İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
16-30 HAZİRAN 2020

AB GÜNDEMİ: Bütçe ve Koronavirüs Kurtarma Fonu Odaklı AB Zirvesi: Temel Ayrılık ve Uzlaşı Noktaları

Bütçe ve Koronavirüs Kurtarma Fonu Odaklı AB Zirvesi: Temel Ayrılık ve Uzlaşı Noktaları

AB liderleri, 19 Haziran 2020 tarihinde Avrupa Komisyonunun koronavirüs krizinden toparlanmaya yönelik “Yeni Nesil AB” adıyla sunduğu kurtarma fonu ve güncellenen 2021-27 dönemi bütçe teklifini ele almak üzere sanal ortamda bir araya geldi. Çok yıllıAB bütçesinin, koronavirüs krizinden toparlanma çabalarının merkezine yerleştirilmesi kararının alınmasının ardından Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, 2021-27 dönemi revize bütçe teklifi ve 750 milyar avro tutarındaki koronavirüs kurtarma planı teklifinden oluşan 1,85 trilyon avroluk paketi, 27 Mayıs 2020 tarihinde AP’nin ve AB başkentlerinin görüşüne sunmuştu. Komisyonun teklifine göre, 500 milyar avrosu doğrudan hibeler, 250 milyar avrosu krediler yoluyla kullandırılacak olan bu kaynağın, Komisyon tarafından piyasalardan borçlanma yoluyla finanse edilerek 2028-2058 yılları arasında gelecek AB bütçeleri ve AB çapında uygulanacak bir dizi yeni vergi aracılığıyla geri ödenmesi öngörülüyor. Bazı uzmanlar, AB tarihinde ilk kez ortak borçlanmanın kapısını aralayan bu teklifi, 1790 yılında Amerikan eyaletlerinin savaş borçlarını birleştirerek federalleştiren Alexander Hamilton’a atıfla “AB’nin Hamilton anı” olarak ilan ettiler. Fonun tek seferlik olması ve boyutu sebebiyle bu değerlendirme abartılı bulunsa da, Birliğin tabu kabul edilen ortak borçlanma konusundaki girişimi mali uyum yolunda önemli bir adım olarak görülüyor.

Koronavirüs salgınının patlak vermesinden bu yana AB liderlerini beşinci kez sanal ortamda bir araya getiren zirve, revize bütçe teklifi üzerinde ilk kez kolektif şekilde görüş alışverişine bulunulması için bir fırsat olarak görülürken, bu aşamada paket üzerinde anlaşmaya varılması beklenmiyordu. Diğer bir deyişle bu sanal zirveden beklenti oldukça düşük tutuluyordu. Buna karşın zirve, AB liderlerine yeni bütçe teklifini tartışma ve bu konudaki pozisyonlarını ortaya koyma imkanı sunarak, temmuz ayında siyasi uzlaşı arayışıyla fiziksel bir zirvenin toplanması için gerekli bir ara adım olarak görülüyordu. Zirve; bütçenin boyutu, bütçe katkı indirimleri (rebates), farklı politika alanları arası dengeler, kurtarma planında hibe ve kredi dengesi ile fonların aktarım kriterleri gibi konularda AB başkentleri arasındaki fay hatlarını daha da belirgin hale getirdi.

Kurtarma Fonuna “Tutumlu Dörtlü” Engeli

Koronavirüs krizinin AB ekonomisinde yol açtığı benzeri görülmemiş hasarın etkisi hissedilmeye başlarken kurtarma planını da kapsayan revize bütçe teklifi üzerinde acil olarak anlaşmaya varılması gerektiği, Üye Devletler genelinde kabul görüyor. Bu aciliyete rağmen, bazı Üye Devletlerin kurtarma fonuna ilişkin hassasiyetleri, geleneksel olarak zorlu müzakerelere ve sıkı pazarlıklara sahne olan AB bütçe görüşmelerini daha da karmaşık hale getiriyor. AB Konseyinde kurtarma planına en şiddetli muhalefet, “Tutumlu Dörtlü” (Frugal Four) adıyla bilinen Avusturya, Hollanda, İsveç ve Danimarka’dan geliyor. AB bütçesinin gereğinden büyük olduğunu savunan, sıkı bütçe disiplini taraftarı bu ülkeler, kurtarma planındaki kredi-hibe dengesinin gözden geçirilmesini ve geri ödeme süresinin sınırlandırılmasını talep ediyor.

