İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
1-15 TEMMUZ 2020

AB GÜNDEMİ: Avrupa’daki Seçim Heyecanı ve Entegrasyon Projesine Yansımaları

Avrupa’daki Seçim Heyecanı ve Entegrasyon Projesine Yansımaları

AB üye ülkelerinde 28 Haziran-12 Temmuz 2020 tarih aralığında gerçekleşen seçimler, ulusal dinamiklerin yanı sıra Avrupa’nın geleceği odağında ilgi çekici unsurlar barındırıyor. Nitekim söz konusu ülkelerin Fransa, Polonya ve Hırvatistan olması, AB’ye katılım zaman çizgisi üzerindeki üç farklı aşamanın günümüze nasıl tezahür ettiğini gösteriyor. Entegrasyon projesinin bugüne kadar ilerlediği yolda öne çıkan tarihlerin aktörleri, AB politikaları ile iç siyaset yapı taşları arasındaki denklemin kaç farklı şekilde kurulabileceğine dair de ipuçları veriyor. Bu yönüyle 3 üye ülkedeki siyasi gelişmelerin ortaya koyduğu 3 farklı çıktının AB’nin geleceği tartışmalarındaki konuların içeriğine katkı sunacağını söylemek mümkün.

Birliğin fikir babasının vatanı Fransa’daki yerel seçimler vatandaşların tercihlerini iklim krizini gündemine alan politikacılardan yana kullandığını gösterirken, AB’nin geleceğini şekillendirme gayesindeki Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a liderliğini üstlenmeye çabalayacağı yeni bir kavram sunulmuş oldu. 2004 yılında diğer 9 ülke ile birlikte AB üyesi olan Polonya’daki cumhurbaşkanlığı seçimleri, Birliğin savunduğu değerler ile ülkeyi yöneten Hukuk ve Adalet Partisi (PiS) arasındaki meşruiyet çekişmesinin yeni bir yansıması olarak ön plana çıktı. Öte yandan Birliğin en genç üyesi Hırvatistan’daki genel seçimler öncesinde AP’nin en büyük siyasi grubu Avrupalı Halklar Partisi’nin (EPP) de üyesi olan Hırvat Demokratik Partisi’ne (HDZ) oy verilmesi çağrısında bulunulan videoya AB kurumları başkanlarının dâhil olması, ulusüstü statüko ile ulusal dinamikler arasındaki dengenin politik bir karaktere sahip olduğunu ima ettiği için dikkat çekiyor.

Fransa’daki Yerel Seçimler ve Cumhurbaşkanlığı Yarışı Yolundaki Yeni Hükümet

İlk turu 15 Mart 2020 tarihinde gerçekleşen Fransa yerel seçimlerinin ikinci turu koronavirüs krizi nedeniyle 22 Mart 2020 tarihinde gerçekleştirilemedi. 28 Haziran 2020 tarihinde yeniden sandığa gidilen ikinci tur seçimlerinde alınan tüm sosyal mesafe ve hijyen önlemlerine rağmen katılım oranı düşük kaldı. İlk turda %55,4 olarak kaydedilen katılım oranı, ikinci turda %45’e düştü. Çoğu seçmenin sağlık endişeleri nedeniyle katılmamayı tercih ettiği seçimlerde özellikle ekolojik kaygıları dile getiren adayların ön plana çıktığı görülüyor. Avrupa Ekoloji-Yeşiller Partisi’nin (Europe Ecologie-Les Verts) Bordeaux, Lyon ve Strasbourg’da kazandığı başarılar dikkat çekerken, Paris’te mevcut Belediye Başkanı sosyalist Anne Hidalgo’nun yeniden seçilmesinde çevre odaklı vaatlerinin büyük rol oynadığı belirtiliyor.

