İKV E-Bülteni | 2022 » 1-15 KASIM » KÜRESEL GÜNDEM: 8 Kasım ABD Ara Seçimleri: Transatlantik İlişkilere Etkileri

8 Kasım ABD Ara Seçimleri: Transatlantik İlişkilere Etkileri

8 Kasım’da gerçekleştirilen ABD ara seçimleri, yalnızca ABD iç siyasetinin geleceği için değil uluslararası politikadaki yansımaları açısından da dikkatle takip edildi. Öyle ki Cumhuriyetçilerin Temsilciler Meclisi’nde ve Senato’da çoğunluk hâline gelip kurumların kontrolünü ele geçirme ihtimali seçimden önce oldukça güçlü görülüyordu. Seçim öncesi durumda Demokratlar ve Cumhuriyetçiler Senato’da 50-50 koltuğa sahipken Demokrat Partili Meclis Başkanı Kamala Harris’in oyu, Demokratlar lehine dengeyi bozuyordu. Senato’nun alt kanadı olan Temsilciler Meclisi’nde ise Demokratlar 220, Cumhuriyetçiler ise 212 temsilciye sahiplerdi. Bu dağılıma göre mevcut sayılarını koruyarak Temsilciler Meclisi’nde 5 koltuk ve Senato’da ise yalnızca 1 koltuk fazladan kazanmaları durumunda, iki meclisin de kontrolü Cumhuriyetçilere geçecekti.

Böyle bir senaryoda mevcut ABD Başkanı Joe Biden, “topal ördek” konumuna düşecek ve görevinin son iki yılında eli kolu bağlanacaktı. Hatta hem Temsilciler Meclisi’nde hem de Senato’da gücü eline geçiren Cumhuriyetçilerin Demokrat Partili ABD Başkanı Joe Biden’ı görevden alma sürecini (impeachment) de başlatabilecekleri konuşulan senaryolar arasındaydı. Tüm bu senaryoların gerçekleşme ihtimalinin yanı sıra eski ABD Başkanı Donald J. Trump’ın güçlü bir şekilde yeniden sahalara geri dönme ihtimalini “kırmızı dalga” şeklinde yorumlayan siyasi analistler, Cumhuriyetçilerin seçimlerden başarıyla çıkacağını bekliyordu. Time dergisinin 2022 yılındaki küresel risklerden biri olarak nitelendirdiği bu durum gerçekleşirse, başta ABD iç siyaseti olmak üzere uluslararası politika açısından önemli sonuçlara sebep olabilecekti. Bu tartışma, soru işaretleri ve endişelerin gölgesinde 8 Kasım’da gerçekleştirilen ABD ara seçimlerini, tüm aktörler ve dünya kamuoyu yakından takip etti.

ABDdeki Seçim Sonuçları Nasıl?

8 Kasım’da gerçekleştirilen ara seçim sonuçlarına göz atıldığında her ne kadar Cumhuriyetçilerin başarılı olduğu görülse de Donald J. Trump özelinde beklenen kırmızı dalganın gerçekleşmediği görülüyor. Şu ana kadar açıklanan sonuçlar, Cumhuriyetçilerin oylarını artırdığını ve Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu ele geçirdiğini gösteriyor ancak bu arada Demokratların da beklenenden çok daha iyi bir performans sergilediğinin belirtilmesi gerekiyor. Çoğunluğa sahip olmak için 218 sandalyeye sahip olunması gereken Temsilciler Meclisi’nde Cumhuriyetçiler 211 sandalye, Demokratlar ise 205 sandalye kazandı. Senato’da ise geleneksel olarak seçimlerin çok daha çekişmeli olduğu görüldü.

Demokratların 50, Cumhuriyetçilerin 49 koltuk kazandığı Senato’da sürpriz bir şekilde Demokratlar galip geldi. Senato sonuçlarının belirlenmesinde Georgia, Arizona ve Nevada eyaletleri belirleyici oldu. Bu üç eyaletin ikisinde (Arizona, Nevada) Demokratlar, birinde (Georgia) Cumhuriyetçiler yarışı önde tamamladı. Oy sayımların bu şekilde sonuçlanması ile Demokratlar, Temsilciler Meclisini kaybetmelerine rağmen Senato’daki hakimiyetlerini güçlendirdi. Fakat Georgia eyaletinde iki adayın da sandıkların %99’u sayılmasına rağmen %50 oy barajını aşamama ihtimali oldukça güçlü göründüğünden Senato’daki nihai dağılımın sonucu 6 Aralık’ta Georgia’da yapılacak ikinci tur seçimlerine kalabilir.

