İKV E-Bülteni | 2019 » 1-15 NİSAN » KÜRESEL GÜNDEM: NATO 70 Yaşında: Atlantik İttifakı ve Gelecek Sınamalar

NATO 70 Yaşında: Atlantik İttifakı ve Gelecek Sınamalar

NATO müttefiki ülkelerin dışişleri bakanları, 3-4 Nisan 2019 tarihlerinde dünyanın en başarılı askeri ittifakı addedilen NATO’nun 70’inci kuruluş yıl dönümü için Vaşington’da bir araya geldiler. Bu yılki kutlamanın, ittifakın 2009’da ABD Başkanı Obama’nın Avrupa’ya ilk ziyaretini gerçekleştirdiği 60’ıncı yıldönümü ile 1999’da Kosova krizi sırasında Yugoslavya’ya NATO müdahalesi sürerken NATO liderlerini Vaşington’da buluşturan 50’nci yıldönümüne kıyasla oldukça sönük geçmesi dikkat çekiciydi. Aslında ittifakın 70’inci kuruluş yıldönümünün önceki önemli yıldönümlerinde olduğu gibi devlet ve hükümet başkanları düzeyinde gerçekleşecek bir zirve ile kutlanması planlanırken geçen sonbaharda, etkinliğin dışişleri bakanları düzeyine indirgenmesi kararı alındı. NATO liderlerinin büyük buluşması ise ittifakın 70’inci yıldönümünden sekiz ay sonraya; aralık ayına ertelendi. ABD Başkanı Donald Trump’ın NATO müttefiki mevkidaşlarıyla son görüşmelerinde benimsediği eleştirel söylem, bu kararın temel nedeni olarak gösteriliyor. Çoğu kaynağa göre, böyle bir günde Trump’ın milli gelirinin yüzde 2’sini savunma harcamalarına ayırmayan müttefikleri ağır şekilde eleştireceği ve ABD’nin güvenlik garantisinden yararlanmanın koşullu olacağını en üst perdeden duyuracağı bir şova dönüştürmesinden çekinen diplomatlar, çareyi NATO’nun 70’inci yılını dışişleri bakanları düzeyinde kutlamakta buldu.

NATO’nun Başarısının Sırrı Adaptasyon Kabiliyeti

70 yıl, askeri bir ittifak için azımsanmayacak kadar uzun bir süre. NATO’nun ilk Genel Sekreteri Lord Hastings Ismay, ittifakın ilk yıllarında gayrıresmi bir oturumda NATO’nun kuruluş amacını şu sözlerle özetlemişti: “NATO, Rusları dışarıda, Amerikalıları içeride, Almanları da aşağıda tutmak için var”. Batı’nın güvenlik mimarisinin temelini oluşturan NATO’yu kuran Vaşington Antlaşması, 12 müttefik tarafından 1949’da imzalandığından bu yana jeopolitik ortam ve ittifakın karşı karşıya kaldığı sınamalar büyük dönüşümlerden geçti. Sovyetler Birliği öncülüğünde NATO’ya rakip olarak kurulan Varşova Paktı, Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla tarihe karışırken NATO ise halen varlığını sürdürüyor ve genişlemeye devam ediyor. Önümüzdeki dönemde Kuzey Makedonya’nın katılım antlaşmasının onay sürecinin tamamlanmasıyla 30 üyeli bir aile haline gelecek NATO’nun, 70 yıl ayakta kalabilmedeki başarısının sırrı, değişen jeopolitik koşullara uyum sağlayabilme kabiliyetinde yatıyor.