Söz konusu dört ülke, daha Komisyon teklifini açıklamadan ortak pozisyonlarını AB başkentlerine ilettikleri düşünce belgesinde ortaya koymuştu. Bu dört ülkenin, Avrupa bütünleşmesinin sürücü koltuğundaki Almanya ve Fransa’nın AB adına borçlanma yoluyla oluşturulacak ve doğrudan hibeler aracılığıyla kullandırılacak 500 milyar avroluk kurtarma fonu için ortak bir girişimde bulunmalarına cevaben sundukları düşünce belgesinde, “kredi için kredi” ilkesi savunularak, krizden etkilenen ülkelere elverişli koşullarda belirli kriterlere bağlı krediler verilmesi öneriliyordu. Düşünce belgesinde, AB bütçesinin artırılması ve ortak borçlanma kesin suretle reddediliyor; kurtarma fonunun geçici ve tek seferlik olması gerektiği vurgulanıyordu. Avrupa Komisyonunun 500 milyar avrosu Berlin ve Paris’in öngördüğü gibi hibe şeklinde, 250 milyar avrosu ise geri ödemeli krediler yoluyla kullandırılacak kurtarma fonu teklifiyle, iki tarafın tutumu arasında denge kurmayı hedeflediği görülüyor. Ancak bu karma formül, Tutumlu Dörtlü’nün çekincelerinin giderilmesinde yeterli olmamışa benziyor.

Tutumlu Dörtlü’nün sözcülüğünü üstlenerek “kötü polis” olarak öne çıkan Avusturya Şansölyesi Sebastian Kurz’a göre, Komisyon tarafından önerilen kurtarma fonunun belirli bir takvimle sınırlı ve geçici yapısı olumlu olsa da, kredi-hibe dengesinin daha fazla tartışılması gerekiyor. Bu dört ülkenin diğer AB başkentlerinin baskısıyla karşılaşması muhtemel. Bütçe katkı indirimlerinin sürdürülmesinin, Tutumlu Dörtlü’nün desteğinin alınmasında belirleyici rol oynayabileceği düşünülüyor. Avrupa Komisyonu daha önce katkı indirimlerinin sonlandırılmasını önerse de, Avusturya, Hollanda, Danimarka ve İsveç’e yarar sağlayan bu mekanizmanın sürdürülmesi, söz konusu dört ülkenin ikna edilmesinde etkili olabilir.

AB Konseyi Başkanı Charles Michel’e göre, Üye Devletlere Komisyonun uzun dönem bütçesi ve kurtarma fonu teklifine ilişkin görüş ve yorumlarını paylaşma imkânı sunan AB Zirvesi’nin ardından şimdi yeni bir aşamaya; müzakere aşamasına geçilmiş durumda. AB liderlerinin teklif üzerinde siyasi uzlaşıya varmak amacıyla 17-18 Temmuz tarihlerinde bu kez aynı masa etrafında bir araya gelmeleri öngörülüyor. Böylece kapalı kapılar arkasında sıkı pazarlıkların yapılacağı müzakere aşamasında, sanal zirve maratonunda da sona gelindiği görülüyor. AB Konseyi Başkanı Michel, zirveden önce somut rakamlar içeren yeni bir müzakere kutusu oluşturacak. Bilindiği üzere, Michel’in koronavirüs salgını Avrupa’da yayılmaya başlamadan önce, şubat ayında sunduğu bir önceki müzakere kutusu üzerinde anlaşma sağlanamamıştı.

