İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
16-31 MAYIS 2020

TÜRKİYE-AB GÜNDEMİ: Koronavirüs Krizi Odaklı AB-Türkiye ve Batı Balkanlar Ekonomik Politika Diyaloğu Toplantısı

Koronavirüs Krizi Odaklı AB-Türkiye ve Batı Balkanlar Ekonomik Politika Diyaloğu Toplantısı

AB Maliye Bakanları, Avrupa Komisyonu ve Avrupa Merkez Bankası (AMB) temsilcileri ile Türkiye ve Batı Balkan ülkelerinin – Arnavutluk, Bosna-Hersek, Karadağ, Kosova, Kuzey Makedonya ve Sırbistan – temsilcileri, 19 Mayıs 2020 tarihinde video konferans yöntemiyle düzenlenen AB-Türkiye, Batı Balkanlar Ekonomik ve Mali Politika Diyaloğu Toplantısı'nda bir araya geldi. Avro Alanı borç krizinin patlak vermesinin ardından AB'de ekonomi yönetişiminin güçlendirilmesi yolunda atılan adımların hız kazanmasına paralel olarak, ekonomi yönetişimi genişleme sürecinin de önemli bir sütunu haline gelmiş durumda. Bu konuya verilen önem, genişleme politikasında geçerli olan "önce temel konuların ele alınması" ('fundamentals first') yaklaşımı, Batı Balkan ülkeleri için 2018 yılında sunulan strateji belgesi ve son olarak da Avrupa Komisyonunun, ilk kez Arnavutluk ile Kuzey Makedonya'nın müzakere sürecinde kullanılmak üzere açıkladığı yeni genişleme metodolojisi ile de teyit ediliyor.

Avrupa Komisyonu ve AMB bu kapsamda, gerek aday ve potansiyel aday ülkelerin ekonomik kriterleri karşılamalarına yardımcı olmak gerekse AB'de bu alanda atılan adımlara adapte olmalarını kolaylaştırmak üzere, üye ülkeler için uygulanan Avrupa Sömestri'ne paralel olarak 2015'ten bu yana aday ve potansiyel ülkelerin orta vadeli makroekonomik projeksiyonlarını, üç yıl süreli bütçe planlarını ve yapısal reform ajandalarını kapsayan ekonomik reform programlarını değerlendirerek görüş bildiriyor. Türkiye ve Batı Balkan ülkelerinin temsilcileri, bu çerçevede Üye Devletler ile AMB ve Avrupa Komisyonundan yetkililerle her yıl düzenli olarak ekonomik politika diyaloğu toplantılarında bir araya gelerek, her ülkenin reform öncelikleri temelinde spesifik politika önerilerinin yanında ortak kararlar kabul ediyor.

Koronavirüs krizi, bu yıl AB ile Türkiye ve altı Batı Balkan ülkesi ekonomik politika diyaloğunun öncelikli gündem maddesini oluşturdu. Ekonomik politika diyaloğu toplantısında kabul edilen ortak kararlarda, koronavirüs salgınının yol açtığı sosyoekonomik etkilerin ele alınmasında AB, Türkiye ve Batı Balkan ülkeleri arasındaki güçlü dayanışma teyit edildi. Salgının yayılmasının önlenmesi için Batı Balkan ülkeleri ile Türkiye tarafından alınan önlemler memnuniyetle karşılanırken, geçici acil önlemlerin kabul edilmesinde; şeffaflık, hukukun üstünlüğü, demokrasi ve temel haklar ilkelerine saygı vurgusu yapıldı.

Koronavirüs salgınıyla oluşan yeni koşullar nedeniyle bu yılki politika önerilerinin salgının mali, ekonomik ve sosyal etkilerinin azaltılmasına odaklanan acil tedbirlere ve kısa vadeden orta vadeye geçişte toparlanmayı hızlandırmayı amaçlayan yapısal önlemlere odaklanması kararlaştırıldı. Koronavirüs salgıyla birlikte önem kazanan "dayanıklılık" kavramı; AB, Türkiye ve Batı Balkan ülkeleri tarafından kabul edilen ortak ekonomi politikası diyaloğu kararlarına da yansırken, ekonomilerin ve toplumların dayanıklılığının güçlendirilmesi için alınacak önlemlerin AB'nin dijital dönüşüm, çevre dostu yeşil ekonomiye geçiş ve toplumsal cinsiyet eşitliği hedefleriyle uyumlu olması gerektiğinin altı çizildi.

