İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
1-31 ARALIK 2019

TÜRKİYE-AB GÜNDEMİ:2019’da Türkiye-AB İlişkileri: Dip Noktadan Çıkış Mümkün mü?

2019’da Türkiye-AB İlişkileri: Dip Noktadan Çıkış Mümkün mü?

Her yıl sona ererken, bir değerlendirme yazısı yazmak adettendir. Adetten olmanın yanında, değerlendirme yazısı yazmak insana yaşadıklarından ders çıkarma imkânı da verir. Bunun doğal sonucu olarak, “Neyi daha iyi yapabilirdim?” ya da “Neyi yanlış yaptım?” sorusu da sorulur. 2019’u geride bırakırken, Türkiye-AB ilişkilerinde neler oldu, neler daha iyi olabilirdi, diye soralım. Bu şekilde çıkardığımız dersler bize 2020 yılı için de ışık tutacak ve Türkiye’nin AB sürecinde daha olumlu ilerlemelere yol açacaktır diye umalım.

2019 Türkiye-AB ilişkileri açısından iniş çıkışlı bir yıl oldu denebilir. 2018 yılında AB’nin aldığı üyelik müzakerelerinde yeni fasıl açmama ve gümrük birliği güncellenme müzakerelerini başlatmama kararlarının ardından 2019 ilişkilerin onarılmasına yönelik bir beklenti ile başlamıştı. OHAL’in sona ermesinin ardından Yüksek Düzeyli Siyasi Diyalog toplantısı 22 Kasım 2018’de yapılmıştı. Bunun ardından Yüksek Düzeyli Ekonomik Diyalog toplantısı da 27 Şubat 2019’da gerçekleştirildi. Türkiye-AB ilişkilerinin temel kurumlarından Ortaklık Konseyi 4,5 yıllık bir aradan sonra 15 Mart 2020’de toplandı.

Türkiye-AB ilişkilerindeki hareketlenme ülkemizde AB reformlarını canlandırmaya yönelik adımlarla devam etti. 9 Mayıs Avrupa Günü’nde toplanan Reform Eylem Grubu (REG) ilk defa Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başkanlığında bir araya geldi ve Türkiye’nin AB üyeliği hedefine bağlılığı güçlü bir şekilde ifade edildi. Daha önce Reform İzleme Grubu olarak adlandırılan bu oluşum, 2003 ila 2014 arasında 30 defa toplanmış 2014’te REG adını aldıktan sonra da 6 toplantı gerçekleştirmişti. Yine Mayıs ayında kamuoyuna açıklanan yargı reformu strateji belgesinin ilk paketi (Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanun Teklifi) ise 17 Ekim tarihinde yasalaştı.

Ancak OHAL sonrasında hızla AB reformlarına geri dönme hedefi ve AB üyeliği doğrultusundaki kararlılık ne yazık ki AB’nin 2019 ülke raporunda da belirtilen eleştirileri gidermeye yeterli olmadı. Hukuk, yargı bağımsızlığı, ifade özgürlüğü, medya özgürlüğü gibi alanlarda AB norm ve standartlarından uzaklaşma olarak adlandırılan süreci geriye döndürmek mümkün olamadı. Barış için Akademisyenlere açılan davaların beraat ile sonuçlanması gibi olumlu gelişmelerin yanında, ifade, toplanma ve örgütlenme özgürlüğüne yönelik kısıtlamaların devam etmesi, belediyelere kayyum atamaları gibi olaylar AB sürecinin yeniden ivme kazanmasına engel oldu.

