İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
16-30 KASIM 2019

AB GÜNDEMİ: İspanya’da Yeni Bir İlk: Aşırı Sağ, Siyaset Sahnesinde Yükseliyor

İspanya’da Yeni Bir İlk: Aşırı Sağ, Siyaset Sahnesinde Yükseliyor 

General Franco’nun 20 Kasım 1975 tarihindeki ölümünden sonra 31 Ekim 1978’te kabul edilen anayasa ile diktatörlükten demokrasiye geçiş yapan İspanya Krallığı, 20’nci yüzyılın en dikkat çekici hükümet sistemi değişimlerinden birisini yaşamış ülke olarak biliniyor. Parlamenter monarşiyle yönetilen ülke, 1 Ocak 1986 tarihinde Avrupa Ekonomik Topluluğu üyesi olmasıyla birlikte demokrasi, hukukun üstünlüğü, temel özgürlükler ve haklar konusunda hızlı adımlar attı. Demokrasi geçmişindeki istikrarlı hükümetleri ile Almanya benzeri bir AB üye ülkesi olarak gösterilen İspanya, bu özelliğini bugününe taşıyamamış görünüyor ve artık ortalama 1 yılda değişen hükümetlerle bilinen İtalya ile kıyaslanıyor. Nitekim 10 Kasım 2019 tarihinde gerçekleşen genel seçimler, son 4 yılda yapılan 4’üncü seçim. 1 Haziran 2018’de güven oylamasıyla düşürülen merkez sağ hükümetin yerini alan sosyal demokratlar, Katalan krizi, ekonomik durgunluk, göç ve yolsuzluk özelindeki sorunları devralmıştı. Ne var ki selefi Mariano Rajoy’un meşruiyetini yolsuzluk skandalından bile fazla sarsan Katalonya krizinin, Sanchez’in de en büyük sınavlarından biri olması 1 yıldan az zaman aldı.

Franco Dönemi Kalıntıları Gün Yüzüne mi Çıkıyor?

Franco rejiminin ardından demokrasinin temellerini merkez sağ ve sol üzerine kuran İspanya Krallığı’nda geçmişin travması nedeniyle aşırı sağa karşı doğan bir bağışıklık olduğu söyleniyordu. Milliyetçi ve faşist ögelerin Temsilciler Kongresi’nde yer almamasını bir şeref madalyası olarak taşıyan ülkenin bu ünü, 10 Kasım 2019 tarihinde tuzla buz oldu. Zira katı milliyetçi ve muhafazakâr parti Vox oyların %15,1’ini almayı başararak sosyal demokratlar ve merkez sağdan sonra en fazla oy alan üçüncü parti oldu.

28 Nisan 2019 tarihindeki genel seçimlerin ardından Parlamento’da hükümet kurmak için gereken 176 sandalye için kazandığı 123 sandalye ile kendisine koalisyon ortağı arayan Sosyalist İşçi Partisi (PSOE), hem sol hem de sağ partiler tarafından reddedildi. Sol parti Unidas Podemos’a önerilen üç bakanlık sadece “dekoratif” bulunduğu için Pedro Sanchez’in teklifi kabul edilmezken, merkez sağ parti Ciudadanos(Vatandaşlar) da PSOE’nin hiçbir teklifine olumlu bakmadı.

Şunu söyleyebiliriz ki nisan ayından kasım ayına kadar politik bir çıkmazın içinde kalan İspanya’da seçimin tekrarlanması, ülke için “sonsuza kadar mutluluk” getirmedi. Tam tersine 2015 yılından bu yana gerçekleşen dördüncü genel seçim, 1 Ekim 2017 Katalonya bağımsızlık referandumu ve sonrasında İspanyol Senatosunun Anayasa’nın 155’inci Maddesini devreye sokarak Katalonya özerk bölgesindeki yönetimi feshetmesi ve son olarak Ulusal Mahkeme’nin 24 Mayıs 2018 tarihinde 2011’den bu yana ülkeyi yöneten Halk Partisi (PP) ile bağlantılı yolsuzluk davalarını sonuçlandırması… Son dönemdeki krizlerin ve çalkalanmaların temel sütunları olarak konumlanan söz konusu gelişmelerin ardından 1 Haziran 2018 tarihinde Başbakanlık görevini devralan sosyal demokrat Sánchez, 350 sandalyeli mecliste sadece 85 milletvekiline sahip bir partinin lideriydi. Genç işsizliğin rekor bir seviye ile %42,91 olduğu İspanya 2008 finansal krizinin etkilerini üzerinden hala atamamışken politikanın yolsuzlukla iç iç geçmiş yapısı politik istikrarın yerle bir olmasına da zemin hazırladı.

