İKV E-Bülteni | 2019 » 1-15 KASIM » KÜRESEL GÜNDEM:İklim Gündeminde Kötü Haber: ABD, Paris Anlaşması’ndan Resmen Çekiliyor

İklim Gündeminde Kötü Haber: ABD, Paris Anlaşması’ndan Resmen Çekiliyor

12 Aralık 2015 tarihinde gerçekleşen 21’inci Taraflar Konferansı (COP21), iklim değişikliği ile mücadele konusunda çok önemli bir dönüm noktası oluşturmuştu. Öyle ki, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne (UN Framework Convention on Climate Change, UNFCCC) taraf ülkeler, iklim değişikliği ile mücadele etmek ve sürdürülebilir düşük karbonlu bir gelecek için gerekli olan eylemlerin ve yatırımların hızlandırılmasını amaçlayan Paris Anlaşması’nı imzalamış; böylece ortak ve bireysel iddialı çabalar ortaya koymayı ve gelişmekte olan ülkelere daha fazla yardım sunmayı taahhüt etmişti. Anlaşmanın en temel hedefi, bu yüzyıl içinde küresel sıcaklık artışını sanayi öncesi döneme oranla 2°C’nin, hatta daha da ileri giderek 1,5°C’nin altında tutmak için çabaların artırılmasıydı. Şüphesiz ki, bu tarihi Zirve ve Anlaşma büyük rağbet görmüş, iklim değişikliği ile mücadele konusunda yepyeni, umutla dolu bir dönemin başlangıcına işaret etmişti. Barack Obama’nın liderliğindeki ABD de dâhil olmak üzere yaklaşık 195 ülke bu Anlaşma'yı imzalayarak siyasi anlamda sorumluluklarını yerine getireceklerini gözler önüne sermişti. Ancak bu durum çok fazla sürmedi.

Takvimler 2016 yılını gösterirken tüm dünyada olduğu gibi ABD seçimlerinde de aşırı sağın yükselişi bir sorun haline gelmeye başladı. Cumhuriyetçi Donald Trump ve Demokrat Hillary Clinton, bir sonraki ABD başkanı olmak için kıyasıya rekabet ediyordu. Seçim kampanyalarını beyaz ırkın üstünlüğü, göçmen karşıtlığı ve yabancı düşmanlığı üzerine kuran Donald Trump, iktidara geldiği takdirde TTIP ve Paris Anlaşması gibi önemli anlaşmalardan “ABD ekonomisine zarar verecekleri” ve “dezavantaj oluşturacakları” gerekçeleriyle çekileceğini de özellikle duyurmadan edemiyordu.

Sonunda, en çok korkulan şey oldu: Donald Trump toplam oy sayısı bakımından Hillary Clinton’ın gerisinde kalsa da Seçiciler Kurulu’nda üstünlük sağladığı için seçimi kazanmıştı. 20 Ocak 2017’de yemin ederek 45’inci ABD Başkanı olarak göreve başlayan Donald Trump, verdiği sözleri tuttu: AB ile müzakere edilen TTIP’ten olduğu gibi Paris Anlaşması’ndan da çekileceğini duyurdu.  Bu durum elbette çok büyük bir hayal kırıklığı yarattı ve küresel çapta en fazla emisyon salınımı yapan ikinci ülke olan ABD’nin üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmeyeceği şeklinde yorumlandı. Yine de, neticede anlaşmadan 2020 yılına kadar resmi olarak çıkmanın olanaksız olması ve ABD’nin bazı eyaletlerinin Paris Anlaşması uyarınca belirlenen hedeflere sadık kalacakları yönünde tutum belirlemesi, umutların tamamen kaybolmadığını düşündürmekteydi.