Türkiye ile Batı Balkan ülkelerinin koronavirüs salgınının doğurduğu olumsuz ekonomik sonuçlar karşısında otomatik istikrar sağlayıcı maliye politikası araçlarına başvurmaları desteklenirken, kısa vadede büyüme ve istihdam üzerindeki olumsuz etkilerin azaltılması için ek ihtiyari önlemlerin alınmasının uygun olacağı belirtildi. Krizin kısa vadeli etkilerinin aşıldığı orta vadeli toparlanma döneminde ekonomik politika diyaloğunun politika koordinasyonunda  önemli rol oynaması gerektiği vurgulandı.

Koronavirüüsn Batı Balkan Ekonomilerine Etkisi

Ortak karar metninde, Avrupa Komisyonu ile AMB'nin Türkiye ve Batı Balkan ülkelerinin sunduğu ekonomik reform programlarına ilişkin değerlendirmeleriyle birlikte önümüzdeki 12 aylık dönem için politika önerilerine yer verildi. Yapılan değerlendirmede, ekonominin tüm sektörlerinde ve istihdam üzerinde benzeri görülmemiş baskılar oluşturan koronavirüs krizinin, Türkiye ve Batı Balkan ülkelerinin Avrupa Komisyonuna sundukları 2020-2022 dönemi ekonomik reform programlarındaki projeksiyonları büyük ölçüde geçersiz kıldığı görüşü öne çıktı. Koronavirüs salgınının, halihazırda işleyen piyasa ekonomisi olarak nitelendirilmeyen; yapısal sorunlar, yüksek işsizlik oranları, düşük yatırımlar ve siyasi kırılganlıklarla karakterize edilen Batı Balkan ekonomileri üzerindeki etkilerinin yıkıcı olacağı tahmin ediliyor. Dünya Bankası, bölgede %3 ile %5,6 arasında ekonomik daralma yaşanacağı öngörüsünde bulunuyor. Özellikle Karadağ, Arnavutluk ve Bosna-Hersek'in ekonomilerinde önemli yer tutan turizm sektörü; Kuzey Makedonya ile Sırbistan için ise ihracata dayalı imalat sanayi koronavirüs salgınının etkisinin sert şekilde hissedileceği sektörler.

Yapılan değerlendirmeye göre, 2019 yılında %3,6 büyüyen Karadağ ekonomisi, koronavirüs salgınının etkisini özellikle ülkenin en önemli döviz, büyüme ve mali gelir kaynağı olan turizm sektörüne olan bağımlılığı nedeniyle bu yıl sert şekilde hissedecek. Sırbistan'da 2019 yılında %4,2 büyüme ve azalan kamu borçluluk oranı olumlu gelişmeler olarak kayda geçse de, büyüme ivmesi koronavirüs salgını nedeniyle kesintiye uğramış durumda. Sırbistan ekonomisinin ticari dışa açıklığı ve doğrudan yabancı yatırıma olan bağımlılığı koronavirüs salgınının etkileri karşısında kırılganlığını artıran faktörleri oluşturuyor.