23-26 Mayıs 2019 tarihlerinde gerçekleşen AP seçimlerinde 74 sandalye kazanan ve bunların 12’sinin Fransa’dan geldiği Yeşiller, yerel seçimlerin öne çıkan partisi oldu. Vatandaşların önemsediği konular ve yerel yönetimlerden beklentileri arasında hava kirliliği, trafik, iklim krizi ve diğer sosyal endişeler giderek daha fazla önem kazanıyor. Bu endişelere cevap verecek nitelikte içerik ve politika önerileri sunan Yeşiller, vatandaşların uzun yıllara dayanan siyasi tercihlerini bile değiştirebilmeyi başardı. 1947’den bu yana merkez sağın yerel yönetimde yer aldığı Bordeaux ile 2001’den bu yana Sosyalistlerin kazandığı Lyon, bu durumun en belirgin örnekleri. Ayrıca Yeşillerin sol partiler ile oluşturduğu koalisyonlar, Annecy, Grenoble, Poitiers ve Tours şehirlerinde başarı kazandı. Benzer şekilde Montpellier ve Paris’te de Yeşillerin desteği ve politikalarının etkileri, kazanan adayların söylemlerinde kendisini gösterdi.

Seçimlerde Sosyalistler ve Cumhuriyetçiler ellerindeki şehirleri koruma eğilimi gösterdi. Brest, Lille, Nantes ve Rennes Sosyalistlerin kazandığı büyük şehirler arasında yer alırken, Cumhuriyetçiler, Toulouse, Aix-en-Provence, Nice şehirlerindeki başarılarını devam ettirdi. Öte yandan Marine Le Pen liderliğindeki aşırı sağ parti Ulusal Birlik (eski adıyla Ulusal Cephe-Front National) Perpignan’da aldığı %53,09’luk oy oranı ile ilk büyük şehrini kazanmayı başardı.

Seçimlerde Le Havre şehrindeki oyların %58,83’ünü elde etmeyi başaran Fransa Başbakanı Edouard Philippe 3 Temmuz 2020 tarihinde görevinden istifa etti. Beklenen istifanın Cumhuriyet Yürüyüşü’nün (La République en Marche-LREM) büyük şehirlerin hiç birinde başarı kazanamamış olmasından sonra gelmesi, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 2022 geri sayımına yenilenmiş bir hükümet ile devam etmesinin de önünü açtı.  İklim krizi ve çevre duyarlılığına odaklı politikalara ağırlık vermesi gerektiğini anlayan Fransa Cumhurbaşkanı, hem koltuğunu korumak hem de AB liderliğindeki henüz gerçekleştiremediği vizyonunu hayata geçirmek için yeni Başbakan Jean Castex hükümetiyle yola devam edecek. Beşinci Cumhuriyet’in 6’ncı Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin danışmanlığını yapmış olan Castex’in neden tercih edildiği sorusuyla ilgili olarak ise halk nezdindeki popülaritesi Macron’u geçen Edouard Philip’ten sonra görünürlüğü daha az olan bir siyasi figüre ihtiyaç duyulduğu yorumu ön plana çıkıyor. 

Hem iç siyasette hem de AB politikalarında belirgin role sahip olmayı hedefleyen Emmanuel Macron’un yerel seçimlerdeki mesajı çabuk benimsediği ve buna yönelik hızlı adımlar attığı söylenebilir. Nitekim 29 Haziran günü Macron, İklim için Vatandaş Konvansiyonu kapsamında 9 aylık sürede 149 iklim yasası teklifinin oluşturulduğunu ve bunların 146’sının Parlamentoya sunulacağını duyurdu. Konvansiyon, iklim krizine dair vatandaşların beklentileri çerçevesinde 150 temsilci tarafından yasa tekliflerinin hazırlanması için oluşturuldu. Vatandaşların iklim krizi ve sosyal adalet temelindeki dönüşüm isteklerini katılımcı bir şekilde kanunlara aktarma hedefindeki Konvansiyon, yerel seçimlerin ardından daha da önem kazanmış gibi görünüyor.