AB değerlerinden uzaklaşmanın ötesinde Doğu Akdeniz’deki gelişmeler Türkiye ve AB arasında jeostratejik olarak adlandırılabilecek bir karşıtlığı da beraberinde getirdi. AB, üyesi olan Kıbrıs’ın meşru hükümeti olarak gördüğü Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin yanında yer alırken, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon arama faaliyetlerini, bir üyesinin egemenlik haklarının ihlali olarak değerlendirdi. AB Konseyi Türkiye’ye bu faaliyetleri durdurma çağrısında bulundu ve 15 Temmuz 2019 tarihinde kabul ettiği sonuç belgesinde bir dizi yaptırım kararı aldı. Bunlar arasında Kapsamlı Hava Taşımacılığı Anlaşması müzakerelerinin askıya alınması, Ortaklık Konseyi ve Yüksek Düzeyli Diyalog toplantılarının yapılmaması, 2020 için öngörülen katılım öncesi yardımın kesilmesi ve Avrupa Yatırım Bankası’nın Türkiye’ye kredi faaliyetlerini gözden geçirme çağrısında bulunulması yer alıyordu. Bunun yanında Komisyon ve Dış ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi hedefli önlemler alınması için çalışmalar yapmaya davet ediliyordu. Türkiye ve AB’nin pozisyonlarında herhangi bir değişiklik olması ve Temmuz ayında alınan yaptırım kararlarını 14 Ekim 2019 tarihinde özellikle hidrokarbon arama faaliyetlerinde görev alan kişi ve kuruluşlara yönelik seyahat yasağı ve mali varlıkların dondurulması kararı izledi. AB’nin Kırım’ın ilhakı sonrası Rusya’ya karşı aldığı yaptırım kararlarını hatırlatır şekilde, Türkiye de Birliğin hedefli yaptırım uygulamaya başladığı ülkeler arasına katıldı. Doğu Akdeniz’de Yunanistan, Güney Kıbrıs, İsrail ve Mısır’ın oluşturduğu blokun dışında kalan Türkiye kendi haklarını korumak amacıyla, Libya’da Ulusal Uzlaşı hükümeti ile işbirliği yoluna gitti ve 27 Kasım tarihinde deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına dair mutabakat muhtırası imzalandı. 5 Aralık tarihinde TBMM’den de geçen muhtıra ABD, AB ve Rusya tarafından tepkiyle karşılandı. Bu durum Doğu Akdeniz’deki hâkimiyet mücadelesi üzerinden AB’nin desteklediği Yunanistan ve GKRY ile Türkiye arasında açılan fay hattının daha da derinleşmesine yol açtı.

Türkiye-AB ilişkilerinin dip noktaya doğru hızla ilerlediği bu süreçte ilişkileri kurtarmak ve onarmak için ne yapılabilir? Öncelikle ilişkileri kurtarmak için hem AB, hem de Türkiye’nin yapması gerekenler bulunuyor. AB yetkilileri, topun Türkiye’nin sahasında olduğunu ve ilişkileri düzeltmek için Türkiye’nin demokrasi, hukuk, hak ve özgürlükler alanında reformlara geri dönmesi, Doğu Akdeniz’deki arama faaliyetlerini durdurması gerektiğini söylüyor. Ancak konunun daha derin olduğu, öncelikle Kıbrıs’ın bölünmüş bir ada olarak AB’ye kabul edilmesinin üyelik müzakerelerinin başlangıcından itibaren Türkiye-AB ilişkilerinde sorun yarattığı, AB’nin genişleme yorgunluğu ve Türkiye’ye yönelik yaygın önyargıların da üyelik sürecini engellediği hepimizin malumu.

Bu koşullar altında Türkiye’nin AB sürecine sarılarak Türkiye’yi Avrupa’dan dışlamak isteyen kesimlere meydanı bırakmaması büyük önem taşıyor. AB sürecinde ilerleyen, demokrasi, hukukun üstünlüğü, temel hak ve özgürlükler, denge ve denetleme mekanizmaları ve iyi yönetişimde ileriye giden bir Türkiye’nin Doğu Akdeniz denkleminde dışlanması ve oldubitti ile karşılaşması da çok daha zor olacaktır.

AB için ise, Türkiye’ye inandırıcı bir üyelik perspektifi sunmadan sadece eleştirerek dışlamak yapıcı bir yaklaşım olmaktan çok uzak. AB güvenliği ve istikrarı için son derecede önemli rol oynayan ve kilit konumda bulunan Türkiye’nin AB ile bağlarının güçlendirilmesi için somut ve olumlu adımlar atılmalı. AB’nin Türkiye’yi görmezden gelme veya yaptırımlar uygulama politikası Türkiye’de Batı karşıtlığını güçlendirecek ve her türlü işbirliğini imkânsız hale getirecektir.

Doç. Dr. Çiğdem Nas, İKV Genel Sekreteri