İKV E-Bülteni | 2020 » 16-31 OCAK » TÜRKİYE-AB GÜNDEMİ: Türkiye, AB’nin Geleceğinde Yerini Alabilecek mi?

Türkiye, AB’nin Geleceğinde Yerini Alabilecek mi?

2020, AB açısından olduğu gibi Türkiye-AB ilişkileri açısından da kritik bir yıl olacak. 2020’nin başlangıcından bu yana çok yoğun ve sarsıcı olayların peş peşe gelmesi, hemen herkesi yılın geri kalanının nasıl olacağına ilişkin endişeye sevk etti. Brexit, ABD’de seçimler, Corona virüsü, Avustralya yangınları, Şili’den Lübnan’a sokak gösterileri ve protestolar, Rusya’da anayasal değişiklik, Libya’da ateşkes çabası, KKTC seçimleri gibi birçok sıcak gelişmenin aynı anda gerçekleştiği belirsiz, beklenmedik olaylara gebe, güvenlik hissini zedeleyici bir dönemden geçmekteyiz. Son olarak Elazığ’da meydana gelen deprem tüm ulusu derin bir hüzne sevk etti. Depremzedelere yardım için tüm ülke seferber olurken; depremlere ne kadar hazırlıklıyız soruları da tekrar akıllara geldi.

Devletlerin aralarındaki sorunları çözmek için uluslararası örgütlere ve barışçı çözümlere giderek daha az başvurduğu, silahlanma ve güç kullanımının arttığı, demokrasi ve insan hakları gibi evrensel değerlerin aşındığı, uluslararası sistemin kabuk değiştirdiği bir dönüşümden geçmekteyiz. Ezberler bozuluyor; zira dijitalleşme, internet, akıllı telefonlar, nesnelerin interneti, yapay zekâ ve robotik devrimi gibi teknolojik adımlar, eğitim, iş yaşamı, sanayi, telekomünikasyon, ulaştırma, medya gibi yaşamın hemen hemen her alanında köklü değişikliklere yol açıyor. Bir gün gözümüzü açacağız ve birden dünyanın ne kadar değişmiş olduğunun farkına varacağız.

Aslında bu değişim hâlihazırda yaşanıyor; ama dünyanın her yerinde eşit derecede hissedilemiyor. Dünyada kıtalar, ülkeler, şehirler, sınıflar arasındaki büyük gelir ve fırsat eşitsizliği sebebiyle, bir yanda Mars’a gitmesi planlanan insanlı uzay aracında kendisine yer ayırtanlar varken; diğer yanda elektrik ve temiz suya erişimi olmayan milyonların olması gibi vicdanları sızlatan durumlara yol açıyor.  Bu gelişmelerin dışında doğanın da isyanına şahit oluyoruz. İnsanlığın düşüncesizce doğayı sömürmesi birçok çevre felaketinin yanında iklim değişikliğine yol açtı. Doğal çevrenin acımasızca sömürülmesi ve kirletilmesi, bugün yaşadığımız çevre felaketlerini tetikledi. Avustralya’da bir türlü söndürülemeyen yangınların ardından toz fırtınası ve sel gibi afetlerin peşi sıra yaşanması ve yakın zamanda bu gibi felaketlerin birçok farklı şehir ve ülkede görülmesi, artık çok gecikmiş bir kırmızı alarm olarak okunabilir. Tüm insanlığın oturup düşünmesi ve “Quo Vadis?” sorusunu kendisine sorması gerekir.

Gelecek çoktan gelmişken değişim süreci devam ediyor. AB de 1950’li yıllarda temeli atılan bir barış projesi olarak kendisini yeni çağın gereklerine göre yeniden tanımlamak zorunda. Bu amaçla bugüne kadar kurucu Antlaşmalar değiştirildi. 2002’de toplanan AB’nin Geleceği Konvansiyonu sonucunda Anayasal Antlaşma oluşturulmuş; ancak 2005 yılında Fransa ve Hollanda’da referandumlarda reddedilmesi neticesinde uygulamaya koyulamamıştı. 31 Ocak itibarıyla Brexit’in gerçekleşecek olması, AB’yi tekrar geleceğini tasarlama sürecini başlatmaya yöneltti. Bu amaçla Avrupa Komisyonu ve AP’nin ortak girişimi ile “Avrupa’nın Geleceği Konferansı” toplanacak. 2022 yılına kadar 2 yıl sürmesi beklenen Konferans’ın 9 Mayıs 2020 Avrupa Günü’nde başlaması öngörülüyor. Komisyon Başkanı von der Leyen’in siyasi ilkeleri arasında da yer alan konferans fikri; açık, kapsayıcı, şeffaf ve yapılandırılmış bir müzakere ortamı içinde Avrupalıların Avrupa’nın geleceğinde daha fazla söz sahibi olmalarını amaçlıyor.

