İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
1-15 MART 2020

TÜRKİYE-AB GÜNDEMİ: Türkiye-AB Mülteci Uzlaşısının Geleceği ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Brüksel Ziyareti

Türkiye-AB Mülteci Uzlaşısının Geleceği ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Brüksel Ziyareti

Esad rejimi güçlerinin saldırılarının yoğunlaşmasıyla Suriye iç savaşının en ağır insanlık dramına sahne olan İdlib’de, Türkiye sınırına yönelik düzensiz göç baskısı da şubat ayı sonunda görülmemiş düzeye çıktı. 27 Şubat’ı 28 Şubat’a bağlayan gece Esad rejimi güçlerinin hava saldırısı sonucu 34 askerimizin şehit düşmesi, İdlib krizinde kırılma noktası teşkil etti. Bu hain saldırıya Esad rejimi unsurlarına karşı Bahar Kalkanı Harekâtı’nı başlatarak cevap veren Türkiye, aynı gece İdlib’de şiddetlenen saldırılar karşısında artan düzensiz göç baskısına daha fazla dayanamayacağını açıkladı ve olası bir göç dalgasının deniz veya kara yoluyla Avrupa’ya geçişini engellememe kararı aldı.

Bu kararın ardından on binlerce göçmen Yunanistan’a geçiş yapmak üzere Pazarkule Sınır Kapısı’na yöneldi. Yunanistan’ın uluslararası hukuku hiçe sayarak, göçmenlere göz yaşartıcı gaz püskürterek ve ateş açarak müdahalede bulunması, insan hakları kuruluşlarını harekete geçirdi. Yeni AB liderliği tarafından 3 Mart 2020 tarihinde Yunanistan’a gerçekleştirilen ziyarette -aşırı sağ söylemle benzer çizgide- Yunanistan’ın  “AB’nin kalkanı” olarak nitelendirilmesi, AB’nin konuya sadece sınır güvenliği perspektifinden bir güvenlik tehdidi olarak yaklaştığı algısını yaratmakla kalmayıp AB temel değerlerinin Yunanistan’da askıya alındığı yorumlarını beraberinde getirdi. Bunun yanında AB Dışişleri Bakanlarının 5-6 Mart’ta gerçekleştirdikleri gayriresmî toplantıda, Yunanistan’a koşulsuz destek verirken Türkiye’yi mülteci meselesini araçsallaştırmakla itham etmeleri, Ankara’da rahatsızlık yarattı.

AB’nin, Türkiye’nin yük paylaşımı konusunda bir süredir dile getirdiği şikâyetler ile İdlib’de giderek kötüleşen durum ve Suriye krizi bağlamındaki çağrıları karşısındaki eylemsizliğinin doğrudan sonucu niteliğindeki bu kararla birlikte, mart ayı Türkiye-AB ilişkilerinde baş döndürücü hızda bir diplomasi trafiğiyle başladı. Bundan beş yıl önce bir milyon mültecinin AB kapılarına dayandığı günlerdekini anımsatan yoğunluktaki diplomatik temaslar kapsamında; AB Konseyi Başkanı Charles Michel, Bulgaristan Başbakanı Boyko Borisov, Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Dominic Raab, AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell ile Avrupa Komisyonunun Kriz Yönetiminden Sorumlu Üyesi Janez Lenarcic; göç yönetimini ve İdlib’deki durumu görüşmek üzere Türkiye’yi ziyaret eden Avrupalı yetkililer arasında yer aldı. Almanya Şansölyesi Angela Merkel, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve AB Konseyi Dönem Başkanı Hırvatistan’ın Başbakanı Andrej Plenkovic ise Cumhurbaşkanı Erdoğan ile telefon diplomasisi yürüten isimler oldu.

9 Mart 2020 tarihinde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Brüksel’e bir çalışma ziyareti gerçekleştirerek NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ile görüştü ardından AB Konseyi Başkanı Charles Michel ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile bir mini zirve gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeni AB liderliğiyle gerçekleştirdiği bu mini zirve, yalnızca Türkiye-AB mülteci işbirliğinin geleceği için değil, daha geniş perspektifte Türkiye-AB ilişkilerinin gidişatının ele alınması açısından da son derece önemli bir buluşma olarak görülüyordu. Mini zirvenin detaylarına geçmeden önce Türkiye-AB mülteci işbirliğini ve Türkiye’nin çekincelerini hatırlamakta yarar var.

