İKV E-Bülteni | 2020 » 1-15 ŞUBAT » TÜRKİYE-AB GÜNDEMİ:Türkiye-AB İlişkileri: 2019’dan Akılda Kalanlar 2020’den Beklentiler

Türkiye-AB İlişkileri: 2019’dan Akılda Kalanlar 2020’den Beklentiler

2019’da uluslararası politikada reel politiğin hâkim olmaya başladığı, jeopolitik rekabetin kızıştığı, karmaşık, öngörülemez ve tehlikeli sınamaların ön plana çıktığı görülmüştür. Özellikle bölgesel çatışmalar, ticaret savaşları, toplumsal hareketlerin yaygınlaşması, popülist milliyetçi akımların güç kazanması ve iklim değişikliğinin yarattığı sorunlar uluslararası sistemi derinden sarsmıştır.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan ve zaman içinde pekişen, kurallara dayalı çok taraflı uluslararası sistemin, Avrupa bütünleşmesinin oluşumunda ve gelişimindeki belirleyici rolü düşünüldüğünde, 2019 yılında yaşanan tüm bu değişimlerden en çok etkilenen aktörlerden biri şüphesiz Avrupa Birliği (AB) olmuştur. Bu duruma, AB’nin kendi içinde yaşadığı ekonomik sorunlar, AB içi ayrışmalar, düzensiz göç, terörizm, aşırı sağın yükselmesi, Birleşik Krallık’ın AB’den ayrılma süreci (Brexit) gibi hususlar da eklenince Avrupa bütünleşmesinin geleceğine ilişkin endişeler artmıştır.

AB’nin içerde ve dışarda karşı karşıya kaldığı tehditlerle kolektif olarak mücadele edememesi, ne yazık ki ulus-devlet reflekslerinin AB politikalarına hâkim olmaya başlamasına yol açmıştır. Nitekim gerek AP seçimleri sonrasında yeni AB yönetiminin belirlenmesinde yaşanan sorunlar gerek AB içindeki ekonomik, siyasi ve coğrafi kırılma hatlarının derinleşmesi AB’nin uluslarüstü (supranational) gücünün ne kadar zayıfladığını göstermektedir. Bu durum, AB’nin genel olarak genişleme politikası, özel olarak ise Türkiye ile ilişkilerinde, Birliğin uzun erimli stratejik çıkarlarını korumak yerine, bazı üye ülkelerin politikalarının esiri olmasına yol açmıştır. 2018 yılındaki Konsey kararına ve Avrupa Komisyonunun olumlu görüşüne rağmen, 2019 yılında Arnavutluk ve Kuzey Makedonya ile katılım müzakerelerine başlanmaması, üye ülkelerin ulusal refleksleri nedeniyle AB’nin güvenilirliğini nasıl zedelediğine örnektir.

Avrupa’da değişimin ve belirsizliğin hâkim olduğu 2019 yılı, Türkiye-AB ilişkileri açısından da zorlu geçmiştir. Üst düzey diyaloğun yoğun olduğu bir gündemle başlayan 2019 yılı, AB’nin aldığı dışlayıcı kararlar sonucunda, gerginlik ve güvensizliğin derinleştiği ilişkileri zorlayan bir yıla dönüşmüştür.

2019 Yılı: Olumlu Beklentiler, Kayıplar, Kazanımlar

Türkiye, 2019 yılına AB ile ilişkilerimizi güçlendirme kararlılığıyla başlamıştır. Özellikle 2019 yılının ilk yarısında Romanya’nın Dönem Başkanlığı görevini üstlenmesiyle birlikte ilişkilerimizi onarmaya ve iletişim kanallarını açık tutmaya hizmet edecek gelişmeler yaşanmıştır.

Dört yıl aradan sonra, 15 Mart 2019 tarihinde Brüksel’de, Türkiye-AB Ortaklık Konseyi toplantısı düzenlenmiştir. Ortaklık Konseyi toplantısında Türkiye’nin aday ülke olmasının yanı sıra, AB için kilit ortak olduğu da teyit edilmiş; katılım müzakereleri, siyasi kriterler, ekonomik kriterler, AB müktesebatına uyum, vize muafiyeti süreci, Gümrük Birliği’nin işleyişi ve mali işbirliği başta olmak üzere, Türkiye-AB ilişkilerinin farklı boyutları görüşülmüştür.

