İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
1-15 OCAK 2020

TÜRKİYE-AB GÜNDEMİ: 2020’de Türkiye-AB İlişkileri: AB Adaylığının 21`inci Yılında Hangi Unsurlar Belirleyici Olacak?

2020’de Türkiye-AB İlişkileri: AB Adaylığının 21'inci Yılında Hangi Unsurlar Belirleyici Olacak?

2020 Türkiye-AB ilişkileri açısından zor bir yıl olmaya aday.  İlişkilerin 1999 Helsinki Zirvesi’nden bu yana olan gelişimini dönemlere ayırıp incelersek, şu sonuçlara varabiliriz: 1999-2005 Türkiye’nin AB adayı olmanın gereklerini önemli ölçüde yerine getirdiği ve yoğun bir reform süreci gerçekleştirerek müzakerelerin resmen başlaması aşamasına geldiği bir dönemdi. 2006-2011 döneminde ise müzakere süreci başlamasına rağmen, Konsey Kıbrıs sorunu ile bağlantılı olarak, 8 faslın açılmaması ve hiçbir faslın geçici olarak kapatılamaması kararını almıştı. Merkel-Sarkozy’nin Türkiye’nin üyeliğine karşı tutumunun da etkisiyle ilişkilerde soğumanın başladığı, hayal kırıklığı ve güvensizliğin arttığı bir süreçti. 2011-2016 dönemi ilişkilerde çözümsüz sorunlara yenilerinin eklendiği, Türkiye’nin AB kriterlerinden uzaklaşmaya başladığı ve Arap baharı olayları sonrasında bölgede istikrarsızlığın arttığı bir dönemdi. Bu dönemde Türkiye’de AB üyelik perspektifinin ve reformlar için AB çıpasının önemi daha iyi kavranıyor ancak AB’den uzaklaşma süreci geriye döndürülemiyordu. Vize serbestliği, geri kabul anlaşması ve mülteci uzlaşısı ile birlikte ilişkilerde yeniden canlanma olsa da, bu canlanmanın büyük ölçüde AB öncelikleri doğrultusunda pragmatik ve çıkar bazlı bir zemine kaydığı görülüyordu. 2016 sonrasında bugüne kadar olan dönem ise ilişkilerin askıya alındığı, Türkiye’nin AB kriterlerine uyumsuzluğunun arttığı ve ilişkilerin yeniden canlanması olasılığının giderek azaldığı bir dönem oldu. Dönemleri çeşitli duygu ve imgelerle özdeşleştirirsek, 1999-2005 dönemi ümit, 2006-2011 dönemi hayal kırıklığı, 2011-2016 dönemi ihtiyaç, 2016-2020 dönemi ise kopuş kavramları ile anlatılabilir.

Türkiye’de olağanüstü halin sona ermesinin ardından bazı olumlu adımlar atılmasına rağmen, Doğu Akdeniz’de hidrokarbon arama ve deniz alanlarının paylaşımı konusunda ortaya çıkan gerginlik ve Türkiye’nin Suriye topraklarında yapmış olduğu operasyonlara AB’nin tepkisi ilişkileri olumsuz yönde etkiledi.  Doğu Akdeniz’de Yunanistan, İsrail ve Güney Kıbrıs’ın imzaladığı “East Med” doğal gaz boru hattı anlaşması Türkiye’yi dışlayan bir enerji koridoru oluşturmayı hedefliyor. Doğal gaz arama faaliyetlerine ilişkin olarak AB Türkiye’yi kınayan ve üyesi olan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin egemenliğine saygı duymaya çağıran kararlar aldı. Jeopolitik bir ayrışmaya doğru gidilen Doğu Akdeniz’de Türkiye ve AB farklı kamplarda yer aldı. İlişkilerin öngörüldüğü gibi canlanması ve yeniden işlerlik kazanması şöyle dursun, Türkiye’ye karşı alınan yaptırım kararlarıyla birlikte daha da çetin bir döneme geçildiği görülüyor.