Avrupa’yı Sovyet tehdidine karşı korumak temel amacıyla bir kolektif savunma örgütü olarak kurulan NATO, Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından da rolünü yeniden tanımlayarak ve farklı kimlikler üstlenerek varlığını sürdürmeyi başardı. NATO, Soğuk Savaş sonrası dönemde -AB ile birlikte- Orta ve Doğu Avrupa’ya genişleyerek bu coğrafyadaki demokrasileri istikrara kavuşturma görevini üstlendi. Kolektif savunmayı geri plana alan NATO, ittifakın geleneksel görev sahasının dışında önce Balkanlarda sonra da Afganistan’da kriz müdahale operasyonları gerçekleştirdi. 11 Eylül’de New York’ta ikiz kulelere yapılan terör saldırıları, NATO’nun kalbinde yer alan Vaşington Anlaşması’nın meşhur 5’inci Maddesi’nin (“müttefiklerden birine yapılan saldırı tümüne yapılmış sayılır”), ittifak tarihinde ilk kez ABD için harekete geçirilmesine yol açtı. NATO müttefikleri terörle mücadelede kritik birer ortak haline gelirken NATO, Afganistan’da önce Uluslararası Güvenlik ve Destek Gücü (ISAF) sonra da Afgan Ulusal Güvenlik Güçlerine eğitim, danışmanlık ve yardım sağlayan Kararlı Destek operasyonlarını yürüttü. Ukrayna krizi ve 2014’te Rusya’nın Kırım’ı ilhakı, ittifaka kolektif savunma örgütü kimliğini geri kazandırırken Avrupa topraklarının savunulmasını yeniden NATO’nun bir numaralı önceliği haline getirdi.

Değişen Tehdit Algıları: NATO İçin Sırada Ne Var?

Bugün NATO’nun 29 müttefiki çok sayıda çok boyutlu sınamayla karşı karşıya. NATO’nun doğu kanadındaki ülkeler için en önemli tehdit şüphesiz; güç gösterileri, siber saldırılar, dezenformasyon kampanyaları ve seçimlere müdahale gibi hibrit taktikler kullanmaktan kaçınmayan iddialı bir Rusya’nın varlığı. 2014’ten bu yana ittifakın doğu kanadının güçlendirilmesi için buradaki askeri yapılanmayı artırarak önemli adımlar atılsa da Rusya’nın konvansiyonel olmayan taktikleri NATO için hâlihazırda en zorlu sınamalardan birini ortaya koyuyor. İttifakın güney kanadındaki ülkeler için Kuzey Afrika ve Orta Doğu’daki istikrarsızlıktan kaynaklanan göç baskıları ve aşırılıkçı terör en önemli sınamaları oluşturuyor.

Son derece dikkatli şekilde ele alınması gereken bir diğer trend ise AB’nin askeri açıdan daha kendine yetebilir hale gelmesi. AB’nin stratejik özerkliğinin sağlanması, 2016 yılında AB Küresel Stratejisi’nin açıklanmasını takiben AB’nin savunma alanında attığı daimi yapısal işbirliği kısaca PESCO, Avrupa Savunma Fonu gibi adımların da etkisiyle moda kavram haline gelmiş durumda. Transatlantik ilişkilerin farklı boyutlarında yaşanan kırılmaların da etkisiyle AB’nin gerektiğinde yalnız hareket edebilecek kabiliyete ulaşması gerektiği söylemi daha sık gündeme gelmeye başladı. Stratejik özerklik kavramı, Vaşington’da ve Rusya’nın güç gösterilerine yakinen şahit olan NATO’nun doğu kanadında alarm zillerinin çalmasına yol açarken aslında savunma alanında daha fazla sorumluluk alan bir AB’nin NATO’yu da güçlendireceği unutulmamalı. 2016 Varşova Zirvesi’ni takiben NATO ile AB hibrit tehditler başta olmak üzere bir dizi alanda işbirliğini artırmış durumda. ABD de aslında prensipte Avrupalı müttefiklerin savunmaya daha fazla kaynak ayırmasını ve Avrupa’nın savunulmasında daha fazla sorumluluk almasını desteklese de Amerikalı üreticilerden daha az teçhizat almasından endişe duyuyor.