2019 yılının ilk yarısında Türkiye-AB ilişkilerinin geniş potansiyelini ortaya çıkarmaya yönelik bir mekanizma olan yüksek düzeyli diyalog toplantıları da yapılmıştır. Bu kapsamda, Yüksek Düzeyli Ulaştırma Diyaloğu ve Yüksek Düzeyli Ekonomik Diyalog Toplantıları 15 Ocak ve 28 Şubat tarihlerinde düzenlenmiştir. Ayrıca 31 Ocak 2019 tarihinde Bükreş’te düzenlenen AB Dışişleri Bakanları Gayrıresmi (Gymnich) Toplantısına Sayın Dışişleri Bakanımızın başkanlığında bir heyetle katılım sağlanmıştır. AB müktesebatına uyum sürecimizin Avrupa Komisyonu yetkilileriyle birlikte ele alındığı en önemli platform olan alt komiteler de yıl boyunca düzenli aralıklarla toplanmıştır.

Türkiye-AB ilişkilerinde yakalanan bu olumlu atmosfer, ne yazık ki 2019 yılının ikinci yarısında sürdürülememiştir. Kıbrıs meselesinin çözülememesinin yarattığı sorunlar ile AB’nin Türkiye’ye karşı takındığı dışlayıcı ve haksız tutum ilişkilerimize gölge düşürmüştür. AB Dış İlişkiler Konseyi’nin ülkemizin Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon arama faaliyetlerine ve Barış Pınarı Harekatı’na ilişkin 15 Temmuz, 14 Ekim ve 11 Kasım 2019 tarihlerinde aldığı kararlar, daha yakın diyaloğa ihtiyaç duyduğumuz bir dönemde, Türkiye-AB gündemini rehin almıştır. AB’nin ülkemizle ilişkilerinde izlediği yanlı tutum, hem uluslararası sistemdeki gelişmeler hem AB içerisindeki sorunların etkisiyle güçlenen ulusal reflekslerin en açık örneği olmuştur. Hatta güçlenen bu ulusal refleksler AB’yi uluslararası hukuku ihlal etmeye kadar götürmüştür. AB tarafından verilen yanlı ve haksız tepkiler AB içinde Türkiye aleyhine olumsuz bir hava yaratılmasına, ülkemizde ise AB’ye duyulan güvensizliğin daha da derinleşmesine yol açmıştır.

Her türlü soruna rağmen Türkiye, AB üyeliğinin hem kendisi hem AB hem de komşu coğrafyalar için bir “kazan-kazan-kazan” durumu yaratacağının bilinciyle çalışmalarını kararlılıkla sürdürmüştür. Bu anlayışla, siyasi reform süreci başta olmak üzere her alandaki reform çalışmalarına 2019 yılında da devam edilmiştir.

Sayın Cumhurbaşkanımızın başkanlık ettiği, 9 Mayıs Avrupa Günü’nde gerçekleştirilen Reform Eylem Grubu (REG) toplantısında, siyasi reform irademiz açıkça ortaya konmuştur. Yargı Reformu Stratejisi’nin açıklanması ve Birinci Yargı Paketi’nin kabul edilmesi, reform kararlılığımızı gösteren somut adımları teşkil etmiştir. Son bir yılda yargıda hedef süre uygulamasına geçilmesi, Adalet Akademisi’nin yeniden yapılandırılması, Türk Yargı Etiği Bildirgesi’nin, Organize Suçlarla Mücadele Eylem Planı’nın (2019-2021) ve Roman Vatandaşlara Yönelik Strateji Belgesi II. Aşama Eylem Planı’nın (2019-2021) kabulü gibi önemli adımlar atılmıştır.

Ayrıca, 2019 yılında yayımlanan “AB ile Çalışmaların Eşgüdümü”, “Vize Serbestisi Diyaloğu” ve “Katılım Öncesi Fonlar” konularındaki Cumhurbaşkanlığı Genelgeleri ile AB’ye üyelik sürecindeki çalışmaların etkin ve hızlı bir şekilde devamını sağlayacak hukuki çerçeve güncellenmiştir. Daha önce İç Koordinasyon ve Uyum Komisyonu (IKUK) olarak anılan yapının, AB Eşgüdüm Kurulu (ABEK) olarak yeniden oluşturulması, bu kapsamdaki en somut adımlardan biri olmuştur. ABEK’in ilk toplantısı, ilgili Bakan Yardımcılarının katılımlarıyla 25 Kasım 2019 tarihinde yapılmıştır. ABEK, AB müktesebatına uyum çalışmalarının yürütülmesi ve eşgüdümünden sorumlu temel bir platform olarak, önümüzdeki dönemde Türkiye’nin mevzuat uyumunda atacağı adımların da takipçisi olacaktır.