Mülteci Uzlaşısının Sorunlu Uygulama Karnesi

Dünyada en kalabalık mülteci nüfusunu barındıran Türkiye, resmi kayıtlara göre 3,7 milyonu Suriyeli olmak üzere 4,1 milyon mülteciye ev sahipliği yapıyor. Suriye iç savaşının derinleşmesine paralel olarak patlak veren mülteci krizi, göç yönetimi ve mülteci işbirliği konularının Türkiye-AB ilişkilerinde üst sıralara taşınmasında etkili olmuştu. AB’nin 2015 yazında İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en vahim göç akınıyla karşı karşıya kalması, üye ülkeler arasında dayanışma ve işbirliği gibi değerlerin limitlerini ortaya koyarken, AB de konuyu dışsallaştırma ve Türkiye başta olmak üzere üçüncü ülkelerle işbirliği yaparak ele alma arayışlarını hızlandırmıştı. 18 Mart 2016 tarihli Türkiye-AB Ortak Bildirisi ile tesis edilen mülteci işbirliğiyle AB, özetle mültecilerin Avrupa’ya geçişlerine izin verilmemesi ve Türkiye’de kalmaları karşılığında Türkiye’ye; 3+3 milyar avro mali desteğin yanında, müzakere sürecinin canlandırılması, vize serbestliği sürecinin hızlandırılması ve Gümrük Birliği’nin güncellenmesi gibi Türkiye-AB ilişkilerinin diğer boyutlarında da ilerleme sözü vermişti.

Türkiye ile AB arasında varılan mülteci uzlaşısıyla, Ege Denizi üzerinden düzensiz göçün azaltılmasında büyük başarı kaydedilmesine karşın, mülteci uzlaşısının uygulama karnesinde önemli sıkıntılar ortaya çıktı ve Türkiye’nin adil yük paylaşımı konusundaki çağrıları cevapsız kaldı. AB’nin, uzlaşıyı Türkiye açısından cazip kılan taahhütleri ise büyük ölçüde yerine getirilemedi. Mülteci uzlaşısı imzalandığı dönemde, AB’nin mülteci krizinin temelindeki sorunları ele almak ve uzun vadeli politikalar geliştirmek yerine mülteci krizini dışsallaştırma ve Türkiye başta olmak üzere üçüncü ülkelere havale etme yolunu seçmesi eleştirilmişti. Bunun yanında AB’nin yaklaşımı, Türkiye-AB ilişkilerini kural ve değerlere dayalı normatif zeminden alışveriş ilişkisine dayalı çıkar temelli bir zemine çektiği endişesiyle de eleştirilere hedef olmuştu.

Ankara’nın uzlaşıya ilişkin temel şikâyetlerinden biri, AB’nin Türkiye’de geçici koruma statüsü altında bulunan Suriyelilere yönelik projeler için sağlamayı taahhüt ettiği 3+3 milyar avro tutarındaki mali desteğin aktarımında yaşanan sıkıntılar oluşturuyor. Şubat 2020 itibarıyla, AB’nin Türkiye'deki Mülteciler için Mali Yardım Programı (FRiT) kapsamında Suriyelilere yönelik projelere iki eşit dilim halinde 2019 sonuna kadar ödenmesini taahhüt ettiği 6 milyar avroluk desteğin 4,7 milyar avroluk bölümü sözleşmeye bağlanmış; yalnızca 3,2 milyar avroluk kısmı ise ödenmiş durumda. Suriyelilere yönelik 40 milyar avro tutarında harcama yaptığını dile getiren Ankara, STK’lar üzerinden kullandırılan söz konusu desteğin aktarımında gecikme ve aksaklıklar yaşandığına dikkat çekiyor. Öte yandan, AB’nin 2021-2027 dönemini kapsayan uzun dönem bütçesinde bu kapsamda yeni kaynak ayrılmaması ise son derece düşündürücü. Bunun ötesinde, AB’nin Türkiye’deki kamplardan 72 bin Suriyelinin üye ülkelere yerleştirilmesi taahhüdünün de oldukça gerisinde kaldığı ve Şubat 2020 itibarıyla yeniden yerleştirilen Suriyelilerin sayısının 25 bin 940 olduğu görülüyor.

