İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
1-15 MAYIS 2020

AB GÜNDEMİ: Alman Anayasa Mahkemesinden Kritik Avrupa Merkez Bankası Kararı

Alman Anayasa Mahkemesinden Kritik Avrupa Merkez Bankası Kararı

COVID-19 krizinin yaralarını sarmaya çalışan ve normalleşme adımları atan AB ekonomisinin lokomotif ülkesi Almanya'da, Federal Anayasa Mahkemesi tahvil alımı konusunda Avrupa Merkez Bankasına (AMB) itiraz ederek, yetki aşımı olduğu yönünde karar verdi. Alman Anayasa Mahkemesinin bu kararının AB’de koronavirüs salgını nedeniyle alınan önlemler kapsamında AMB’nin 750 milyar avroluk tahvil alımı yapacağını açıklamasının hemen ardından gelmesi hem Almanya'da hem de AB'de tartışmaları derinleştirdi.

Alman Anayasa Mahkemesinin, AMB'ye İtiraz Etmesinin Nedenleri

Alman Anayasa Mahkemesi, ülkedeki bir grup iş insanı ve akademisyenin açtığı dava neticesinde, 5 Mayıs 2020 tarihinde aldığı karar ile AMB'nin Avro Alanı'nı istikrara kavuşturmak ve durumu kötü olan ekonomileri canlandırmak amacıyla uyguladığı toplu tahvil alımı programının Alman Anayasası'nı kısmen ihlal ettiğine hükmetti ve AMB'ye söz konusu programın gerekçelerini açıklaması için üç ay süre tanıdı. 3 aylık süre içinde AMB tahvil alımlarının uyguladığı para politikası hedefleri ile uyumlu olduğunu ispatlayamazsa, Alman Merkez Bankasının bu alımları durdurması gerekecek. Mahkeme kararı, Mart 2015 ile Aralık 2018  arasında Avrupa Merkez Bankası tarafından alınan yaklaşık 2,6 trilyon avro  tutarındaki üye ülke tahvillerini kapsıyor. Bilindiği üzere bu tahvil alımları  AMB’nin  2015 yılında başlattığı, Avro Alanı hükümetleri ve Avrupa kurumları tarafından desteklenen ve amacı Avro Alanı’nı ekonomik krizlerden kurtarmak olan PSPP kapsamında gerçekleşiyordu. Fakat alınan bu karar AMB'nin salgın krizi nedeniyle zor durumda olan ekonomiyi canlandırmak için hazırlanan 750 milyar avroluk yardım paketini kapsamıyor.

Alman Anayasa Mahkemesi kararında AMB tarafından herhangi bir ülkenin doğrudan finanse edildiğine dair bir bulguya rastlanmadığı, ancak Alman hükümeti ve kanun yapıcılarının AMB’nin tahvil alım programındaki hedefleri ve mekanizmaları tetkik etmediğini ve bu alımlar yapılırken orantılılık ilkesinin gözetildiğinin ispatlanması gerektiği belirtildi. Aslına AMB tarafından yürütülen bu tahvil alım programının baştan beri Almanya’da tartışmalı olduğu biliniyor. Nitekim 11 Aralık 2018 tarihli ABAD kararında AMB tarafından  yürütülen PSPP programının AB hukukuna aykırı olmadığına, programın para politikası kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine, dolayısıyla AB’nin münhasır yetki alanında olduğuna hükmetmişti.

Başkanlığını Fransız hukukçu ve politikacı Christine Legarde'nin yürüttüğü AMB Yönetim Kurulu ise Alman Anayasa Mahkemesi'ne yanıt vermeyi planlamadıklarını açıkladı. Buna gerekçe olarak, böyle bir adımın AMB'nin bağımsızlığını olumsuz etkileyeceğinden ve diğer ulusal mahkemelerden de benzer baskıların olabileceğinden endişe duyulması olarak gösteriliyor. Konuyla ilgili olarak AMB Başkanı Legarde AMB’nin AP’ye hesap veren bağımsız bir kurum olduğunu ve kendilerine verilen yetki çerçevesinde hareket etmeye devam edeceklerini açıkladı. Öte yandan AMB Yönetim Kurulu üyesi ve Alman Merkez Bankası Başkanı Jens Weidmann, AMB’nin Yönetim Kurulu’nun bağımsızlığına halel getirmeksizin Alman Anayasa Mahkemesinin talep ettiği gibi PSPP’nin orantılılık ilkesi çerçevesinde yürütüldüğüne dair kanıtların sunulması gerektiğini belirtti.  

Alman Anayasa Mahkemesi'nin Aldığı Karara Gelen Eleştiriler

Yaşanan bu gelişmeler üzerine  AP Yeşiller-Avrupa Özgür İttifakı  Grubu Üyesi Sven Giegold, Avrupa Komisyonundan Almanya'ya karşı ihlal davası açması için çağrıda  bulundu. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise Giegold'a konuyla ilgili gönderdiği mektupta bu konuyu çok ciddiye aldığını belirtti. Başkan von der Leyen, bu süreçte ihlal davası da dâhil olmak üzere tüm seçeneklerin üzerinde durduklarını, para politikasının Birliğin münhasır yetki alanında olduğunu AB hukukunun ulusal hukuka göre öncelikli ve ABAD kararlarının tüm ulusal mahkemeler için bağlayıcı olduğunu ifade etti. Von der Leyen son olarak AB hukukunda son sözün her zaman Lüksemburg'daki ABAD'ın tarafından söylendiğinin altını çizdi.