NATO müttefiklerinin ele alması gereken bir diğer konu ise Trump’ın eleştirilerinin de odağındaki savunma harcamaları hususu. 2014 Galler Zirvesi’nde müttefiklerin 2024’e kadar milli gelirlerinin en az yüzde 2’sini savunma harcamalarına ayırmaları hedefi benimsenmişti. Avrupalı müttefiklerin savunma harcamaları, Kırım’ın ilhakı ve artan küresel terör tehdidinin etkisiyle değişen tehdit algıları nedeniyle artışa geçmiş durumda olmasına karşın, Avrupalı müttefiklerin yalnızca 6’sı (Birleşik Krallık, Yunanistan, Estonya, Polonya, Letonya, Litvanya) yüzde 2’lik Galler Zirvesi hedefini karşılıyor. Her ne kadar ABD Başkanı’nın alışılmış dışı üslubu bu konudaki tartışmada ağır bassa da, Avrupalı müttefiklerin ve özellikle de AB’nin en güçlü ekonomisi Almanya’nın Galler Zirvesi hedef değerine ulaşmak için daha fazla çaba sarf etmesi gerektiği açık (Bkz. Grafik). Berlin’in son açıklamalarına göre, 2024’e kadar GSYH’nin ancak yüzde 1,5’ini savunma harcamalarına ayırmayı taahhüt etmesine rağmen bunun da gerisinde kalacağı tahmin ediliyor. Almanya’da Merkel’in liderliğindeki Hıristiyan Demokratlar ve sosyal politikalara daha çok kaynak aktarılmasını savunan koalisyon ortağı Sosyal Demokratlar arasında savunma politikası konusundaki iç tartışmalar sürerken, Almanya savunma harcamalarını artırması ve savunma alanında daha fazla sorumluluk alması gerektiği eleştirilerinden nasibini alıyor.

Grafik: NATO Müttefiklerinin Savunma Harcamalarının GSYH’ye Oranı (%)
(2018 Yılı tahmini)

*Savunma harcamaları emekli maaşını kapsamamaktadır.

**2018 ile ilgili olarak, bu ülkelerin ya ulusal yasaları ya da siyasi anlaşmaları, GSYH’nin yüzde 2’sinin savunmaya harcanmasını talep etmektedir, dolayısıyla bu tahminlerin yukarıda belirtilen duruma göre değişmesi beklenmektedir.

Kaynak: NATO

Çin’in küresel sahnedeki hızlı yükselişi ve bunun Pasifik’te ortaya açabileceği olası riskler de NATO’nun göz ardı etmemesi gereken bir trend olarak karşımıza çıkıyor. Bazı analistler, Atlantik ittifakı açısından Çin’in “yeni Rusya” olduğu değerlendirmesinde bulunurken, Çin’in yükselişinin NATO açısından olası etkilerinin Atlantik’in iki yakasında da şimdiden düşünülmesi ve birlikte analiz edilmesi gerektiği uyarısında bulunuyorlar. Çin’in AB ülkelerinde stratejik yatırımlarda bulunması ABD tarafından şüpheyle izleniyor. Huawei tartışmasında, 5G teknolojisi altyapısının ABD’nin yasaklı listesine giren Çinli teknoloji devi tarafından kurulması halinde Vaşington, ilgili ülkeyle istihbarat paylaşımını durdurma uyarısında bulunuyor.

F-35 ve S-400 Tartışmaları

NATO çerçevesinde son dönemde Türkiye’yi ilgilendiren başlıca konulardan biri ABD ile süregelen F-35 ve S-400 tartışmaları. Bu konu, NATO Dışişleri Bakanları Toplantısı’na katılmak üzere ABD’ye giden Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Amerikalı mevkidaşı Mike Pompeo ile görüşmesindeki en önemli gündem maddelerinden biriydi. Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi almasından rahatsızlık duyan ABD, Türkiye’ye beşinci nesil savaş uçağı F-35’in satışını durduracağı uyarısında bulunuyor. Vaşington, S-400 hava savunma sisteminin F-35’lerden hassas veri elde edeceğini bunun da NATO sistemlerini zafiyete uğratacağını ileri sürüyor. Pentagon, S-400 anlaşması iptal edilmediği sürece Türkiye’ye hem program ortağı hem de üretim zincirinin parçası olduğu F-35’leri teslim etmeyeceğini açıklamış durumda.