Bunlara ek olarak, dördüncü yılında, uzlaşının diğer boyutlarını oluşturan katılım müzakerelerinin yeni fasılların açılması suretiyle canlandırılması, gümrük birliğinin güncellenmesi ve Türk vatandaşlarına vize serbestliği sağlanması yönünde verilen taahhütler de pratikte karşılık bulabilmiş değil. Gelinen noktada, bu alanlarda ilerlemeden söz edilemeyeceği gibi ilişkileri daha da karmaşık hale getiren yeni sorun ve engellemeler ortaya çıkmış durumda. Kopenhag  siyasi kriterleriyle bağlantılı olarak AB’den yükselen eleştiriler, Haziran 2016’dan bu yana müzakerelerin fiilen durmuş olması, gümrük birliğinin güncellenmesi sürecine siyasi koşulluluk getirme girişimleri ve vize serbestliği konusunda Türkiye’nin belirlenen kriterlerden büyük bölümünü (72 kriterden 66’sını) karşılamasına rağmen süren belirsizliğe, son olarak Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de yürüttüğü hidrokarbon arama ve sondaj faaliyetleriyle bağlantılı AB yaptırımlarının yarattığı gerginlik eklenmiş durumda.

Mülteci Uzlaşısını Gözden Geçirme Kararı

Bu arka plan karşısında, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile AB Konseyi Başkanı Michel ve Avrupa Komisyonu Başkanı von der Leyen arasında gerçekleşen mini zirvenin somut çıktısı; mülteci uzlaşısının aksayan boyutlarının ele alınması için ortak çalışma yürütülmesi konusunda anlaşılması oldu. Bu kapsamda, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, mülteci uzlaşısının uygulanmasına netlik kazandırılması ve yorum farklılıklarının giderilmesi amacıyla birlikte çalışmakla görevlendirildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Avrupalı muhataplarıyla görüşmesinin ardından basın toplantısına katılmadan ayrılması dikkat çekti. AB Konseyi Başkanı Michel, basın toplantısında, amaçlarının tarafların mülteci uzlaşısını aynı şekilde yorumlamalarını sağlamak olduğunu belirtirken Avrupa Komisyonu Başkanı von der Leyen ise Türkiye ile AB arasındaki görüş ayrılıklarına rağmen mülteci uzlaşısının geçerliliğini koruduğu ve samimi ve yapıcı diyalog ortamının uygulamadaki eksikliklerin giderilmesi yönünde iyi bir başlangıç teşkil ettiği mesajlarını verdi.

Brüksel’e gerçekleştirdiği çalışma ziyaretinin dönüşünde yaptığı açıklamada, Türkiye-AB ilişkilerini geniş perspektiften ele aldıklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, Avrupalı muhatapları ile gerçekleştirdiği görüşmede, mülteci uzlaşısının gözden geçirilerek uygulanmasının hızlandırılması yönünde ortak bir anlayışın oluştuğunu duyurdu. Bu kapsamda, gümrük birliğinin güncellenmesi, vize serbestliğinin sağlanması, müzakere sürecinin yeni fasılların açılması suretiyle canlandırılması, 6 milyar avroluk mali desteğin aktarımının hızlandırılması ve ek kaynak sağlanması Türkiye’nin temel beklentilerini oluşturuyor. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ile Yüksek Temsilci Borrell’in 26 Mart 2020 tarihinde gerçekleşecek AB Liderler Zirvesi öncesinde bu doğrultuda somut bir yol haritası hazırlamak üzere çalışmalarını yoğunlaştırmaları öngörülüyor.

Türkiye’nin mülteci uzlaşısının işleyişine ilişkin çekincelerinin ve Türkiye-AB ilişkilerinin diğer boyutlarındaki açık konuların ele alınması için önemli bir fırsat olarak görülen mini zirvenin ardından, AB’nin mülteci krizinin yalnızca Türkiye’nin tek taraflı çabalarıyla ele alınmasının mümkün olmayacağını kavraması gerekiyor. Bu kapsamda AB’nin üzerine düşeni yapması ve Türkiye ile ilişkileri rayına oturtmak üzere gerekli siyasi cesareti göstermesi son derece önemli. Bu konu, AB’nin daha etkili bir küresel aktör haline gelmesini çalışma önceliklerinin merkezine yerleştirerek “Jeopolitik bir Komisyon” vurgusunda bulunarak göreve gelen ve görevinde 100’üncü gününü dolduran Ursula von der Leyen başkanlığındaki yeni Avrupa Komisyonu için de en önemli testlerden birini oluşturuyor.

Yeliz Şahin, İKV Kıdemli Uzmanı