Konuyla ilgili bir başka açıklama da AP Başkan Yardımcısı Katarina Barley’den geldi. BarleyAlman Anayasa Mahkemesinin kararının parasal birliğin istikrarını  olumsuz yönde etkileyeceğini ve diğer üyeülkelerin anayasa mahkemelerine yanlış sinyal gönderdiğini belirtiti.

Almanya Başbakanı Merkel ise AB'yi ve AMB'yi kastederek tüm tarafların mantık çerçevesi içinde hareket etmesi gerektiğini ve Almanya'nın AMB'nin bağımsızlığını tanıdığını söyledi.  Alman Hükümet Sözcüsü Steffen Seibert ise ABAD'ın AB'nin Kurucu Antlaşmaları'nın koruyucusu olduğunu, Alman Anayasa Mahkemesinin bunu sorgulamadığını ve sadece AMB'yi tahvil alımlarını dikkatli bir şekilde incelemesi ve gerekçelendirmesi konusunda uyardığının altını çizdi.

Alman Anayasa Mahkemesinin kararını açıklamasının ardından kendisi de aslen Alman vatandaşı olan Komsiyon Başkanı von der Leyen’in nasıl bir tepki vereceği merak konusuydu. “AB hukukuna ilişkin son kararlar Lüksemburg’da alınır, başka bir yerde değil” diyerek tepkisini net biçimde ortaya koyan von der Leyen’in AB karşıtlığı ile bilinen Almanya için Alternatif Partisi (AfD)  tarafından eleştirilmesi şaşırtıcı olmadı.Partinin basın sözcüsü Jörg Meuthen von der Leyen'ın Almanya Anayasa Mahkemesine saygı duymadığını belirterek kendi ülkesine karşı dava açma ihtimalini düşünmesini eleştirdi.İtalya Başbakanı Giuseppe Conte ise hiçbir üye ülkenin anayasa mahkemesinin AMB'nin kararlarına karışamayacağını belirtti.

Von der Leyen’in aba altından sopa göstererek ima ettiği ihlal prosedüründe ilk olarak Komisyon, AB hukukunu ihlal ettiği iddia edilen ülkeden daha fazla bilgi talep ediyor. AB hukukuna aykırı hareket edildiğinin belirlenmesi halinde, yetkili hükümetten ihlale neden olan kararı durdurması isteniyor. Genelde çoğu anlaşmazlık bu aşamada çözülüyor. Fakat uyarılan hükümet bu konuda isteksiz davrandığı takdirde, Komisyon ABAD'ı devreye sokuyor. ABAD kararına uyulmaması halinde  para cezasına kadar varan çeşitli yaptırımlar uygulanıyor.

Alman Anayasa Mahkemesi'nin görüşüne göre, hem AMB hem de ABAD kendi yetkilerini aşan kararlar aldılar.  ''Yetki aşımı''  Alman Anayasa Mahkemesince sık tartışılan bir konu. Mahkeme,  AB'nin bir devlet olmadığı, organlarının Üye Devletler'in kendilerine devrettiği yetkilere uyması gerektiği ve Birliğin demokratik temelinin de bu olduğu görüşünde.

Almanya’ya ihlal prosedürü uygulandığında, hükümetin "yetki aşımı" kavramını ortadan kaldırması, AB kurumlarının ve AB hukukunun koşulsuz önceliğini kabul etmesi gerekiyor Almanya için bir sistem değişikliği anlamına gelen bu durumancak Anayasa Mahkemesinin önceki içtihatlarına göre   demokrasi ilkesinin ihlali olarak  görülüyor. Almanya’da anayasa değişikliği için referanduma gidilmesi de şimdilik oldukça düşük bir ihtimal.

Alman Anayasa Mahkemesi Başkanı Andreas Voßkuhle kararın istisnai bir durum olduğunu özellikle vurgulasa da, alınan bu karar Birliğin para politikasının ve AB hukukunun yeniden sorgulanmasına sebep olacağı ortada. Bunun yanında diğer Üye Devletlerin anayasa mahkemelerinin de ileride bu kararı örnek almalarına ve bu tarz itirazlara başvurabilmelerinin önünü açmasından endişe duyuluyor. AMB tarafından PSPP’nin orantılılık ilkesi çerçevesinde uygulandığı ve kurumun temel amaçlarına uygun hareket edildiğinin ispatına ilişkin gerekli veriler sunulsa bile bundan sonraki süreçte Alman Merkez Bankasının tahvil alımlarının nasıl seyredeceği, AMB sisteminin bir parçası olarak bağımsız hareket etmeyi ne şekilde sürdüreceği soruları havada uçuşuyor. Yaşanan COVID-19 salgını neticesinde Avro Alanı’nın bu yıl %7’nin üzerinde daralacağını Alman Anayasa Mahkemesi kararından bir gün sonra açıklayan Avrupa Komisyonunun Bahar Dönemi Ekonomik Tahmin Raporu AB üyesi ülkeler arasındaki birbirine olan bağımlılığın ekonomik toparlanma için de önem taşıdığına dikkat çekiliyor. Kısacası küresel ekonomide durgunluk ve daralma rüzgârlarının estiği bu ortamda gelen Alman Anayasa Mahkemesi kararı piyasada endişeleri derinleştirip, avronun dolar karşısında değer kaybetmesine neden oldu.

Bazı yorumlarda ortaya koyulduğu gibi AB’nin münhasır yetki alanlarının ve AB hukukunun üstünlüğünün tartışmaya açılması ise kuşkusuz para politikasının yönetiminden çok daha büyük ve derin yaralar açma potansiyeli taşıyor.

Zafer Can Dartan, İKV Uzman Yardımcısı