Vatandaşların işsizlik, göçmenler, yolsuzluk, ekonomik durgunluk, politik istikrarsızlık gibi birçok konuya duydukları tepkilerin nisan ile kasım ayı arasındaki hükümet kurma tartışmalarında alevlenmiş olması, 10 Kasım sandık sonuçlarını oldukça ilginç bir karakter katıyor. Nitekim ülkenin gurur kaynağı olan aşırı sağın yer almadığı bir Parlamento gerçeği, hem nisan hem de kasım seçimlerinde sona erdi. Franco rejiminin unsurlarından olabildiğince ters yönde ilerlemeye çalışan İspanyol siyasetinde faşist ögeler barındıran bir siyasi parti 28 Nisan günü 24; 10 Kasım’da ise 52 sandalye kazandı. İspanyol demokrasisindeki statüko güçler PSOE ve PP’nin ardından üçüncü sıraya yerleşen Vox isimli parti, Franco yanlısı, göç karşıtı, muhafazakar ve ataerkil söylemleriyle demokrasi sürecinde diktatörlük ögelerinin yeterince dönüştürülemediği yorumlarına yol açtı. Ek olarak 2018’deki yolsuzluk skandalına rağmen 28 Nisan’da 66 olan sandalye sayısını 88’e çıkaran merkez sağ PP de tekrar seçimlerindeki tepkilerden faydalanabilen bir diğer siyasi parti olmayı başardı. PSOE’nin 3 sandalye kaybederek 120’ye gerilediği ve Unidas Podemos’un 42’den 35 sandalyeye düştüğü tekrar seçimleri, milliyetçi ögelerin tepkisel vatandaşlara daha fazla hitap ettiğini gözler önüne seriyor.

Katalonya bağımsızlık referandumu ve devamındaki gelişmeler ile tetiklenen üniter devlet ve İspanyol milliyetçiliği tartışmaları, var olan kutupları daha da belirgin hale getirdi. Ancak bu bağlamda sağ ve sol partiler arasında söylem farkı olmadığı da görülüyor; nitekim Sánchez, Katalonya bağımsızlığını desteklemediğini net bir dille ifade etti. Hem de güven oylamasının ardından krizi çözebilecek lider gözüyle bakılmasına rağmen.

Son zamanlarda popülist ögelerin taşıyıcısı rolüne bürünen aşırı sağ, siyasi ve sosyo-ekonomik konjonktürü kendi lehine en fazla kullanabilen retorik olarak ön plana çıkıyor. 23-26 Mayıs 2019 AP seçimlerinin sonuçlarını siyaset bilimci Cas Mudde bir makalesinde “popülizm öldü, yaşasın aşırı sağ” olarak yorumlamıştı. Benzer ögelerin ülkelerin iç siyasetinde de görüldüğü güncel konjonktürde, demokratik değerlerde geriye gidiş olarak görülen görüşlerin başarısı, statüko gücünü elinde bulunduran siyasi partilerin başarısızlığıyla paralel ilerliyor. Bu yönüyle Franco deneyiminin ardından aşırı sağa karşı korunaklı bir kale olarak inşa edilen İspanyol demokrasisi, en çok korktuğu “düşmanı” yine kendi içerisinde yaratması sebebiyle 21’inci yüzyıl demokrasi sancılarında dikkatle incelenmesi gereken bir vaka olarak karşımıza çıkıyor. Vatandaşların göç, işsizlik, kültürel ögeler ve etnik milliyetçilik konularındaki tepkisel oy verme yönelimlerinin merkez sağ ile aşırı sağ arasındaki görüşlerin lehine olması, ülke siyasetinde geçmişe benzer yeni bir sayfa açılabilme imkânını ortaya koyuyor. Ancak bu aşırı ögelerin AB temel değerleriyle harmanlanacak karma bir yapıya sahip olacağı ve çok sesliliğin getirdiği bir tepkiyle karşılaşacağı düşünüldüğünde güncel konjonktürün geçmişten çok farklı ve kendine özgü yepyeni dinamikler ortaya koyacağını söylemek mümkün.

Selvi Eren, İKV Uzman Yardımcısı