ABD’nin Paris Anlaşması’ndan Çekilmesine Yönelik Tepkiler

ABD 4 Kasım 2019 tarihinde, BM’ye Anlaşma'dan çekileceğini açıklayan bir bildiri göndererek ayrılma sürecinin resmen başlatıldığını duyurdu. Diğer yandan Finlandiya’nın Çevre ve İklim Değişikliği Bakanı Krista Mikkonen, Finlandiya’nın AB Konseyi Dönem Başkanlığı’nı temsilen, Trump yönetiminin tek taraflı olarak ABD’yi Paris Anlaşması’ndan çekmesi kararından ötürü duyduğu derin üzüntüyü dile getirerek AB’nin hâlâ anlaşmaya bağlı olduğunu ve ABD’nin bıraktığı liderlik boşluğunda Avrupa’nın küresel çapta liderliği üstleneceğini açıkladı.  Mikkonen, Avrupa’nın iddialı iklim politikaları uygulamaya devam edeceğini, yoksul ve savunmasızlara desteğin devamlılığının sağlanmasında rol oynayacağını ifade etti. Finlandiya’nın Baş Müzakerecisi Outi Honkatukia da, ABD’nin müzakerelere katılmaya devam etmesinin daha sonra anlaşmaya dönebilmesi açısından çok önemli olduğunu söyledi. Avrupa Komisyonunun İklim Eylemi ve Enerjiden Sorumlu Üyesi Miguel Arias Cañete ise Twitter’da, AB’nin ABD’deki iddialı iklim eylemleri yapmaya adanmış paydaşlar ve kuruluşlar ile çalışmaya devam edeceğini vurgulayan bir paylaşımda bulundu.

Hâlâ Bir Şans Var

Durum her ne kadar olumsuz görünse de ABD için hâlâ bir şans var. Avrupa Komisyonu sözcüsü Mina Andreeva’nın da dediği gibi Paris Anlaşması’nın kapıları hâlen açık ve ABD’nin her zaman Anlaşma'ya geri dönebileceğine ilişkin bir umut var. Zira, ABD 4 Kasım 2020’de resmen Paris Anlaşması’ndan çekilecek; ancak bu tarihten sadece bir gün önce çok önemli bir tarih var: ABD başkanlık seçimi. 3 Kasım 2020’de gerçekleştirilecek olan başkanlık seçimi, farklı konularda olduğu gibi iklim değişikliği ile mücadele konusunda da bir dönüm noktası yaratabilir. Bu dönem de başkanlık koltuğu için hazırlıklarda bulunan Donald Trump’ın karşısında başta Demokratlar olmak üzere iklim planlarına sahip başkan aday adayları bulunuyor. Özellikle eski New York Belediye Başkanı Michael Bloomberg’ün de bu yarışa katılacağı söylentileri, durumun tam tersine çevrilebileceğini düşündürüyor. Zira Paris Anlaşması’nın en sadık destekçilerinden Michael Bloomberg, 2018’den beri BM İklim Eylemi Özel Elçisi olarak görev yapıyor. Michael Bloomberg ayrıca ABD’nin Paris Anlaşması’ndan çekilmesi üzerine Anlaşma'ya sadık kalacağını duyuran We Are Still In adlı federal eyaletlerden, işletmelerden ve çeşitli topluluklardan oluşan koalisyonun önde gelen destekçilerinden biri ve C40 Şehirler İklim Liderliği Grubu’nun başkanlığını yapıyor.

ABD’nin Paris Anlaşması’ndan resmen çıkma prosedürünü uygulamaya başlaması üzerine bir açıklama yapan Bloomberg, Vaşington’un Amerikalıların beklediği iklim eylemlerini yerine getirmediği takdirde kendi sahip olduğu hayır kuruluşu Bloomberg Philanthropies’in şehirlere, eyaletlere, işletmelere ve topluluklara ABD’nin Paris Anlaşması hedeflerine ulaşabilmeleri için destekte bulunacağını açıkladı. Bloomberg açıklamasında ayrıca Trump yönetimi tarafından bütçesi kesilen BM İklim Ofisinin ihtiyaç duyduğu ödeneğin karşılanmasında da rol oynayacağını ifade etti. Açıklamanın en ilgi çekici bölümlerinden biri de 2020 yılında Amerikan halkının iklim değişikliği ile mücadele edecek ve halkın sağlığını ve güvenliğine öncelik verecek liderlerin seçmesi gerektiğini vurgulamasıydı. Michael Bloomberg,  özellikle de ABD’nin sahip olduğu en iddialı iklim hedeflerinden biri olarak nitelendirilen “Karbonun Ötesi” (Beyond Carbon) kampanyası ile ABD’nin potansiyelini gerçekleştirmesine büyük destek verebilecek sayılı isimlerden.  Zira bu kampanya ile ABD ekonomisinin %100 temiz enerji ile yönetilmesi ve 2020 yılında iktidara gelecek olan yönetimin temiz enerji ekonomisi olma yolunda olan bir ülkeyi devralmasının sağlanmasını amaçlıyor. Ancak Bloomberg’ün adaylık durumu henüz kesin değil. Bloomberg daha önceki başkanlık yarışlarına da katılmayı düşünmüş ama vazgeçmişti. Ayrıca henüz 2019 yılının Mart ayında da yarışa katılmayı düşünmediğini ancak inandığı değerlere yakın olan adayları destekleyeceğini açıklamıştı.

