İKV E-Bülteni | 2020 » 16-30 HAZİRAN » KÜRESEL GÜNDEM: Dünya Mülteciler Günü: Herkes Fark Yaratabilir ve Her Eylem Değerlidir

Dünya Mülteciler Günü: Herkes Fark Yaratabilir ve Her Eylem Değerlidir

2001 yılından bu yana her yıl, 20 Haziran, dünya mültecilerinin sorunlarını uluslararası toplumla paylaşmak ve bu konudaki farkındalığı artırmak amacıyla Dünya Mülteciler Günü olarak kabul ediliyor.

Dünya Mülteciler Günü vesilesiyle, BM, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği ve birçok sivil toplum kuruluşu çeşitli etkinlikler düzenleyerek savaş, siyasi baskılar ya da zulüm gibi nedenlerden dolayı yurtlarından olan mültecilerin durumuna dikkat çekiyor ve bu konuda uluslararası işbirliğini teşvik ediyor.

Mülteci Kimlere Deniyor? Mülteciler Hangi Haklara Sahip?

Mülteci olarak tanımlanan kişi; ülkesinde ırk, din, sosyal konum, siyasal düşünce ya da ulusal kimliği nedeniyle kendisini baskı altında hissederek kendi devletine olan güvenini kaybeden, kendi devletinin ona tarafsız davranmayacağı düşüncesi ile kendi ülkesini terk edip, başka bir ülkeye sığınma talebinde bulunan ve bu talebi o ülke tarafından kabul edilen kişi anlamına geliyor.

Mülteciler dünyadaki en savunmasız insanlar arasında yer alıyor. Mültecilerin korunmasına yönelik yapılan en önemli iki anlaşma, 28 Temmuz 1951 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde imzalanan 1951 Mülteci Sözleşmesi ve 31 Ocak 1967’de New York’ta imzalanan 1967 Protokolü olarak kabul ediliyor. Böylece mülteciler, bulundukları ülkede en azından, diğer yabancı uyruklulara uygulananla aynı muamele ve standartlara tabi olmaya ve çoğu durumda da ülkenin kendi vatandaşlarıyla aynı muameleyi görmeye hak kazandılar.

1951 Sözleşmesi mülteciler adına önemli haklar içeriyor ve aynı zamanda mültecilerin ev sahibi ülkelerine karşı yükümlülüklerini de vurguluyor. 1951 Sözleşmesi'nin en önemli maddesi ise geri göndermeme ilkesi. Bu ilkeye göre, mülteci yaşamı veya özgürlüğü konusunda ciddi tehditlerle karşı karşıya olduğu bir ülkeye geri gönderilmiyor. Fakat bu kural, ev sahipliği yapan ülkenin güvenliği için bir tehlike olarak kabul edilen veya özellikle ciddi suç unsuru içeren bir hususta suçlu bulunan mültecilere uygulanmıyor.

1951 Sözleşmesi'nde yer alan diğer haklar ise

-Kesin olarak tanımlanmış belirli koşullar haricinde sınır dışı edilmeme hakkı;

-Bir Akit Devletin topraklarına yasadışı giriş nedeniyle cezalandırılmama hakkı;

-Çalışma hakkı;

-Konut sahibi olma hakkı;

-Eğitim alma hakkı;

-Din özgürlüğü hakkı;

-Mahkemelere erişim hakkı;

-Bölgede hareket özgürlüğü hakkı;

-Kimlik ve seyahat belgelerinin düzenlenmesi hakkı.

Mültecilerin Genel Durumu

BM Göç Örgütü'nün 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü öncesinde açıkladığı Küresel Eğilimler Raporu'na göre 2019 yılı sonu itibarıyla dünyada yaklaşık 80 milyon kişi başka ülkelere sığınmak zorunda kaldı. Ulusal ve uluslararası kuruluşlarca yapılan araştırmalar mülteciler için hayatın giderek daha zor bir hale geldiğini açıkça ortaya koyuyor.

2011 yılında Suriye iç savaşının başlaması ile birlikte Türkiye büyük bir göç dalgası ile karşılaşmış ve birçok mülteciye kapılarını açmıştı. Halen Türkiye'de  %92'si Suriyeli olmak üzere toplam 3,9 milyon mülteci yaşıyor. 2019 yılı itibarıyla Türkiye 3,6 milyon Suriyeli, 170 bin Afgan, 142 bin Iraklı, 39 bin İranlı, 5 bin 700 Somalili ve diğer uluslardan toplam 11 bin 700 kişiye ev sahipliği yapıyor. Dünya’da en çok mülteciye ev sahipliği yapan ülke konumundaki Türkiye'de yaşayan yaklaşık 3,6 milyon Suriyelinin 1,6 milyonunu çocuklar oluşturuyor. Mülteci çocukların sayısı 1 milyon 670 bin 700, kadınların sayısı 858 bin 560 ve erkeklerin sayısı ise 1 milyon 84 bin 384 olarak açıklandı.