2019 yılında AB ile ilişkilerimizde bir diğer konu ise, adaylık sürecimizi desteklemek amacıyla AB tarafından sağlanan Katılım Öncesi Mali Yardımların (IPA) etkin ve etkili kullanımında gösterdiğimiz başarı olmuştur. “Cumhurbaşkanlığı 100 Günlük İcraat Programı” kapsamında hazırladığımız “IPA Eylem Planı” Şubat 2019’dan itibaren uygulamaya başlanmıştır. Bu sayede, projelerin sözleşmeye bağlanma ve harcama oranları iki katına çıkmış, fon kayıplarının önüne geçilmiş ve fonlara ilişkin farkındalık ve sahiplenmede artış sağlanmıştır. Öte yandan, Türkiye-AB mali işbirliğinden elde edilen kazanımları bütüncül ve stratejik bir yaklaşımla kamuoyuna aktarabilmek için ortak bir iletişim mekanizması kurulmuştur.

Özetle 2019 yılı Türkiye-AB ilişkilerinde iniş ve çıkışların yaşandığı, ilişkilerin potansiyelinin ne yazık ki somut kazanımlara dönüştürülemediği, bazı üye devletlerin aleyhimize tutumlarının ilişkilere olumsuz yansıdığı bir yıl olmuştur. Buna rağmen Türkiye, AB sürecindeki çalışmalarını kararlılıkla sürdürmüştür.

2020 Yılı: İlişkilerde Paradigma Değişikliği

Bugün gelinen noktada Türkiye-AB ilişkilerinde bir paradigma değişimine ihtiyaç olduğu açıktır. İlişkilerimizdeki güven bunalımını ve diyalog eksikliğini biran önce aşmamız ve Türkiye-AB birlikteliğinin dengesiz çıkarlar temelinde, güçlü olanın yönlendirdiği, belirli alanlarla sınırlı bir al-ver ilişkisine (transactional relation) dönüşmesini engellememiz gerekmektedir.

2020 yılında Türkiye-AB ilişkilerinde yeni bir sayfa açmak için birbirimizi anlamaya, bölgemizde ve uluslararası sistemde yaşanan gelişmeleri iyi okumaya ve doğru stratejiler belirlemeye ihtiyacımız vardır. Bunu sağlayabilmek için öncelikle daha fazla diyaloğa gereksinim duyulmaktadır. Nitekim 2019 yılı sonunda yeni göreve başlayan AB liderliğinin de bunun idraki içinde olduğu anlaşılmaktadır. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in göreve başladığı ilk gün Sayın Cumhurbaşkanımızı telefonla araması, görevi devralmalarının hemen ardından Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Margaritis Schinas ve İçişleri Komiseri Ylva Johansson’ın Ankara’yı ziyaret etmesi ve son olarak 11 Ocak 2020’de AB Konseyi Başkanı Charles Michel’in İstanbul’da Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından kabulü bu açıdan olumlu gelişmelerdir. Yeni AB yönetiminin diyalog kurma isteği memnuniyetle karşılanmaktadır. Ancak, önemli olan bu ziyaret ve temasların Türkiye-AB ilişkilerinin bütününe somut yansımaları olmasıdır ve kurumsallaşmasıdır.

Türkiye bütün zorluklara rağmen AB sürecine olan bağlılığını korumaktadır. Nitekim çeşitli anketlere göre Türk halkının AB üyeliğine desteği yüzde 60 ile yüzde 80 düzeyindedir. AB’nin de aynı samimiyeti göstermesi ve verdiği sözleri yerine getirmesi ilişkilerde ihtiyaç duyduğumuz güvenin yeniden tesisi için elzemdir. Zira AB üyeliğini yüksek oranda isteyen Türk halkının AB’ye güveni yüzde 30’un altındadır.

2020 yılının ilk yarısında Hırvatistan, ikinci yarısında ise Almanya’nın AB Dönem Başkanlığını üstlenecek olması Birlik ile aramızdaki ilişkilerin yapıcı bir şekilde ele alınması açısından önemli fırsatlar sunmaktadır. AB’ye en son üye olan, AB ile müzakerelere ise Türkiye ile aynı dönemde başlayan Hırvatistan’ın, ülkemizin katılım sürecine daha sağduyulu yaklaşmasını bekliyoruz. Almanya ise, yalnızca Avrupa bütünleşmesi açısından değil, Türkiye-AB ilişkilerinin olumlu bir gündem çerçevesinde yönetilebilmesi açısından da her zaman kilit ülkelerden biri olmuştur. Nitekim en çok fasıl açtığımız AB Dönem Başkanlığı’nın Almanya olması ve düzensiz göç krizinde Almanya ile yürüttüğümüz yakın işbirliğinin başarılı sonuçlar vermesi, Almanya’nın Türkiye-AB ilişkileri açısından önemini ortaya koymaktadır.

2020 yılında, Türkiye’nin AB’ye katılım süreci stratejik öncelik olmaya devam edecektir. Bu doğrultuda halkımızın yaşam standardını yükseltecek konulara öncelik verecek AB’ye Katılım İçin Ulusal Eylem Planı, 2020-2023 yıllarını kapsayacak şekilde güncellenecektir. Ayrıca, yeni yargı paketlerinin çıkarılması ve İnsan Hakları Eylem Planı’nın tamamlanması öngörülmektedir.