Trump yönetimi iklim değişikliği ile mücadeleyi baltalayan kararlar alırken diğer yandan bu durumu ele almaya hazır politikacılar da gündeme geliyor.  Yeni dönemde Avrupa Komisyonu Başkanı olacak olan Ursula von der Leyen’in ortaya koyduğu Yeşil Yeni Anlaşma’nın (Green New Deal) bir benzeri de Demokratlar tarafından ABD’de teklif edildi. Teklif edilen bu anlaşma ile ABD’de fosil yakıtlardan vazgeçilmesi, sera gazı emisyonlarının azaltılması, yüksek maaşlı temiz istihdam yaratılması ve ekonomik eşitsizliklerin giderilmesi amaçlanıyor. Teklif, pahalıya mâl olacağı gerekçesiyle kimileri tarafından reddedilse de Yeşil Yeni Anlaşma’nın taraftarları da iklim değişikliğinin beraberinde getirdiği felaketlerin aynı şekilde pahalıya patlayacağını dile getiriyor. Bu teklif, henüz kabul edilmemiş olsa da gelecekte tekrar gündem maddesi haline gelebilir.

ABD kamuoyu nezdinde de iklim değişikliği ile mücadele önemini artırmış durumda. Pew Research Center adlı düşünce kuruluşuna göre, küresel iklim değişikliğini büyük bir tehdit gören Amerikalıların oranı 2013’te %40 iken bu oran 2019 yılında %57’ye yükseldi. Ancak şunu belirtmek gerekiyor ki artış büyük oranla Demokratlarda görülürken, Cumhuriyetçilerin bu konudaki düşüncelerinde büyük bir değişiklik olmamış.  Aynı şekilde, 2019 yılında ABD Kongresi ve başkan için iklim değişikliği ile mücadelenin öncelik olması gerektiğini söyleyen Amerikalıların oranı 2019 yılında 2015 yılındaki %34’ten %44’e yükselirken, bu artış sadece Demokratlar nezdinde gerçekleşti. Durum şunu gösteriyor ki, ABD’nin iklim değişikliğini gündemine alması için Demokratların güçlü bir pozisyonda olması gerekiyor.

Sonuç olarak, küresel çapta en fazla emisyon salınımı yapan ikinci ülke olan ABD’ye çok büyük bir görev düşüyor. Paris Anlaşması çerçevesinde kabul ettiği Ulusal Katkı Beyanında (Nationally Determined Contribution, NDC), ABD 2025 yılında sera gazı emisyonlarını 2005 yılına kıyasla %25 azaltmayı amaçlıyor ancak daha fazla çabalarla bunun %28’e de çıkabileceğini belirtiyordu. Ancak bu NDC bile ABD’nin sıcaklık artışını değil 1,5°C, 2°C ile sınırlaması için bile yeterli değil. Zira Climate Action Tracker adlı platforma göre, tüm ülkeler ABD’nin sahip olduğu NDC’ye benzer bir plan kabul etse küresel sıcaklık artışı 4°C’den fazla olurdu. ABD’nin uyguladığı politikaların 2025 yılı hedefine ulaşmasına yetmediğini ortaya koyan 2018 yılı Emisyon Açığı Raporu da durumun ne kadar vahim olduğunu gösteriyor. G20 Zirvesi örneğinde olduğu gibi, ABD Başkanı Trump’ın Türkiye, Suudi Arabistan, Brezilya ve Avustralya gibi ülkeleri de Paris Anlaşması hedefleri konusunda zayıflatmaya çalışması da cabası. ABD’nin bu tavrı yüzünden G20 Liderler Zirvesi bildirgesindeki iklim değişikliği metni bu sene de fazla değişikliğe uğrayamamıştı. Öyle ki, ABD’nin Paris Anlaşması’na karşıt bu tutumu ve diğer ülkeleri de aynı doğrultuda örgütlemeye çalışması, küresel iklim çabalarını da tehlikeye atıyor.

Özetle, prosedüre göre ABD’nin Paris Anlaşması’ndan çekilmesine ilişkin bildiri, teslim edilmesinin ardından bir yıl sonra yürürlüğe girecek. Bu tarih, ABD başkanlık seçiminin bir sonraki gününe denk geliyor. 2020 yılında iktidara gelecek başkana göre ABD iklim değişikliği ile mücadele konusunda dünya sahnesinden çekilmeye karar verebilir veya önemli adımlar atarak liderliği yeniden ele alabilir.

Melis Bostanoğlu, İKV Uzman Yardımcısı

http://10.0.0.5/ikv_bulten/?ust_id=9665&id=9669