Katılım müzakerelerine başlamak için nihayet mart ayında AB Konseyi'nin onayını alan Kuzey Makedonya'da ise 2019 yılında mali genişleme politikaları ve artan iç talep kaynaklı büyümeye rağmen en önemli ticaret ortağı olan AB'deki gelişmelere paralel olarak, özellikle oto yan sanayiinde ihracata olan bağımlılık nedeniyle ulaştırma, turizm ve ticaretin koronavirüs krizinden sert şekilde etkilenmesi bekleniyor. Önümüzdeki dönemde AB ile katılım müzakerelerine başlamaya hazırlanan bir diğer ülke olan Arnavutluk'ta, Kasım 2019'da gerçekleşen depremin de etkisiyle yavaşlayan ekonomik büyümenin 2020-2022 döneminde hız kazanacağı beklentisi, koronavirüs salgını ile geçersiz hale geldi. Özellikle salgından en fazla etkilenen ülkelerden biri olan İtalya ile sahip olduğu güçlü ekonomik ilişkiler ve turizm sektörünün ekonomideki öncü konumu, Arnavutluk'u salgının etkilerine karşı kırılgan hale getiriyor. Sağlık sektörünün sınırlı kapasitesi de krizin etkilerini artıran faktörler arasında.

Potansiyel aday ülkelerden Bosna-Hersek'te 2019 yılında ekonomik faaliyette yaşanan yavaşlama, koronavirüs salgınının özellikle ulaştırma, turizm ve yurtdışı işçi gelirleri üzerindeki etkisiyle daha da kötüleşmiş durumda. Bir diğer potansiyel aday ülke olan Kosova'da ise 2019 yılında, tüketim ve özel yatırımların desteklediği nispeten güçlü büyümeye rağmen yapısal sorunlar varlığını koruyor. 2020-2022 döneminde büyümenin güçlenmesi beklentisi, koronavirüs salgını nedeniyle geçersiz hale gelirken, diasporaya yönelik hizmet ihracatında, yabancı yatırımlarda ve yurtdışı işçi gelirlerindeki düşüş koronavirüs krizine karşı Kosova'yı savunmasız kılan başlıca faktörler arasında yer alıyor.

Türkiye için COVID-19 Önlemleri Değerlendirmesi ve Politika Önerileri

Türkiye ekonomisi ile ilgili olarak, 2018 yılında Türk lirasında yaşanan hızlı değer kaybının yol açtığı daralmanın elverişli dış finansman koşulları ve güçlü teşvik araçları sayesinde beklenenden daha kısa sürede atlatıldığı kaydedilirken yakalanan büyüme ivmesinin, diğer ülkeler için olduğu gibi, küresel ekonomik faaliyeti baskılayan ve Ekonomik Reform Programı'ndaki makroekonomik ve mali senaryoları geçersiz kılan koronavirüs salgını nedeniyle kesintiye uğradığı tespiti yapılıyor. Yapılan değerlendirmeye göre, Türkiye ekonomisi; önde gelen diğer gelişmekte olan ekonomiler gibi küresel değer zincirleriyle ileri derecede bütünleşmiş olması ve krizden en fazla etkilenen sektörler arasında yer alan turizm ile ulaştırmaya bağımlılığı nedeniyle küresel yavaşlamadan etkilenmiş durumda.

Türkiye'nin salgının ekonomi ve istihdam üzerindeki etkilerini sınırlandırmak üzere zamanında ve hedef odaklı önlemler aldığı belirtilerek, mali önlemlerin savunmasız gruplara doğrudan transferlerin ve aktif istihdam piyasası politikalarının artırılmasını kapsayacak şekilde genişletilebileceği ifade ediliyor. Kriz sonrasına yönelik bir mali strateji geliştirilmesi ve geçici şokun atlatılmasıyla ekonomik istikrarın sağlanmasının ardından mali politikaların, geçici önlemlerin azaltılması ve yapısal dengenin iyileştirilmesi doğrultusunda şekillendirilmesi tavsiyeler arasında. Mali şeffaflığın ve yönetişimin iyileştirilmesinin önemli bir adım olacağı kaydediliyor.