Cumhurbaşkanı Macron’un Konvansiyon çerçevesinde sunulan tekliflerin yasalaştırılması konusunda aktif bir şekilde çalışacağını ve vatandaşlara ekolojik kaygılarını anladığı imajını vermeye yönelik politikalar yürüteceğini öngörmek mümkün. Bu bağlamda Birliğin kurucu üyelerinden Fransa’nın iç siyaseti, meşruiyeti her geçen gün artan yeni kavramlar ekseninde şekillenirken, Macron’un ulusal hamlelerinin her daim AB politikaları paralelinde ilerlemesi, Fransa ile entegrasyon projesi arasındaki bağın sürekli olarak vurgulandığı bir düzlem oluşturuyor.

Polonya’da Çekişmeli Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinde Kazanan Andrzej Duda

28 Haziran 2020 tarihinde Polonya’da cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turu gerçekleştirildi. İlk tur sonuçlarına göre mevcut Cumhurbaşkanı Andrzej Duda, oyların %43,5’ini almayı başarırken; kendisini %30,46’lık oy oranıyla Rafal Trzaskowski (mevcut Varşova Belediye Başkanı) takip etti. İkinci turu 12 Temmuz’da yapılan seçimlerde, rakipler arasında beklendiği gibi kıran kırana bir mücadele yaşandı. Trzaskowski, cumhurbaşkanlığı koltuğunu devralmaya çok yaklaşmış olsa da Duda oyların %51,03’ünü kazandı.

Nisan ayındaki anketlere göre %50’nin üzerinde oy alarak ilk turda cumhurbaşkanlığı koltuğunu yeniden kazanabileceği konuşulan Duda’nın oy oranı, mayıs ayında önemli bir düşüş yaşamıştı. Nitekim 18-19 Mayıs 2020 tarihlerinde Andrzej Duda’nın oy oranının %50’lerden %35-39 seviyelerine indiği görüldü. Bu ani düşüşün arkasında ise ana muhalefetteki Sivil Platform Partisi’nin (PO) aday değişikliğine giderek Varşova Belediye Başkanı Rafal Trzaskowski’yi cumhurbaşkanlığı yarışına katmasının etkili olduğu belirtilmişti. Bu yönüyle cumhurbaşkanlığı koltuğunu elde etme ve dolayısıyla da hükümet partisinin ülke siyasetindeki nüfuzunu kırma ihtimali olan Trzaskowski, aynı zamanda demokratik ve liberal AB değerlerinin de savunucusu oldu.

Liberal muhafazakâr görüşleri savunan ana muhalefetteki AB yanlısı Sivil Platform Partisi, Sejm adı verilen Temsilciler Meclisi’ndeki 460 sandalyeden 119’una sahipken, Senato’da 100 sandalyeden 43’ünü elde etmeyi başardı. Diğer yandan 2003 yılından bu yana Jaroslaw Kaczynski’nin başkanlık ettiği PiS’in ise Sejm’de 198, Senato’da 48 sandalyesi bulunuyor. 2019 genel seçimlerinde Sivil Platform Partisi’nin üst kamara olan Senato’da PiS’in çoğunluğunu elinden alması, siyasi parti için önemli bir kazanım olarak görülüyor. Aynı şekilde partinin cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki ikinci turda zaferi kıl payıyla kaçırması, hükümet partisinin meşruiyetini ve mutlak çoğunluğu elinde bulundurduğuna dair argümanlarını zayıflatan önemli bir darbe olarak nitelendiriliyor.
Bilindiği üzere Hıristiyan Demokrat, milliyetçi, muhafazakâr ve popülist sağ ideolojileri bünyesinde barındıran PiS, gerçekleştirdiği yargı reformlarıyla AB’nin hukukun üstünlüğü ilkelerini ihlal ettiği gerekçesiyle uzun zamandır Avrupa Komisyonunun yakın merceği altında. Avrupa Komisyonu, 20 Aralık 2017 tarihinde nükleer seçenek olarak da adlandırılan 7’nci Madde sürecinin Polonya aleyhine başlatılmasını önermişti. Ülke içinde de çeşitli protestolara ve muhalefete neden olan tartışmalı yargı reformu yasası konusunda ABAD, yüksek mahkeme yargıçlarının emeklilik yaşının düşürülmesine ilişkin mevzuat önerisinin AB hukukuna aykırı olduğuna karar vermişti. Ancak AB kurumlarının tüm uyarılarına ve iç politikadaki yoğun tepkilere rağmen yasa tasarısı, Aralık 2019 tarihinde kabul edildi ve Şubat 2020’de yürürlüğe girdi.