Sonuçlar Ne Anlama Geliyor?

Cumhuriyetçilerin muhtemel ara seçim zaferinin ABD’nin iki kutuplu siyasi güç mücadelesi üzerindeki yansımalarından ziyade en önemli etkileri ve sonuçları elbette eski ABD Başkanı Donald J. Trump özelinde olacaktı. Kongre baskını lekesini üzerinden atmaya çalışan Donald J. Trump, geri döneceğinin ve 2024 seçimlerinde yeniden aday olacağının sinyallerini güçlü bir şekilde vermeye başlamıştı. Cumhuriyetçilerin Temsilciler Meclisi ve Senato’da güçlenmesi, Donald J. Trump’ın da başkanlık yarışında öne çıkmasına ve rüzgârı arkasına almasına yol açabilecek bir gelişme olacaktı.

Fakat katılım oranının %50’lerde kaldığı seçimler, ABD halkının bir yandan mevcut Başkan Joe Biden’dan ve yönetiminden memnun olmadığını diğer yandan aşırı sağ olarak nitelendirilen Donald J. Trump’ın ve ona yakın isimlerin de yeniden güç kazanmasını istemediğini gösterdi. Her ne kadar Temsilciler Meclisi açısından Cumhuriyetçilerin oyların artırıldığı bir görüntü ortaya çıksa da aynı olumlu yorumlar eski ABD Başkanı Donald J. Trump için yapılamıyor. Zira Trump’ın desteklediği Lauren Boebert, Mehmet Öz ya da Tudor Dixon gibi adayların eyaletlerinde seçilemediği görüldü. Bu durum da demokrasi ve insan hakları kaygılarının seçim sonuçlarında belirleyici olduğu, Trump’ın çeşitli eyaletlerde miting düzenlemesinin sonuçlara bir etki etmediği ve Trumpizm’in yara aldığı yorumlarının yapılmasına sebep oldu. Hatta Trump’ın ara seçimlerde bu kadar görünür olmasının tepki doğurduğu ve Cumhuriyetçilerin alacağı oyları engellediği yorumlarının dahi yapıldığı görüldü.

Donald J. Trump, 15 Kasım tarihinde “önemli ve büyük bir açıklama” yapacağını duyurarak 2024 seçimlerinde aday olacağının sinyalini verse de ara seçimlerde Trump’ın beklediğini bulamadığı anlaşılıyor. Sonuçların yanı sıra Cumhuriyetçi Parti içinde Trump’ın rakibi olarak görülen Ron DeSantis’in de Florida’da ses getiren bir başarı göstermesi, Trump’ın 15 Kasım’da yapacağı açıklamayı ne şekilde etkileyeceğini merak konusu hâline getirdi. Trump açısından olumsuz bir tablo ortaya çıksa da Temsilciler Meclisi’nin Cumhuriyetçilere geçmesi, Trump’ın Kongre baskını ile ilişkisini araştıran soruşturmanın kapanabileceği ihtimalini ortaya çıkardı.

ABD ara seçimlerinde genellikle muhalefette olan siyasi partinin daha iyi bir performans gösterdiği de göz önünde bulundurulursa, seçim öncesi anketlerde oldukça kötü bir noktada yer alan Demokratların, şu ana kadarki sonuçlar değerlendirildiğinde, beklenenden daha iyi bir performans sergilediğinin yeniden altı çizilmeli. Öyle ki Demokrat Partili ABD Başkanı Joe Biden seçim sonuçları ile ilgili “Demokratlar için iyi bir geceydi” ifadelerini kullandı. Kürtaj engeline karşı oluşan tepki ya da Trump’ın geri döneceğine dair korku gibi durumların, anketlerin aksine Demokratlara ivme kazandırdığı görülüyor. Demokrat Parti’nin kürtaj hakkını destekleyen tutumunun özellikle genç seçmenin ve kadınların Demokrat adaylara ciddi destek vermesine yol açtığı belirtiliyor. ABD’de enflasyon 40 yılın zirvesine çıkmışken Cumhuriyetçilerin beklenen performansı sergileyememesi, 2024 başkanlık seçimleri için Demokrat Parti’nin yeniden ümitlenmesini sağladı.

