İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
1-15 MART 2020

TÜRKİYE-AB GÜNDEMİ: AB-Türkiye: Yeni Bir Söylem mi?

AB-Türkiye: Yeni Bir Söylem mi?

AP Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor’un kısa süre önce Türkiye’ye yaptığı ziyarette, “AB-Türkiye ilişkilerindeki mevcut güçlüklere rağmen Türkiye bir aday ülkedir ve aday ülke olmayı sürdürecektir” diyerek bu konuyu gündeme getirdi. Sadece haritaya bakmak bile bunu açık şekilde gösteriyor. Türkiye, AB’nin Güney Doğu kanadında yer alan, terörden göç baskısına ve ekonomik belirsizliklere kadar AB’ninkilerle aynı ya da daha zorlu tehditlerle karşı karşıya bulunan jeo-stratejik öneme sahip bir ülke. Yaşanan iniş çıkışlara rağmen AB ile ilişkiler yalnızca dayanıklı değil aynı zamanda her iki taraf için de yararlıdır. Katılım perspektifi siyasi ve ekonomik reformlar için güçlü bir itici güç olmuştur. AB mevzuatı ve AB standartları, Türk mevzuatına yansıtılarak Türk ekonomisinin rekabetçi gücü üzerinde olumlu bir etki yaratmıştır.

AB, Türkiye’nin açık ara en büyük ticaret ortağıdır ve üretim ile tedarik zincirlerinin güçlü entegrasyonuyla Türk ihracatçıları için güvenli ve açık bir pazar olmayı sürdürmektedir. Türkiye, AB’nin en büyük 5’inci ticaret ortağıdır. Türkiye’nin AB’ye ihracatı 2019 yılında 83,2 milyar dolara ulaşmıştır. AB’den ithalat ise 2019’da 69,4 milyar dolar düzeyinde gerçekleşmiştir. 2002-2019 yılları arasında doğrudan yabancı yatırımın (Foreign Direct Investment, FDI) yaklaşık %66,6’sı AB’den gelmiştir. Türkiye’ye en fazla yatırım yapan on ülkeden sekizi AB’dendir.

Evet, gerçekten bazı sorunlarımız var ve katılım süreci durma noktasına geldi; ilişkimizin en güçlü alanında ekonomide bir dizi artan sorunla yüz yüzeyiz: mevcut gümrük birliğinin güncellenmesine ilişkin müzakere yetkisi, siyasi koşullar nedeniyle Konsey tarafından kabul edilmedi. Bununla beraber AB şirketleri artan ticari engellerden duydukları endişeleri sürekli dile getirmektedir.

Ekonomik güçlükler konusunda birlikte çalışmayı sürdürmeliyiz. Mayıs 2019’daki Ekonomik ve Mali Diyalog toplantısının ortak kararlarında, Türkiye için parasal ve mali politikalar ile yapısal reformlara ilişkin Avrupalı ve Türk yetkililer tarafından kabul edilen başlıca tavsiyeler şöyledir; yurtiçi tasarrufların desteklenmesi, mali politikanın daha ihtiyatlı ve şeffaf olmasının sağlanması, para politikasının fiyat istikrarı üzerine odaklanması, ticaret ortamının geliştirilmesi, hukukun üstünlüğünün geliştirilmesi, ticari işletmelere ilişkin düzenleyici ortamın istikrara kavuşturulması, iş piyasasında kayıt dışılığın azaltılması ve okul öncesi eğitimin geliştirilmesi...

Küresel büyümede beklenen düşüşün yanı sıra ticari gerginlikler ve jeopolitik çatışmaların artması riskine karşın Avrupa’da iş piyasaları güçlü kalmış ve işsizlik oranı kriz öncesi seviyelerinin altına inmiştir. AB, nominal değer bakımından -ABD’den sonra- satın alma gücü paritesine göre de –Çin’den sonra- dünyanın ikinci büyük ekonomisidir. AB’nin GSYH’sinin (nominal değer bakımından) 2018’de 18,8 trilyon ABD doları olduğu tahmin edilmektedir ki bu rakam küresel ekonominin yaklaşık olarak %22’sine tekabül etmektedir. AB’ye üye 27 devletin 19’u tarafından kullanılan avro, dünyada ABD dolarından sonra ikinci büyük rezerv dövizi olmanın yanı sıra en çok ticaret yapılan ikinci para birimidir.

Şu an ihtiyacımız olan şey güvenin (yeniden) tesis edilmesidir: kendimize bu ilişkinin neden önemli olduğunu hatırlatarak, buna göre davranmalı ve taahhütlerimize riayet etmeliyiz. AB açısından yargının bağımsızlığı dâhil, hukukun üstünlüğü, ifade ve medya özgürlüğü gibi temel hakların durumu yeniden güçlendirilmelidir. AP Türkiye Raportörü’nün ifadesiyle, “Temmuz 2016 darbe girişiminden kaynaklanan olağanüstü dönem sonrasında, Türkiye normalleşmelidir.” Komşularla tekrar iyi ilişkiler tesis edilmeli ve Doğu Akdeniz’deki anlaşmazlıklarımız çözümlenmelidir. Öte yandan, Türkiye’nin katılım perspektifi koşulları objektif bir değerlendirmeye dayandırılmalıdır.

Türkiye ve AB arasında hâlihazırda yaşanan güven eksikliğinin aşılması için daha çok iletişimde bulunmalı ve birbirimizi dinlemeliyiz. Diyaloğumuzun arttırılması önemlidir; örneğin, yerelde belediyeler, üniversiteler ve diğer aktörler arasındaki işbirliğini güçlendirerek yapılabilir. Ayrıca, hayatın neredeyse her alanında mevcut olan Türkiye-AB işbirliğinin faydalarına da net bir şekilde dikkat çekmeliyiz. Avrupa Birliği’ni Türkiye’nin her köşesinde görebilirsiniz, Edirne’den Van’a, ülke genelinde projeler ve programlar yürütüyoruz. Türk ve Avrupalı sivil toplum aktörleri arasında işbirliği; Erasmus ve Jean Monnet gibi gençlere yönelik değişim programları, yabancı düşmanlığı, İslamofobi ve günümüzdeki diğer olumsuz gelişmelere karşı yürütülen ortak mücadelemiz bakımından büyük önem taşımaktadır.

Pek çok Avrupalı siyasetçi tarafından sıkça ifade edildiği üzere, AB müreffeh, güvenli ve demokratik bir Türkiye görmeyi arzu etmektedir. Buna mukabil Türk siyasetçiler de sürekli olarak AB’ye katılımın Türkiye’nin stratejik hedefi olduğunu dile getirmektedir. Bu husus, düzenli olarak yapılan ve AB üyeliğine büyük bir destek ortaya koyan kamuoyu yoklamalarına da yansımaktadır. Netice itibariyle, bu ilişkide üzerinde birlikte çalışabileceğimiz, geliştirebileceğimiz ve ilerletebileceğimiz daha pek çok unsur bulunmaktadır.

Büyükelçi Christian Berger, AB Türkiye Delegasyonu Başkanı