İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
16-31 OCAK 2020

KÜRESEL GÜNDEM: Berlin Konferansı ve Libya’nın Geleceği

Berlin Konferansı ve Libya’nın Geleceği

Türkiye, Rusya, ABD, Çin, Almanya, Fransa, İtalya, Birleşik Krallık, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Mısır, Cezayir ve Kongo ile AB, BM, Arap Ligi ve Afrika Birliği yetkilileri, 19 Ocak 2020 tarihinde Libya krizini ele almak üzere Berlin’de bir araya geldi. Berlin Konferansı, iç savaşa sürüklenen ve iktidar krizine sahne olan Libya’da barış ve istikrarı sağlama yönündeki diplomatik çabaların son halkasını oluşturuyor. Bugün birçok yerel unsurun ve çok sayıda dış aktörün farklı düzeylerde rekabet ettiği bir satranç tahtasına dönüşen Libya, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki yeni fay hatlarını da ortaya koyuyor. 

Libya Satrancındaki Aktörler

Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da “Arap Baharı” olarak adlandırılan süreçte başlayan protestoların ardından iç savaşa sahne olan Libya’da, NATO’nun BM Güvenlik Konseyi’nin “koruma sorumluluğu” doktrinine dayandırdığı 1973 sayılı kararıyla gerçekleşen müdahalesi 42 yıllık Kaddafi rejiminin devrilmesinde etkili oldu. 2014 yılında ülkedeki geçiş sürecini sonuçlandırması amacıyla yapılan seçimler, biri Trablus’ta biri de Tobruk’ta olmak üzere birbirine rakip iki hükümetli bir yapı ortaya çıkarırken, Libya krizi daha da derinleşti. BM’nin girişimiyle Aralık 2015’te kurulan Ulusal Mutabakat Hükümeti Başkanlık Konseyi Libya’nın tek meşru temsilcisi olarak tanınsa da iktidar çatışmasının sürdüğü Libya’da sular durulmak bilmedi.

Batısını Fayez al-Sarraj liderliğindeki uluslararası tanınırlığa sahip Libya Ulusal Hükümeti’nin yönettiği, doğusunu ise Kaddafi döneminde görev yapmış General Halife Hafter’e bağlı “Libya Ulusal Ordusu” adını kullanan milis grupların kontrol ettiği Libya’da, Hafter güçlerinin nisan ayı itibarıyla başkent Trablus’u ele geçirmek üzere başlattığı kuşatma ile kriz boyut değiştirdi. 2 bin kişinin yaşamını yitirmesine ve 100 bini aşkın kişinin yerinden olmasına sebep olan Trablus kuşatması, Libya’daki iktidar mücadelesinde belirleyici önem taşıyor.

Libya’daki temel aktörleri ve pozisyonlarını inceleyecek olursak uluslararası camianın büyük ölçüde Sarraj liderliğindeki, BM tarafından tanınan Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni desteklediğini söyleyebiliriz. Libya’nın en önemli insani yardım donörü konumundaki AB’nin Libya’daki çatışmanın sonlandırılması için tutarlı ve bütünlüklü bir politika belirlemekte zorlandığı dikkat çekiyor. Bunun temelinde, Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni destekleyen İtalya ile bir yandan söylemde Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni desteklerken diğer yandan da ülkedeki IŞİD unsurlarıyla mücadele ettiği gerekçesiyle General Hafter’e askeri ve mali yardım sağlayan Fransa arasındaki görüş ayrılığı yatıyor. Bu arka plan karşısında Libya sorununa ilişkin kapsamlı bir politika izlemekte zorlanan AB, kendi ekonomik ve güvenlik çıkarlarını yakından ilgilendiren göç, sınır yönetimi ve bölgedeki enerji kaynakları gibi konulara odaklanmayı tercih ediyor.

2012 yılındaki Bingazi saldırısının ardından Libya’daki angajman seviyesini kademeli olarak düşüren ABD ise Libya’yı temelde Avrupalıların ilgilenmesi gereken bir mesele olarak görüyor. Buna karşın ABD Başkanı Donald Trump’ın Hafter’i arayarak nisan ayında başlattığı kuşatmaya desteğini ifade etmesi, ABD’nin Libya politikasını revize ettiği şeklinde yorumlanırken Trump’ın bir yandan da Rusya ve Fransa’yı da dengelemek istediği görülüyor. ABD kurumlarının ise bu süreçte tarafsızlıklarını korumayı sürdürdüğü dikkat çekiyor.

Hafter’i ülkede Mısır merkezli Müslüman Kardeşlerle bağlantılı unsurların üstesinden gelinmesi konusunda ortak olarak gören Mısır, BAE ve Suudi Arabistan, Hafter’in en önemli destekçileri arasında yer alıyor. Mısır ile BAE’nin Hafter’e silah ve askeri eğitim desteğinde bulundukları biliniyor. Hafter’in ana sponsorlarından biri de Libya krizine, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’ya yönelik kapsamlı stratejisi bağlamında yaklaşan Rusya. Kremlin’e yakınlığıyla tanınan özel güvenlik şirketi Wagner Grup’un Hafter güçleri saflarında savaşmaları için paralı asker sağladığı biliniyor.

Türkiye Devrede: Mutabakatlar ve Ankara-Moskova Ortak Girişimi

Türkiye’nin Kasım 2019’da Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti ile imzaladığı deniz yetki alanı sınırlandırma ve askeri ve güvenlik işbirliği mutabakatları ile gerek Doğu Akdeniz’deki enerji denkleminde gerekse Libya’da belirleyici bir aktör haline geldiği görülüyor. 2019’un sonuna gelirken Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin talebi üzerine harekete geçen Ankara, TBMM’nin onayıyla hükümete bağlı güçlere eğitim vermek üzere Libya’ya muharip olmayan bir birim gönderdi.