Geçim sıkıntısı, yoksulluk, eğitime ve sağlık hizmetlerine erişim gibi konularda zorluklar yaşayan mülteciler, koronavirüs salgını sürecinden de en çok etkilenen dezavantajlı gruplar arasında yer alıyor.

BM Mülteci Örgütü'nün Küresel Eğilimler Raporu ise zorla yerinden edilme olaylarının artık dünyadaki insanların %1'inden fazlasını kapsadığını gösteriyor. 2019 yılı sonu itibarıyla yaklaşık 80 milyon insanın yerlerinden edilmiş olduğunu ifade eden BM Mülteci Örgütü, bu sayının eskiye kıyasla büyük bir artış gösterdiğini ve daha önce toplamda bu kadar yüksek bir sayıya ulaşılmadığını ifade ediyor.

Rapora göre, 1990'lı yıllarda her yıl ortalama 1,5 milyon mülteci evlerine geri dönebiliyorken, bu sayı 2009-2019 yılları arası yılda yaklaşık 385 bine kadar düşüş gösterdi.

Suriyeli mülteciler çoğu zaman siyasi alanda birer özne olarak kullanılmakta ve bir argüman haline getirilmekte. 18 Mart 2016 tarihinde AB ve Türkiye arasında varılan uzlaşı uyarınca 3 milyar avroluk fonun hayata geçirilmesi kararlaştırılmış ve fonların, Türkiye'deki Suriyeli mültecilerin sağlık, eğitim, altyapı, gıda ve diğer ihtiyaçları için geliştirilecek projelere harcanması için kullanılması üzerinde anlaşmaya varılmıştı.

Türkiye, AB ile varılan mutabakatın tüm şartlarının uygulanmaması ve bu konuda AB’ye yapılan uyarıların göz ardı edilmesi neticesinde 28 Şubat 2020 tarihinde sınır kapılarını açtığını ve Avrupa ülkelerine gitmek isteyen sığınmacıların geçişine izin vereceğini açıklamıştı. Bunun üzerine Suriyeli, Iraklı, Pakistanlı ve Afgan gruplardan oluşan binlerce sığınmacı Yunanistan sınırına akın etmişti. Pazarkule Sınır Kapısı'na yönelen mülteciler, Yunan güvenlik güçlerinin set çekerek girişlerine izin vermemesi üzerine Yunanistan'a geçiş yapamamış ve iki ülke arasındaki tampon bölgede kalmıştı. Sınırda yaşanan olaylar Türkiye ile Yunanistan ve AB arasında krize neden olmuş ve Yunan sınırında mültecilere şiddet uygulanması tartışmaları beraberinde getirmişti.

Türkiye’deki Suriyelilere Yapılan Yardımlar

Türkiye’de bulunan Suriyelilere nakdi para yardımları, uyum sağlanması için geliştirilen destekler ve eğitim-öğretim yardımları olmak üzere üç ana destek sunuluyor. Suriyeliler ayrıca Türkiye’de kalan tüm yabancılarla aynı temel haklara sahip. Bu temel haklar ise

-Devlet hastanelerinde sunulan acil sağlık hizmetlerinden faydalanma hakkı;

-Özel sektörde çalışma ve çalışma talebinde bulunma hakkı;

-Resmi olarak evlenme ve aile sahibi olma hakkı;

-Eğitim hayatına devam etme hakkı;

-Yabancılar için hazırlanan sosyal desteklerden faydalanma hakkı.

Türkiye’de yaşayan Suriyelilere ayrıca kısa adıyla SUY olan Sosyal Uyum Yardımı sağlanıyor. Bu yardım programı Türkiye’de bulunan mülteci kamplarının dışında yaşayan uluslararası koruma veya geçici koruma altındaki yabancılara verilen bir yardım olup, bu yardımın finansmanı AB bütçesinden karşılanıyor. Aylık 120 lira olan yardımlar Kızılay Kart aracılığı ile gönderiliyor. 2019 yılı itibarıyla 1 milyon 696 bin 555 kişi bu yardımdan yararlanıyor.

Mülteciler Ne Gibi Zorluklarla Karşılaşıyorlar?

Mültecilerin çoğu bulundukları yerlerden gerek kara yolu gerek deniz yolu ile olmak üzere başka bir ülkeye geçerken insan kaçakçılarının eline düşmekten kurtulamıyor. Mülteciler kişi başı 650 dolar gibi büyük miktarda meblağlar ödeyerek, güvenli olmayan yollarla geçiş yapmak zorunda kalıyor ve bu nedenle yolda yaşamını yitirenler oluyor. Yaşanan sıkıntılar ise sadece yolculuk sırasında değil, sığınılan ülkelerde de devam ediyor.