Ankara, Obama’nın başkanlığı döneminde ABD’den Patriot savunma sistemi alma talebinde bulunduğunu ancak uygun koşullar sağlanmadığı için bunun mümkün olmadığını hatırlatıyor. S-400 alımının NATO açısından risk oluşturduğu iddiasına karşılık NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in savunma sistemi seçiminin müttefiklerin ulusal kararı olduğu yönündeki sözlerini anımsatan Ankara, hâlihazırda Rus yapımı S-300 tipi savunma sisteminin Yunanistan, Bulgaristan ve Slovakya gibi NATO müttefiki ülkelerde olduğunu belirtiyor. Temmuz ayında teslim edilmesi beklenen S-400’ün tamamen Türkiye’nin kontrolünde olacağının altını çizen Ankara, S-400’ün mevcut NATO sistemlerine entegre edilmeden bağımsız şekilde kullanılacağını ifade ederek, NATO teçhizatına zarar vermeyeceği vurguluyor. Hâlihazırda 1,2 milyar dolarlık ödeme yaptığı F-35’lerin iletilmesinin sıkıntıya girmesinden rahatsızlık duyan Türkiye, S-400’lerin iddia edildiği şekilde tehdit oluşturup oluşturmadığının görüşülmesi için NATO içerisinde bir teknik çalışma grubu oluşturulması önerisinde bulunuyor. Gelinen aşamada, F-35 ve S-400 hakkındaki karşılıklı açıklamalar sürerken konunun NATO’da yeni bir çatlak oluşturmaması için diyalogla çözüme kavuşturulması önem taşıyor.

NATO İçin Yeni Sınama: Trump Faktörü

Tüm bu sınamalara karşın NATO’nun karşı karşıya kaldığı en önemli sınama, ittifakın içerisinden geliyor. Başkanlık kampanyasında Avrupalı müttefikleri ABD’nin güvenlik şemsiyesinden bedavaya yararlanmakla itham eden ve “NATO’nun modasının geçtiğini” ilan eden Trump’ın, ABD Başkanı olarak göreve geldiğinde ABD siyasi mekanizması tarafından dengeleneceği düşünülüyordu. Buna rağmen Oval Ofis’te iki yılını geride bırakan Trump’ın, NATO’ya yönelik söylemini daha da sertleştirdiği görülüyor. Trump’ın eleştirilerinin odağında yer alan savunma harcamaları konusunda, ABD’nin yüzde 2’lik Galler Zirvesi hedefini karşılamayan müttefikleri savunmayacağının sinyallerini veren ve ABD’yi ittifaktan çekme uyarısında bulunan bu yaklaşımı, ABD’nin NATO’nun kalbinde yer alan 5’inci Madde’ye ve müttefik dayanışması kavramına olan bağlılığı konusunda soru işaretleri doğuruyor.

Avrupalı müttefikler açısından daha ciddi bir endişe ise bu yaklaşımın Trump’ın başkanlığıyla sınırlı kalmayıp ABD dış politikasında kalıcı bir değişimin sinyalini vermesi. Çin’in küresel sahnedeki yükselişi karşısında Vaşington’un Pekin ile stratejik çekişmeye odaklanması ve ilgisinin giderek Asya Pasifik’e doğru kayması, Avrupa’nın güvenliğine olan bağlılığının zayıflaması ve NATO’nun gündem dışı kalması riskini de beraberinde getiriyor. Gelinen noktada, 70’inci yılında NATO’yu bekleyen en büyük risk ittifakın üzerine inşa edildiği Transatlantik ilişkilerdeki kırılmanın kalıcı hale gelmesi.

Yeliz Şahin, İKV Kıdemli Uzmanı

 

http://10.0.0.5/ikv_bulten/?ust_id=9518&id=9520