Kurtarma planına ilişkin tartışmalar, Avro Alanı borç krizi sırasında olduğu gibi AB içerisinde kuzey-güney eksenindeki ayrışmayı derinleştirme riski taşıyor. Koronavirüs krizinin etkisini en fazla hisseden İtalya ve İspanya gibi ülkeler, kuzey ülkelerini bencillikle suçluyor. Bunun yanında, kurtarma fonundaki kaynakların çoğunun Güney Avrupa ülkelerine kanalize edileceği endişesinin, geleneksel olarak bütçede uyum fonunun payının korunması konusunda Güney Avrupa ülkeleri ile birlikte hareket eden Doğu Avrupa ülkelerini Kuzey Avrupa ülkelerine yakınlaştırdığı ve aralarında gayri resmi bir ittifakın oluşmasında etkili olduğu görülüyor.

Kurtarma fonu ve AB bütçesi üzerinde bir an önce uzlaşmaya varılması, ekonomik toparlanmanın sağlanması kadar Birliğin bütünlüğünün ve temelindeki dayanışma ilkesinin krizin ilk safhasında olduğu gibi sarsılmaması için de büyük önem taşıyor. Temmuz ayında AB Konseyi Dönem Başkanlığı’nı devralmaya hazırlanan, AB’nin en güçlü ekonomisi ve Fransa ile birlikte bütünleşmenin itici gücü Almanya’nın uzlaşının sağlanmasında kilit rol oynayabileceği düşünülüyor. Bir dönem kemer sıkma politikalarıyla özdeşleşen ve ortak borçlanma fikrine karşıtlığıyla bilinen Berlin’in, Komisyonun AB adına ortak borçlanmaya dayalı teklifine destek vermesi, Almanya’nın tutumundaki radikal değişimin göstergesi niteliğinde. Önümüzdeki yıl görevine veda etmeye hazırlanan Almanya Şansölyesi Merkel’in tutumundaki bu değişimde, bütünlüğünü koruyan bir Birlik miras bırakma idealinin belirleyici olduğu düşünülüyor. Nitekim Merkel, AB’nin tarihindeki en ciddi ekonomik krizle karşı karşıya kaldığı ve alınacak önlemlerin de buna göre tasarlanması gerektiği uyarısında bulunuyor.

“Anlaşmasız Brexit” İhtimali Yine Yeniden...

Koronavirüs kurtarma fonu odaklı zirvede, Birleşik Krallık ile AB arasında Brexit sonrası kurulacak ortaklığa yönelik yürütülen müzakereler de liderlerin gündemindeydi. Müzakerelerdeki durumu değerlendiren AB liderleri, Londra’nın 15 Haziran’da gerçekleşen yüksek düzeyli video konferans toplantısında yıl sonunda sona erecek geçiş dönemi için uzatma talep etmeme yönündeki tutumunu not etti. Geçiş döneminin en fazla iki yıl süreyle uzatılabilmesi için Birleşik Krallık’ın 1 Temmuz’a kadar talepte bulunması gerekiyordu. Londra’nın tercihini uzatma talep etmemekten yana kullanması, AB’nin son ticaret anlaşmalarındaki deneyimi göz önünde bulundurulduğunda yıllar alacağı düşünülen müzakerelerin aylar içerisinde tamamlanarak anlaşma ile sonuçlanması için taraflar üzerinde muazzam bir zaman baskısı oluşturuyor. Onay süreçlerinin geçiş dönemi sona erinceye kadar tamamlanabilmesi için tarafların en geç ekim sonunda anlaşmaya varmaları gerekiyor. Koronavirüs krizinin yarattığı zorluk ve kısıtlamalara rağmen Birleşik Krallık ile AB arasında dört tur müzakere gerçekleştirilse de taraflar arasında; ticaretin adil rekabet ortamında gerçekleşmesi, balıkçılık ve yönetişim dosyalarında çözüme kavuşturulmayı bekleyen önemli görüş ayrılıkları bulunuyor. Hal böyle iken temmuz ayında hızlanması beklenen müzakerelerin iyi senaryoda dar kapsamlı bir ticaret anlaşmasıyla olumsuz senaryoda ise anlaşmasız ayrılıkla sonuçlanma ihtimali güçleniyor.