Yaşar Üniversitesi tarafından Türkiye’deki Suriyelilerin durumunu analiz etmek için yapılan araştırma gençlerin eğitim ve iş alanında sıkıntı çektiklerini ortaya koyuyor. Ankete katılan 1500 gencin yalnızca %43’ünün eğitim gördüğü belirtilirken, gençlerin eğitim hayatına katılamamalarındaki başlıca nedenler olarak çalışmak zorunda olmaları, gelir yetersizliği ve Türkçe konusunda yaşadıkları sorunlar gösteriliyor.

Suriyeli gençlerin %11'i Türkiye'de düzenli bir işte çalıştıklarını belirtirken, geri kalanların çalışamama sebepleri arasında %34,7 ile ‘’iş fırsatlarının az olması’’ ve % 24,9 ile '’Türkçe dil yeterliliğinin olmaması'’ yer alırken, katılımcıların %62’lik kısmı Türkçe kursuna ihtiyaç duyduklarını açıkça belirtiyor.

Türkiye’deki Suriyelilerin sorun yaşadığı alanların en başında çalışma alanı geliyor. Tarım, inşaat ve küçük sanayi tesislerinde sosyal güvenliklerinden yoksun ve düşük ücretlerle çalışıyorlar. Emeklerinin yok sayıldığı durumlarda da, hukuksal süreçlerini takip edemiyorlar. Mülteciler ayrıca güvenlik tedbirlerinden yoksun olan atölyelerde taşeron sistemine tabi ve ölüm ve yaralanma risklerine açık bir durumda çalışmak zorunda kalıyorlar.

Özellikle çocuk işçilerin sömürüye açık olması ve düşük ücretlerle çalıştırılmaları Suriyeli çocukların zor koşullarda çalışmalarına neden oluyor. Yaşıtlarıyla okulda olması gereken binlerce çocuk atölyelerde, tarım alanlarında, atık toplama işçiliğinde, sokaklarda çalışmak zorunda bırakılıyor. Emek sömürüsüne dair gerekli olan tedbirler alınmıyor.

Eğitim alanında ise okulda olması gereken çocuklar gerek anadilde eğitimin olmaması gerek iş yaşamının içinde tutulmalarından dolayı okula gidemiyorlar. Okula giden Suriyeli öğrenciler ise diğer öğrenci velileri tarafından ya istenmiyor ya da akran şiddetine maruz kaldıklarından eğitimlerini bırakmak zorunda kalıyorlar. Dil nedeniyle eğitim düzeyi eşit olarak ilerlemiyor ve geride kalan çocuklar okulu bırakıyorlar. Okuma yazma bilmeyen, eğitim almayan bir kayıp nesil kaçınılmaz hale geliyor.

International Refugee Congress danışma raporu bizlere sadece Türkiye’deki değil aynı zamanda dünya genelindeki mültecilerin sorunlarını ve önceliklerini anlamamızda yardımcı oluyor. 15 Aralık 2017 ve 1 Mart 2018 tarihlerinde Arapça, İngilizce, Fransızca, İspanyolca ve Türkçe olmak üzere 5 farklı dilde, açık uçlu ve çoktan seçmeli yapılan 20 soruluk çevrimiçi anketi ile mültecilerin genel, uluslararası ve ulusal politika öncelikleri hakkında görüşleri ölçüldü.

Ankete dünyanın en fazla mülteci barındıran dokuz ülkesi başta olmak üzere toplamda 47 ülkeden 475 kişi katıldı. Anket sonuçlarına göre mültecilerin %49,9’unun en önemli önceliği temel ihtiyaçları karşılayan hizmetlere erişim iken, ikinci önemli öncelik olarak %36,2 ile istem dışı geri gönderilme geliyor. Üçüncü sırada %34,1 ile yasal istihdam fırsatlarına erişim, dördüncü sırada ise yasal statünün tanınması ve belgelere erişim geliyor.

Çevrim içi ankete katılan diğer katılımcılar için diğer başlıca önemli öncelikler olarak %33 ile eğitime erişim, %31 ile yabancı düşmanlığı ve ayrımcılıktan korunma, %27,8 ile sosyal uyum, %26,5 ile dil engeli ve son olarak %26 ile iltica talebinde bulunma hakkı geliyor.

Her ne kadar koronavirüs krizinin patlak vermesi ile arka planda kalsa da, mülteci konusu halen önemini korumakta. AB ve Türkiye’nin bu konudaki tartışmalarının nasıl bir boyut kazanacağı ve başta Türkiye olmak üzere mültecilerin bulunduğu ülkelerdeki geleceklerinin nasıl şekilleneceği merakla bekleniyor.

İKV’nin de hazırlanmasına katkıda bulunduğu International Refugee Congress 2018 Danışma Raporu’na buradan ulaşabilirsiniz.

Zafer Can Dartan, İKV Uzman Yardımcısı

http://10.0.0.5/ikv_bulten/?ust_id=9867&id=9870