Öte yandan IPA fonlarından en üst düzeyde yarar sağlamaya yönelik çalışmalarımız 2020 yılında da sürdürülecektir. Performans odaklı çalışarak sözleşme oranının artırılması, IPA III dönemine (2021-2027) yönelik hazırlıkların sürdürülmesi, projelerin uygulanmasında Sonuç Odaklı İzleme ile projelere ilişkin ortak iletişim faaliyetlerinin devam ettirilmesi hedeflenmektedir. Nihai amacımız, AB kaynaklarının kullanımında bütüncül ve stratejik yaklaşımı, tüm kamu kurum ve kuruluşlarımızın sahipliğinde tesis ederek, proje kazanımlarının ülke politikası ve katılım sürecine olan etkisini artırmak ve görünür kılmaktır.

Bu bağlamda AB İletişim Stratejisi (ABİS) kapsamında Türkiye ile AB kamuoylarında Türkiye'nin AB üyeliğine desteğin artırılması ve karşılıklı önyargıların giderilerek doğru resme bakılmasının sağlanması amacıyla gerçekleştirilen iletişim faaliyetleri 2020 yılında artarak devam edecektir.

2020 Yılında Türkiye-AB İlişkilerinin Rotası: Ortak Geleceğe Doğru

Türkiye-AB ilişkileri tarihsel derinlik, güncel ortaklık ve gelecek kazanımları içermektedir. İlişkilerimizdeki kısa vadeli, dönemsel sorunlar Türkiye’nin asırlardan beri her anlamda Avrupa’nın ayrılmaz bir parçası olduğu gerçeğini değiştirmeyecektir. AB üyeliği, bu aidiyette ancak bir merhaleyi oluşturmaktadır. Coğrafya, siyasi çerçeve, ekonomik ilişkiler, ortak güvenlik ve savunma dinamikleri itibariyle Türkiye, geçmişte olduğu gibi gelecekte de AB ile güçlü bağlara sahip olmaya ve bu bağı üyeliğe dönüştürme çabalarına devam edecektir.

Dönüşen uluslararası sistemde, Türkiye ve AB ortak bir gelecek vizyonunu birlikte şekillendirmek zorundadır. Dünyada ve bölgede jeopolitik rekabetin kızıştığı, Avrupa kıtasının küresel ölçekte ağırlığı ve etkisinin sorgulanmaya başladığı bir dönemde, AB’nin kendini yeniden tanımlamaya ihtiyacı vardır.

Böyle bir konjonktürde Türkiyeli bir AB'nin önemi daha da artmıştır. 2020 yılında AB’nin bu vizyona, anlayışa ve bunun gerektirdiği siyasi liderliğe sahip olarak, Türkiye ile ilişkilerine yeni bir bakış açısı getirmesini bekliyoruz. Son yıllarda Türkiye ile empati kurarak güçlü bir dayanışma ve ortak çalışma kültürü oluşturmak yerine, AB ülkemizi belli konularda sürekli eleştiren ve dışlayan bir tutum sergilemiştir. Bu yaklaşım mevcut sorunları çözmediği gibi, ilişkilerimizin gerçek potansiyelinden de yararlanılmasını engellemektedir.

İlişkilerimize, geçmişin paradigmalarından kurtulup, yeni koşulların dinamikleri çerçevesinde bakmak daha yapıcı ve sağlıklı olacaktır. Türkiye-AB ilişkilerinde bugün en çok ihtiyaç duyulan, kalıcı ve vizyoner siyasettir. AB, Türkiye’nin kendisi için tarihsel ve stratejik önemini tam anlamıyla kavradığı ve katılım perspektifini canlı tuttuğu takdirde, uluslararası siyasette daha etkin ve güçlü bir aktör olacaktır. Türkiye-AB ilişkilerinde ortak geleceğe doğru bir rota çizilmesi, hem Avrupa hem Türkiye açısından uluslararası sistemde barış ve istikrarın tesisi için “kazan-kazan-kazan” formülünü hayata geçirmekle mümkündür. Buna gönülden inanan Türkiye, kamu kurumlarından, sivil toplum örgütlerine, çiftçisinden öğrencisine bu uzun ve ince yolda kararlılıkla yürümeye devam edecektir. Ülkemizin AB sürecinin en köklü sivil toplum hareketlerinden biri olan İKV’yi, bu yoldaki öncülüğünden ve etkin çalışmalarından dolayı kutluyor, çalışmalarında başarılar diliyorum.

Büyükelçi Faruk Kaymakcı, Dışişleri Bakan Yardımcısı ve AB Başkanı

http://10.0.0.5/ikv_bulten/?ust_id=9731&id=9746