Ankara ile Trablus arasında imzalanan mutabakatların ardından Libya denkleminde farklı saflarda yer almalarına karşın Ankara ile Moskova hattında yoğun bir diplomasi trafiği yaşanması dikkat çekiyor. Libya krizinin çözümünün askeri yollarla mümkün olmadığı ve krizin ancak Libyalıların öncülüğünde ve Libyalılara ait BM gözetiminde siyasi bir süreçle çözümlenebileceği konusunda görüş birliğine varan Türkiye ve Rusya, en üst düzeyde; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında yürütülen diplomatik çabalar sonucunda Libya’da kalıcı ateşkesin sağlanması yönünde ortak bir girişim ortaya koydu. Bu durum, Suriye krizi bağlamında da olduğu gibi Türkiye ile Rusya’nın aralarındaki görüş ayrılıklarına rağmen müşterek çıkar alanlarında birlikte yapıcı şekilde çalışabildiklerinin en son örneğini oluşturuyor. Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti ile imzalanan mutabakatlar ve Türkiye’nin Rusya ile birlikte Libya’da ateşkes konusunda ortaya koyduğu girişim, Ankara’nın Libya krizinin çözümü konusunda belirleyici önemde bir aktör olduğunu gösteren gelişmeler olarak yorumlanıyor.

Sarraj hükümeti ile Hafter arasında Ankara ve Moskova’nın gözetiminde 13 Ocak’ta başlayan müzakereler sonucunda bir anlaşma metni oluşturulsa da Hafter’in Körfez ülkelerinin baskısıyla son anda anlaşmayı imzalamaktan vazgeçmesi nedeniyle Libya’da kalıcı ateşkes umudu Berlin’e kaldı.

Berlin Konferansı ve Libya’nın Geleceği

Libya sorununda etkili olan uluslararası aktörleri, komşu ülkeleri ve önde gelen uluslararası kuruluşları bir araya getiren Berlin Konferansı; ateşkes, silah ambargosu, siyasi sürece dönüş, güvenlik sektörü reformu, ekonomik ve mali reformlar, insancıl hukuka riayet ve takip mekanizmaları başlıkları altında 55 maddeli bir bildirinin yayımlanmasıyla sonuçlandı. Berlin’de bulunmalarına karşın Libya krizine çözüm bulmak için düzenlenen toplantıya katılmayan Sarraj ve Hafter’in liderlerle ayrı görüşmeler gerçekleştirmeleri dikkat çekti.

Konferansın ev sahibi devlet başkanı Almanya Şansölyesi Angela Merkel, Berlin Konferansı’nın sonucunu “kapsamlı bir plan üzerinde anlaştık” sözleriyle duyurdu. Sonuç bildirisine imza atan aktörler, Libya krizine askeri yollardan çözülemeyeceği mesajını verirken; çatışmaların sonlandırılması, gerilimin azaltılması ve kalıcı bir ateşkese yönelik çabalarını artırma, 2011’den bu yana yürürlükte olmasına rağmen birçok ülke tarafından ihlal edilen BM silah ambargosunu eksiksiz şekilde uygulama ve BM gözetiminde yeniden başlatılacak müzakere sürecinin destek verme taahhüdünde bulundular. Libya’daki silahlı çatışmalara dış müdahalenin sonlandırılması vurgusunun yapıldığı Berlin Konferansı Sonuç Bildirgesi’nde ayrıca, silah ambargosunun ihlal edildiği yönündeki iddiaların araştırılması ve bunun tespit edilmesi durumda ise ilgili ülkeler için yaptırım seçeneklerinin gündeme alınması gerektiğinin altı çizildi. Berlin Konferansı’nda katılımcı ülkelerin ve uluslararası kuruluşların temsilcilerini teknik çalışma grupları düzeyinde ve siyasi düzeyde bir araya getirecek Uluslararası Takip Komitesi’nin (IFC) kurulması kararlaştırıldı. BM himayesinde kurulacak komitenin ayda bir kez siyasi düzeyde toplanması öngörülüyor. Berlin Konferansı Sonuç Bildirgesi’ndeki maddelerin uygulanmasını izleyecek bu komite, siyasi düzeydeki ilk toplantısını şubat ayında Berlin’de gerçekleştirecek. Oluşturulacak dört çalışma grubunun ise uzmanlar düzeyinde ayda iki kez toplanması kararlaştırıldı.

Zirveden en önemli beklentiyi Türkiye ve Rusya’nın girişimiyle ortaya koyulan ancak daha sonra birçok kez ihlale uğrayan geçici ateşkesin kalıcı hale getirilmesi oluşturuyordu. Hafter’in kalıcı ateşkesi kabul etmesi yönündeki beklenti, Berlin’de de karşılanamadı.

Berlin Konferansı Sonuç Bildirgesi’nde ateşkes konusundaki en kritik maddeyi BM himayesinde 5+5 formatında kurulacak ortak askeri komitenin üzerinde anlaşılması oluşturuyor. Libyalı tarafların, ortak askeri komiteye temsilci göndermeyi kabul etmeleri olumlu bir sonuç olarak değerlendiriliyor. Cenevre’de toplanacak askeri komite, Libya’da kalıcı ateşkesin sağlanması konusunda belirleyici önemde görülüyor. Hafter güçlerinin, Berlin Konferansı sürerken dahi ateşkes ihlallerine devam etmesi ise Libya’da kalıcı ateşkesin sağlanması konusunda uluslararası camiayı son derece zorlu bir sürecin beklediğine işaret ediyor.

Yeliz Şahin, İKV Kıdemli Uzmanı