Finansal istikrar kapsamında, ekonomik faaliyetteki zayıflamanın, yaşanan düşüşe rağmen halen yüksek seyreden enflasyon ve Türk lirasındaki değer kaybıyla birlikte, şirketlerin ve kısıtlı da olsa hane halklarının borç ödeme gücü üzerinde baskı oluşturduğu, bu durumun da bankacılık sektöründeki varlık kalitesini olumsuz etkilediği belirtiliyor. Genel anlamda, takipteki kredi oranlarının nispeten düşük seyretmekle birlikte diğer çoğu ülkede olduğu gibi salgının etkisiyle artış eğilimine geçebileceği uyarısında bulunuluyor. Bu bağlamda, hükümetin finansal yeniden yapılandırma mevzuatında iyileştirmelerle ilgili daha önce kabul ettiği önlemler olumlu karşılanırken bunların kapsamının genişletilebileceği ifade ediliyor. Türk bankacılık sektörünün sağlamlığı ve sermayelendirmenin uluslararası kabul gören minimum standartların çok ilerisinde oluşu, vurgulanan noktalar arasında yer alıyor. Kamu bankaları başta olmak üzere banka kârlılık oranlarında düşüş yaşandığına değinilirken, kurumsal döviz kredilerinden ve yabancı para cinsinden dış borç oranının yüksek olmasından kaynaklanan dolaylı kredi riskinin alınan makro ihtiyati önlemler ve döviz riskleri konusunda oluşan farkındalık nedeniyle 2019 yılında yavaşlamasına karşın, yabancı para cinsinden borçlanmanın seviyesi göz önünde bulundurulduğunda halen önemli bir kırılganlık oluşturduğuna dikkat çekiliyor.

Salgının yapısal reform ihtiyacını artırdığına dikkat çekilirken, eşgüdümlü ve etkili şekilde hayata geçirilecek yapısal reformların salgının etkisinin azaltılması ve kriz sonrası ekonomik toparlanmanın hızlanmasına katkıda bulunacağının altı çiziliyor. Kriz sonrası dönemde izlenecek politikaların önemi vurgulanırken yolsuzlukla mücadele, hukukun üstünlüğü, şeffaflık, kurumlar ve sosyal diyaloğun güçlendirilmesi alanındaki adımların toparlanmaya katkı sağlayacağı kaydediliyor.

Salgının istihdam üzerindeki etkisinin azaltılması için hane halkları ve şirketlere yönelik mali transferlerin şeffaf şekilde artırılması; orta vadede kamu maliyesinin sürdürebilirliğinin sağlanması için geçici önlemlere başvurulmasını azaltan bir çıkış stratejisi hazırlanması ve büyümeyi artırmaya yönelik sermaye harcamalarının bütçe planlarında öne çıkarılması tavsiye ediliyor.

Enflasyonun sınırlandırılmasına yönelik parasal politika önerilerinin yanında, iş ortamının iyileştirilmesi amacıyla hukukun üstünlüğü ve düzenleyici ortamın güçlendirilmesi, yeni yasalar konusunda iş örgütleri ve sosyal paydaşlarla istişare mekanizmalarının iyileştirilmesi üzerinde durulurken salgının etkisinin azaltılmasında devlet yardımı ve KOBİ destek programlarının şeffaf şekilde toparlanma potansiyeli yüksek sektörlere yönlendirilmesi ve iflasın önlenmesi için ek önlemler uygulanması, Türkiye'ye yönelik tavsiyeler arasında yer alıyor.

Sosyal koruma kapsamının kayıt dışı sektördekilere de genişletilerek, kayıtlı ekonomiye geçiş için teşviklerin uygulanması ve kayıt dışı ekonominin azaltılmasına yönelik eylem planının geçici koruma statüsüne sahip kişiler ile göçmen işçilerin durumu ve koronavirüs salgının etkisi dikkate alınarak revize edilmesi öneriliyor. İstihdamın korunması için kısa çalışma ödeneği vb. esnek programlar aracılığıyla önlemlerin artırılması, mesleki eğitim ve öğretime ağırlık verilmesi ve özellikle işsiz kalan kişilere ve gençlere yönelik istihdam teşviklerinin uygulanması, işsizlere ve yoksulluk riski altındakilere yeterli gelir desteğinin ve sosyal yardımın sağlanması tavsiyelerinde bulunuluyor.

Yeliz Şahin, İKV Kıdemli Uzmanı