Türkiye’deki gelişmelere baktığımızda ise hukukun üstünlüğü, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı, ifade özgürlüğü, medya özgürlüğü, savunma hakkı, toplanma hakkı, kuvvetler ayrılığı, denge ve denetleme sistemi gibi AB üyelik kriterleri açısından son derecede önemli olan ve yıllık raporlarda Avrupa Komisyonu tarafından Türkiye’nin eleştirildiği birçok konuda ilerlemenin sınırlı olduğunu görmek mümkün. Bu durum AB yetkililerinin defalarca ifade ettiği “Türkiye AB’den uzaklaşıyor” tespitinin değişmemesine yol açıyor. Türkiye’de karar alıcıların bakış açısından konuya yaklaşırsak, iç politikada öncelikli olarak gördükleri meseleler AB kriterleri ile uyuşmamaya devam ediyor. Reform Eylem Grubu toplantılarında Türkiye’nin AB adayı olduğu teyit edilir ve gerekli koşulların sağlanacağı ifade edilirken, realitede bu adımları atmak mümkün olamıyor. Dış politikada da Türkiye’nin Doğu Akdeniz, Suriye ve Libya’da attığı adımlar AB politikaları ile örtüşmüyor. Türkiye’nin AB ve ABD’den çok Rusya ile birlikte hareket etmesi, Rusya’nın etki alanına girdiği izlenimini güçlendiriyor ve AB’den ayrışmayı güçlendiriyor. Öyle görünüyor ki, dünyada ve bölgemizde yaşanan jeopolitik değişim ve kaymalar Türkiye’nin Avrupa’daki konumunu dönüştürürken, AB ile ilişkilerde de savrulmaya yol açıyor.

Bu genel tespitin ardından 2020 için neler söyleyebiliriz? Öncelikle tüm olumsuz koşullara rağmen AB ve Türkiye arasındaki ilişkilerin onarılmasının hem Türkiye açısından gerekli hem de AB açısından kaçınılmaz olduğunu belirtmekle başlayalım. Türkiye dış ticaretinde en önemli ortağı olan, gümrük birliği içinde olduğu, mülteci konusunda birlikte çalıştığı, güvenlik açısından da aynı blok içinde yer aldığı AB ile askıda olan birçok meseleyi konuşmak ve çözüme kavuşturmak ihtiyacında. Türk sanayinin gelişmesi açısından önemli rol oynamış olan Gümrük Birliği’nin güncellenmesi önemli bir öncelik ve bu konuda müzakerelerin başlayabilmesi için Türkiye’den siyasi alanda reform adımları atması bekleniyor. Özellikle hukuk, demokrasi, yargı ve özgürlükler alanında atılacak adımlar Türkiye’nin uluslararası güvenirliğinin artması, Türkiye’ye gelecek yatırımcılara yönelik iş yapma ortamının iyileşmesi ve uluslararası güvenlik sorunlarının çözümünde yalnızlaşmanın önüne geçilmesi açısından kritik önem taşıyor. AB için de mülteci konusundan, Suriye’nin ve Libya’nın geleceğine, Kıbrıs meselesine kadar Avrupa güvenliğini ve istikrarını ilgilendiren birçok önemli alanda Türkiye’nin AB ile birlikte hareket etmesi öncelikli bir konu oluşturuyor. Türkiye’nin dışlanmaması ve AB ile ilişkilerinin güçlendirilmesi büyük önem taşıyor.

Buradan hareketle, 2020’de Doğu Akdeniz, Suriye ve Libya konularının Türkiye-AB ilişkileri açısından da belirleyici olacağını söyleyebiliriz.  Burada Türkiye’nin tezleri ve yaklaşımının AB ile uyuşmaması işbirliğini ve güven ortamını zora sokacak. Öte yandan, Türkiye’nin AB kriterleri doğrultusunda reform ihtiyacı da devam edecek. Bu reformlar hem hukuk sisteminin güçlenmesi ve demokratikleşme hedeflerine ulaşılması, hem de iyi yönetişim ilkelerine işlerlik kazandırılması açısından gündemde olmaya devam edecek. Türkiye’yi AB’den uzaklaştıran etkenlerin yanında, ABD-Çin arasında rekabet ve ticaret savaşları, ABD-İran gerginliği gibi jeopolitik realiteler ise Türkiye’nin AB ile ilişkisini güçlendirme ihtiyacını hissettirmeye devam edecek. Türkiye-AB ilişkilerinde “ne seninle, ne sensiz” ikilemi 2020’de de sürerken, ilişkilerdeki sorunların en azından karşılıklı olarak görüşülmesi ve çözüme ulaşılmaya çalışılması ihtiyacı daha da acil hale gelecek.

Doç. Dr. Çiğdem Nas, İKV Genel Sekreteri