominin 21’inci yüzyılın dinamosu olacağı yönündeki yaklaşımda Çin haricinde, diğerlerinin böylesi bir hayalden uzak olduğu görülüyor. Diğerlerinin Çin’e olan bağımlılığı da her geçen gün artış gösteriyor. Toplam ihracatının %28’ini Çin’e yapan Brezilya için Çin, haliyle birinci ticaret ortağı. Ayrıca Brezilya ve Güney Afrika’da mal ticaretinin odağına Çin yerleşmiş konumda. Rusya ise Çin’e “ötekiye” yani Batı’ya karşı nüfuz alanını genişletirken destek aldığı hayati bir ortak gözüyle bakıyor. Bu ortaklığın ticari ve finansal düzlemin ötesine geçip askeri boyutlara eriştiğini, hatta Rusya’nın son dönemde düzenlediği tatbikatlara ve savaş oyunlarına Çin’in de personel düzeyinde katılım gösterdiğini görmek mümkün. Nitekim tüm ortaya koyulanlar, BRICS’in küresel hedeflerine yaklaşmakta olduğu yönünde emarelerden uzak bir tablo sunuyor. Deutsche Welle’ye 13 Kasım 2019 tarihli yazısına yansıdığı üzere S&P Ekim 2019 verileri, Çin ve Hindistan’ın 2000’den bu yana ortaya koyduğu ekonomik büyüme performansı ile diğerleri (Brezilya, Rusya ve Güney Afrika) arasındaki uçuruma işaret ediyor.

Önümüzdeki dönemde BRICS’in kurumsal başarısı, büyük ölçüde Çin’in bu yapılanmaya nasıl yaklaştığı, diğerlerinin ekonomik performansları ve BRICS’in dışarısında kalan öteki oyuncuların uluslararası ticaret sahnesinde benimseyecekleri korumacı veya liberal politika tercihleriyle doğrudan bağlantılı olacak. Rahatlıkla söylemek mümkün ki BRICS, Türk Konseyi veya G20 modeli yapılanmalar, AB entegrasyon projesinden çok farklı ve bunun eriştiği entegrasyon seviyesine çok uzak yapılanmalardır. Bu ve benzeri yapılanmalar ile süper güç konumundaki ülkelerin diğerleriyle ve ötekileştirdikleri rakipleriyle etkileşimleri, muhakkak ki 21’inci yüzyıl uluslararası siyasetinin tonunu belirleyecek. Türkiye’nin bu belirsizliklerin şekillendirdiği tabloyu soğukkanlı, duygusallıktan uzak ve rasyonel şekilde takip etmesi, özellikle içerisinde bulunduğumuz belirsizlikler çağında daha da önem kazanıyor.

Ahmet Ceran, İKV Uzmanı