Sonuçlar Transatlantik İlişkileri Nasıl Etkiler?

Hatırlanacağı üzere Donald J. Trump döneminde transatlantik ilişkiler gerilmiş ve ABD ile AB arasında çeşitli sorunların yaşandığı görülmüştü. 2020 yılında Joe Biden’ın seçimi kazanarak göreve gelmesiyle ilişkilerdeki hasarlar tamir edilmeye başlandı. Bu sebeple ABD ara seçimlerinde kırmızı dalganın geri gelmesinden en fazla çekinen aktörlerin başında AB geliyordu. Seçim sonuçlarında muhtemel bir değişimin ortaya çıkması, açık çek verilmeyeceğinin beyan edilmesi sebebiyle ABD’nin Ukrayna’ya desteğini etkileyebileceği, iklim değişikliği konusunda yaşanan tartışmaların yeniden ortaya çıkacağı ya da ticaret savaşlarına geri dönüleceği gibi çeşitli endişelere yol açıyordu. Bu sebeplerle Demokratların beklenenden daha iyi performans sergilemesinin Atlantik’in karşı yakasında memnuniyete ve rahatlamaya sebep olduğunu tahmin etmek güç değil.

Fakat Donald J. Trump’a yakın siyasetçilerin başarı gösterememesi olumlu bir gelişme olarak görülse de Cumhuriyetçilerin Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu ele geçirmesi, Vaşington yönetiminde muhtemel kilitlenme ve bölünmeleri beraberinde getirebilir. Bu da Joe Biden yönetiminin iç meselelere daha fazla zaman ayırmasına, önemli dış politika konularında daha pasif bir tutum sergilemesine yol açabilir. Krizlerle mücadele edilen bir dönemde böyle bir senaryonun Avrupa’daki karar vericiler açısından ne kadar arzu edilir olduğu soru işaretleri barındırıyor.

Avrupa’daki aşırı sağ parti ailesinin de gözü 8 Kasım’daki ABD ara seçimlerindeydi. Dirsek temasında oldukları Donald J. Trump yönetiminin seçimleri kaybetmesiyle Beyaz Saray’ın desteğinden olan AB şüphecisi aktörler, şüphesiz daha iyi geçindikleri Cumhuriyetçi yönetimin yeniden güçlenmesini ve iş başına gelmesini ümit ediyor. Brüksel açısından felaket senaryosu olabilecek bu durum, kendilerini AB ve ABD karşıtı olarak konumlandıran aşırı sağ partiler açısından ümit ışığının yeniden ortaya çıkması anlamına geliyordu. Ara seçimler, Trump’ın kişiliğinde bunun gerçekleşmesinin zor olacağını gösterse de Cumhuriyetçilerin parlayan yıldızı DeSantis’in, partisinin adayı olması durumunda Avrupa’daki şüpheci kesimlerle nasıl bir ilişki kuracağı henüz belirsizliğini korumaya devam ediyor.

Son olarak, ABD’nin 2020 seçimlerini takiben Biden yönetiminin göreve başlamasıyla geleneksel müttefiklerinin “yeniden mevzilenme” süreçleri içine girdiği ve dış politikasında yumuşamaya ve iş birliğine yönelik adımlar atmaya başladığı görülmüştü. Hâliyle 8 Kasım’daki seçim sonuçlarının söz konusu süreçleri nasıl etkileyeceği ya da akamete uğratıp uğratmayacağı da merak ediliyordu. Biden yönetiminin oy kaybı yaşasa da çok fazla yara almaması, diğer ülkelerin de politikalarında belirgin bir dönüşüme gitmeyecekleri anlamına gelecektir.

Oğuz GÜNGÖRMEZ, İKV Uzmanı

http://10.0.0.5/ikv_bulten/?ust_id=13585&id=13587