Avrupa Komisyonu tüm vatandaşların katılma imkânı bulacağı münazara sürecinde iki paralel konunun ele alınmasını önerdi. Birincisi, AB öncelikleri ve hedefleri doğrultusunda ilerleyecek ve iklim değişikliği ile mücadele, halkın ihtiyaçlarına cevap veren bir ekonomi, sosyal adalet ve eşitlik, dijital dönüşüm, Avrupa değerlerinin teşviki, AB’nin küresel aktör konumunun güçlendirilmesi ve Birliğin demokratik temellerinin sağlamlaştırılması gibi temaları kapsayacak. İkinci başlık ise AB kurumları ve demokratik süreçlerle ilgili olacak ve özellikle AP seçimleri için transnasyonal listelerin oluşturulması, Komisyon Başkanı seçiminde Parlamento’daki gruplardan en fazla destek alan adayın seçilmesi gibi konuları içerecek.

Temel amaç ise bugüne kadar başarılamayanı başarmak ve aşağıdan yukarıya, tüm vatandaşların katılabileceği açık, kapsayıcı, katılımcı bir forum oluşturmak. Konferans’a tüm Üye Devletlerden, AB kurumlarından, ulusal parlamentolardan, sosyal ortaklardan, bölgesel ve yerel idarelerden ve sivil toplumdan katılım mümkün olacak. AP, 15 Ocak 2020 tarihinde kabul ettiği sonuç kararı ile sürece destek verirken; Konsey 12 Aralık 2019 tarihinde aldığı kararla Hırvatistan Dönem Başkanlığı’nı Konseyin konuyla ilgili pozisyonunu oluşturmakla görevlendirdi. Bundan sonraki aşamada üç AB kurumunun bir araya gelerek, Konferans’ın yapısı, kapsamı ve çerçevesini belirleyecekleri bir ortak bildiri yayınlamaları bekleniyor. Avrupa’nın Geleceğine İlişkin Konferans’ın Schuman Bildirgesi’nin 70’inci yılının kutlanacağı 9 Mayıs 2020 Avrupa Günü’nde resmen başlatılması planlanıyor.

Peki, Türkiye bu sürecin katılımcısı olabilecek mi? 2002-2004 arasında Avrupa’nın Geleceği Konferansı’na Türkiye iki milletvekili ile katılmıştı. Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor’un Türkiye ziyareti kapsamında 20 Ocak 2020 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde bir yazısı yayımlandı. Bu yazıda Sánchez Amor’un şu ifadeleri ilginçti:

Türkiye ile olan ilişkilerin geliştirilmesi yönünde çabalamaya devam eden ve ülkenin hem ekonomik açıdan hem de hak ve özgürlük standartları açısından ilerlemesini isteyen ben de dâhil birçok Avrupalı var. Bunun bir göstergesi olarak Avrupa Parlamentosu, aday bir ülke olarak Türkiye’yi bir süre sonra düzenlenecek olan dönüştürücü nitelikteki Avrupa’nın Geleceği Konferansı’nın parçası olarak görmek arzusunda. Egemenliğini kullanma, gelecekten neler beklediği gibi konularda kararı verecek olan Türkiye. Daha sonra ise bu kararı ile tutarlı olmalı. Ben ise, birbirimizden uzaklaşmak yerine yollarımızı birbirine yakınlaştırmak için çalışacağım.”

Bu ifadelerin genellikle Türkiye’ye yönelik en sert eleştirileri yapan AB kurumundan gelmesi oldukça çarpıcı. Son dönemde iyice zora giren ilişkileri onarmayı hedefleyen AP’nin yeni Türkiye Raportörü, Türkiye ve AB’yi yakınlaştırmak için çalışacağını belirtiyor. Bunun yanında Türkiye’nin de karar vermesi gerektiğini ve bu kararı ile tutarlı davranması gerektiğini hatırlatıyor. Türkiye, en üst siyasi makamdan, hedefinin AB üyeliği olduğunu birçok kere dile getirdi. Ancak bunu yaparken AB reformlarını ne yazık ki istendiği hızda ve kapsamda devam ettiremedi. Bunu yapabilsek yani demokrasi, hak ve özgürlükler, yargı ve hukuk alanlarında AB adayı olarak benimsediğimiz değer ve ilkelere hayatiyet kazandırabilsek, o zaman kararlarımız ve bu kararlar ile yaptıklarımızın tutarlı olup olmadığı sorgulanmayacak.

Sánchez Amor’un makalesinde Türkiye’nin Avrupa’nın Geleceği Konferansı’na katılmasının AP tarafından desteklendiği de belirtiliyor. Türkiye’nin bu Konferans’ta gerek hükümet ve parlamento düzeyinde, gerekse sivil toplum düzeyinde temsil edilmesi için AB sürecinin canlandırılmasına yönelik somut adımlar atılması ve AB üyesi olma iddiasının yeniden inandırıcı bir şekilde gündeme getirilmesi gerekecek. Bunun ötesinde AB’nin Türkiye’yi bu sürece dâhil edip etmeme kararı ise ne kadar kapsayıcı bir strateji izleyeceği ve Türkiye’nin AB’ye entegrasyonuna yönelik tutarlı ve inandırıcı bir yaklaşım sergileyip sergilemeyeceğine bağlı olacak.

Doç. Dr. Çiğdem Nas, İKV Genel Sekreteri

http://10.0.0.5/ikv_bulten/?ust_id=9720&id=9723