Hırvatistan’da Tartışma Yaratan Seçim Kampanyası

6 Temmuz 2020 tarihinde sandıklara giden Hırvat halkı, koronavirüs salgınının etkileri devam ederken seçimlere gidenler arasında yer alıyor. Kamu sağlığı ve karantina politikalarının öncelik kazandığı, siyasi çekişmeler ve hükümet değişikliği ihtimali ile de gündemi meşgul olan Hırvatistan’daki seçimlerin AB nezdinde diğerlerinden farklı bir konum kazandığı söylenebilir. Zira seçimler öncesinde siyasi partilerin yürüttüğü kampanyaların birinde Avrupa Komisyonu Ursula von der Leyen ve Hırvat Komisyon Üyesi Dubravka Suica’nın yer alması eleştirilere neden oldu. Üye ülkelerin iç siyasetine karşı tarafsızlığını koruması gereken Avrupa Komisyonunun, EPP üyesi olan HDZ’ye oy verilmesi çağrısında bulunması ancak diğer hiçbir siyasi parti için böyle bir etkileşimde bulunmaması, genişleme politikasının politik bir enstrüman olarak kullanıldığını kanıtlayan bir gösterge olarak yorumlandı.

Türkiye ile birlikte 3 Ekim 2005 tarihinde katılım müzakerelerine başlayan Hırvatistan, 1 Temmuz 2013 tarihinde AB’nin 28’inci üyesi olarak entegrasyon projesindeki yerini aldı. Birliğin en genç üyesi Hırvatistan, 2004 genişlemesinin ikinci ayağı 2007 yılındaki Bulgaristan ve Romanya üyeliklerinin devamı niteliğinde olsa da diğer Doğu ve Merkez Avrupa ülkelerinden farklı bir konumda yer alıyor. Özellikle 2004 genişleme dalgası ile üye olan ülkelerdeki yolsuzluk, hukukun üstünlüğü ve demokratik değerlerde geriye gidiş gibi sorunlar nedeniyle genişleme politikasını yeniden sorgulayan ve üye ülkeler arasındaki sosyo-ekonomik ve normatif farklılıkları gidermeye odaklanma kararı veren AB, aynı zamanda Birliğin bir parçası olmanın genç üyelere sağladığı hukuki, ekonomik ve sosyal dönüşümü de ortaya koymak istiyor.

Bu yönüyle Polonya’daki sembolik çatışmanın belki de AB lehine ilerleyen bir rövanşı olarak Hırvatistan’daki görünürlüğünü artırmak ve vatandaşlarına daha yakın olmak için bir adım atılmış olması mümkün. Yine de Birliğin teknokratik kanadını temsil eden Komisyon Başkanı’nı AP’deki bir siyasi grubun üyesi için oy vermeye davet eden bir seçim propagandasına katmak, pek çok açıdan kötü yönetilmiş bir süreci ifade ediyor. Seçim kampanyasına katılmak için belirlenen ülkenin tesadüfen seçilmediği düşünüldüğünde, AB liderlerinin genişlemenin farklı evrelerinde yer alan üyelerin ulusüstü yapı ile kurduğu dengeyi kendi lehine çevirmek istediği söylenebilir. Ancak bu stratejinin politik bir karaktere evrilmesi sonucunda kaybedilenler, kazanılanlardan fazla olacaktır. Zira bu durumun bedeli, sadece üye ülkeler değil, ayrıca aday ülkeler perspektifinde AB’nin normatif belirleyiciliğini kaybetmesi olabilir.

Selvi Eren, İKV Uzman Yardımcısı