AB’deki ekonomik durum ve Ukrayna krizi, AB liderlerinin zirvede ele aldığı diğer konu başlıklarını oluşturdu. Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde’dan AB’deki güncel ekonomik duruma ilişkin bilgi alan AB liderleri, Minsk Anlaşmalarının uygulama karnesini değerlendirerek Ukrayna krizi bağlamında Rusya’ya 2014’ten beri uygulanan ekonomik yaptırımların süresinin 31 Temmuz 2020 itibarıyla altı ay daha uzatılmasını karara bağladı.

Hırvatistan’ın Sanal Dönem Başkanlığı’na Veda Ederken…

Bu zirve toplantısı, aynı zamanda 2013 yılında Birliğe üye olan Hırvatistan’ın ilk kez üstlendiği AB Dönem Başkanlığının da son liderler zirvesiydi. Hırvatistan, Dönem Başkanlığı mottosunu “Zorlu bir dünyada güçlü bir Avrupa” olarak belirlediğinde, koronavirüs krizi henüz Avrupa kıtasını vurmamıştı. AB’nin en genç üyesi Hırvatistan, Dönem Başkanlığı’nda kendini bir yandan sınır tanımayan koronavirüs salgını ile mücadele ederken diğer yandan da 22 Mart’ta başkent Zagreb yakınlarında meydana gelen 5,5 şiddetindeki depremin yaraların sarmaya çalışırken buldu. Koronavirüs salgınının yarattığı benzersiz baskı karşısında Dönem Başkanlığı önceliklerini gözden geçirmek ve planlanan tüm üst düzey toplantıları koronavirüs kısıtlamaları nedeniyle video konferans yöntemiyle gerçekleştirerek AB’nin ilk “Sanal Dönem Başkanlığı”nı yürütmek zorunda kalsa da, Zagreb’in benzersiz sınamalarla dolu bu dönemde salgınla değişen koşullara uyum sağlamayı başardığını söylemek mümkün. 

Batı Balkanları yeniden AB’nin yoğun gündeminde üst sıralara taşımayı hedef olarak belirleyen Hırvatistan, bu önceliğini büyük ölçüde gerçekleştirmiş bulunuyor. Hırvatistan bu kapsamda Dönem Başkanlığı’nı, Batı Balkan ülkelerinin AB perspektifi açısından dönüm noktası teşkil eden Zagreb Zirvesi’nin 20’inci yılında yine Zagreb’de toplanacak bir AB-Batı Balkanlar Zirvesi ile taçlandırmayı planlıyordu. Bu zirve öncesinde ise Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un vetosu nedeniyle Ekim 2019’dan bu yana AB’nin bekleme odasında sıkışıp kalan Kuzey Makedonya ve Arnavutluk’a müzakere tarihi verilmesini öncelikli hedef olarak belirleyen Zagreb, bu doğrultuda yoğun diplomasi yürüttü. Üsküp ve Tiran, Avrupa Komisyonunun genişleme politikasında Üye Devletlerin ağırlığını artıran ve sürecin geri işletilmesine imkân veren değişikliklere gitmesinin ardından, nihayet 24 Mart 2020 tarihinde müzakerelere başlamak üzere AB Konseyinin onayını almayı başardı. Hırvatistan’ın Dönem Başkanlığı takvimindeki en üst düzey etkinlik olan ve koronavirüs önlemleri nedeniyle video konferans yöntemiyle gerçekleştirilen Zagreb AB-Batı Balkanlar Zirvesi, genişleme konusuna değinilmemesi nedeniyle beklentilerin gerisinde kalsa da, koronavirüs salgınının belirlediği yeni koşullarda zirvenin gerçekleşmesi dahi Batı Balkanların AB açısından taşıdığı önemin göstergesi olarak yorumlandı.

Hırvatistan, 1 Temmuz’da AB Dönem Başkanlığı’nı Almanya’ya devretmeye hazırlanırken koronavirüs krizinin AB ekonomisinde yarattığı enkazın kaldırılmasının ve ekonomik toparlanmanın sağlanmasının, Berlin’in bir numaralı önceliğini oluşturacağı görülüyor. AB bütçesi ve kurtarma fonu üzerinde uzlaşının bir an önce sağlanması bu doğrultuda belirleyici önemde olacak.

Yeliz Şahin, İKV Kıdemli Uzmanı